Tüm Bel-Sen İdari Sekreteri Emrah Ataş: “Sendikada aktif olmam sebebiyle sürgün edildim”

0

Bornova Belediyesi’nde çalışan Tüm Bel Sen İzmir 2 Nolu Şube İdari Sekteri Emrah Ataş sendikalar kanuna aykırı bir şekilde, kendi onayı olmadan Mali Hizmetler Müdürlüğü Yoklama Servisine sürgün edilmişti. Ataş ile yaşanan süreci konuştuk. Bu sürgünü, bir yıpratma politikası olarak değerlendiren Ataş, Tüm Bel-Sen olarak KHK’lar, sürgünler, örgütlenmeyi kırma çabaları ile mücadeleye topyekun devam edecekleri vurgusunu yaptı.

Sendikalar kanununa tamamen aykırı bir şekilde Bornova Belediyesi’nden sürgün edildiniz. Gerçekleşen bu sürgün öncesinde neler yaşandı? Siz bu yaptırımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaklaşık 1.5-2 senedir bizim Bornova Belediyesi ile aramızda bir sürtüşme var. Biz daha öncesinde Bornova Belediyesi’nde yetkili sendikaydık. Önce toplu sözleşme döneminde, ücretlerimize zam yapmak istemediler. Biz de buradaki memur arkadaşlarımız ile toplantılar yaptık, sonrasında bir eylem gerçekleştirdik. Zam almadan sözleşmeyi imzalamayacağımızı dile getirdik. Bunun üzerine 3-4 ay süren bir mücadeleden sonra sözleşmeyi zamlı bir şekilde imzalamış olduk. Vermek istemedikleri bir zammı aldık. Burada sendikalar arası bir çekişmede var. Tüm Yerel-Sen Birleşik Kamu-İş’in sendikası, burada da işveren üzerinden örgütlenen bir sendika. Kendi sarı sendikalarına burada yol açtılar. Bu sözleşmeyi imzaladıktan sonra bir iki haftalığına yetkiyi onlar ellerine aldılar. Sonrasında burada yüz okuma sistemini getirdiler. Yüz okuma sisteminin yasal olmadığını düşündüğümüz için aleyhinde bir dava açtık ve kazandık. Yüz okuma sisteminin memurlar için zorunluluk olmaktan çıktı. Bunların hepsi üst üste gelince ve sendikal faaliyet açısından en aktif olan kişide ben olunca cezalandırılacak kişi olarak beni seçtiler. Ben bu durumu bu şekilde değerlendiriyorum. Çünkü benim bulunduğum birimden Mali Hizmetler Müdürlüğü Yoklama Birimi’ne gönderilenler içinde en genç olan, en aktif olan ve eğitim seviyesi en iyi olan benim. Burada diğerlerini emekliye zorlamak gibi ya da çalıştığı yerde uyumlu olmadıkları gerekçesiyle göndermek gibi bahaneler bulurken araya beni de sıkıştırmışlar. O listeye benim ismimi de ekleyerek bir nevi yıpratma politikası izlemeye çalışıyorlar.

Daha önce Beşiktaş Belediyesi çalışanı ve Tüm Bel-Sen işyeri temsilcisi Zeynep Karaman  ve Tüm Bel-Sen Hukuk Sekreteri Anıl Kaçar ile de Tüm Bel-Sen’e yönelen Tüm Yerel-Sen operasyonu ile ilgili konuşmuştuk. Bu sürgünü de Tüm Yerel-Sen ile bağlantılı görüyor musunuz?

Aslında Tüm Yerel-Sen’in bir proje örgütlenmesi olduğu burada ortaya çıkıyor. En son referandum çalışmalarında bir demokratik kitle örgütü olarak biz üzerimize düşeni yaptık. Afişler astık, broşürler bastırdık, bununla ilgili çalışmalar yaptık fakat Tüm Yerel-Sen’den herhangi bir çalışma görmedik. Onlara bunu sorduğumuzda da kaçamak cevaplar verdiler. Aslına bakarsanız özellikle İzmir bölgesindeki insanların ulusalcı hisleri, bayrak siyaseti, Atatürkçülük üzerine speküle ettikleri konular var. Ancak bu konuların en hassas olduğu dönemlerde hiç biri ile ilgili bir şey yapmamış olmaları onların bir proje yani sarı sendika olduğu gerçeğini ortaya seriyor. Biz bunu yaşayarak görüyoruz. Burada asıl sendika Tüm Bel-Sen. Bizim gücümüzü kırmak için insanlar için hassas olan konulara giriyorlar. ”Hanginiz daha milliyetçisiniz? Hanginiz daha Atatürkçüsünüz?” gibi söylemler ile insanları baskı altına alarak, sendikayı ikiye böldüler. En fazla zararı onlar verdiler. İzmir’de referandum adına direnişe de en büyük zararı onlar verdiler. Ayrıca burada arkadaşlarımızı hedef gösterdiler. Hükümet adına burada görev üstlendiler. Burada suçsuz insanların ekmeği ile oynadılar. Benim durumum çok önemli değil ama çok fazla arkadaşımızı hedef gösterdiler.

Konuya geri dönersek şu an yerel yönetimlerdeki siyasi parti, mevcut AKP iktidarının yereldeki kötü bir örneğidir. Aslında aynı şeyleri burada onlar yapıyorlar. Kendi egemen oldukları alanlarda gerek rant olsun gerek baskıcı tutumları olsun, özellikle emekçilere karşı her türlü baskıyı uyguluyorlar. Biz siyasi anlamda da bu politikayı anlayabilmiş değiliz. AKP’nin kötü bir örneğini görürken, ilerleyen dönemlerde insanlar nasıl şu anki tutumuna göre bu partiyi destekleyebilecek. Ana muhalefet partisi olarak bizim kafamızda soru işaretleri bırakıyor, nereye kadar böyle gidecek? Özellikle kendine sosyal demokrat, sol bir çizgide tanımlayan yerel yönetimlerde müteahhitler, beyaz eşya satıcıları gibi para sahibi insanlar yönetimde söz sahibi. Sol çizgide olduklarını söylemelerine rağmen fiiliyat da bunun tam tersini yapmalarını halka nasıl izah edebilecekler ki.

Ben çok zor şartlar altında okudum, KPSS ile devlet memuru olarak atandım sonrasında. Kimse bizi kayırmadı. Kendi emeğim ile bu noktaya geldim. Fakat şu an bir tane para babası geliyor. Burada kimi nasıl sömürebilirim ona bakıyor. Bunlar da bizim sindiremeyeceğimiz şeyler. Bu durum bizim direncimizi de arttırıyor. Çünkü üreten biziz ama sömüren onlar. Yani biz haklıyız. İşin acı tarafı da mevcut iktidara muhalefet olarak gözüken partinin özellikle yerel yönetimde bu tarz uygulamalara izin verecek kişilere görev verilmiş olması oldukça acı. Mesela belediyelerde, üst düzey yöneticiler kendi akrabalarını kayırıyorlar ve bunu sosyal demokrat kimlikleri ile yapıyorlar. Kendi akrabalarını, damatlarını, gelinlerini güzel işlere yerleştirirken diğer insanlara haksızlık yapıyorlar. Üstüne bir de bizim hakkımızda kararlar veriyorlar. Dediğim gibi ama haklı olduğumuzu biliyoruz onun için bu durumlar bizim direncimizi arttırıyor.

Tüm Yerel-Sen’de de kim sendikacılık yaparsa iyi yerlere geliyorlar. Ulusalcı siyaset yapıyorlar fakat bunu neden yaptıkları ortaya çıkıyor. Birkaç sene sendikacılık yapıyor sonrasında sözleşmeli memur oluyor. Hâlbuki aynı şartlarda bir sürü işsiz var. Bu insanlar diğer kesimlere haksızlık yaparak gelip memur oluyorlar. Kullandıkları malzemede ulusalcılık, Atatürkçülük gibi insanlar için önemli konular. Bizim düşüncemiz gerçekten bu değerlere sahip bir insan bu şekilde hareket etmez. Toplum vicdanı olan insanlar böyle davranmazlar, bunun haksızlık olduğunu bilirler ve bu teklif gelse dahi reddederler. Ama bunlar öyle yapmıyor ki bu da onların sahte duruşlarının göstergesi oluyor.

14 Temmuz’da yayınlanan son KHK ile İzmir Tüm Bel-Sen Başkanı’nın da aralarında bulunduğu pek çok kişi ihraç edildi. Yaşanan bu ihraçları nasıl değerlendiriyorsunuz. Tüm Bel-Sen’de sürgünler, KHK’lar, farklı sendikaların örgütlenmeyi kırma çabaları sürüyor. Bu noktada mücadele plânınız ne olacak?

Şu an yalnızca bizim sendikamızda ihraçlar yok. Tüm Yerel-Sen’den de ihraçlar var. İhraç gerekçeleri zaten çok sağlam değil. İhraç komisyonları da oluşturuldu ve komisyonda da görüşülecek. Bankadan hesabınız varmış vs. gibi mantıksız gerekçeler öne sürmüşler. Asıl acı olan da şu ki Tüm Yerel-Sen’den ihraç edilenler de sendikaları tarafından sahip çıkılmıyor. O insanlara da hukuki desteği biz sunuyoruz. Çünkü biz insanlara yalnızca emekçi gözü ile bakıyoruz. Bir şekilde onun hassas olduğu konular speküle edilip de sendikaya üye edilmiş olabilir. Ancak o bir emekçi olduğu için biz onu her aşamada sahipleniriz. Ancak ne Memur-Sen ne Tüm Yerel-Sen kimseye sahip çıkmıyor. Bu aşamada her ne kadar korku imparatorluğu kurulmuş olsa da biz yine de basın açıklaması yapıyoruz, karşı koyuyoruz.  Şöyle de bir şey yalnızca biz ihraçlara sahip çıktığımız için sanki sadece bizim sendikamızdan ihraçlar varmış gibi bir görüntü oluyor. Hâlbuki hepsinde ihraç var. Ancak diğer sendikalar bunları sineye çektikleri ve ortada bir suç varmış gibi kabul ettikleri için sanki onlar da ihraç yokmuş gibi görünüyor. Ancak sadece direnen biziz. İhraçlarımızı sahipleniyoruz. Zaten gerçek bir sendika olduğumuzda burada açığa çıkıyor. Bizim üyelerimizde bizim bu sağlam duruşumuzu ve dayanışma ruhumuzu görünce daha sıkı sıkıya bir bağ içine giriyorlar. Her geçen gün de bu korku imparatorluğuna rağmen üyelerimiz artıyor.

Share.

Comments are closed.