gününde

Tepeden Gelen Açlığa Karşı Diptekilerin ‘BİZ’ Dayanışması

0

Salgının Türkiye’de başlayıp yaygınlaşması üzerinden yaklaşık 2,5 ay geçti. Bu süreç içinde her akşam can kayıplarımızın istatistiki verileri sunuldu ve alınması gereken önlemler sıralanıp ‘salgını yönetiyoruz’ imaji yaratılmak istendi.

Bu açıklamaların yanında herkesin bildiği şey hükümetin halka bir maskeyi bile dağıtamadığı gerçeği idi. Bir türlü dağıtamadıkları maskenin ardında esasen kendi misyonlarını yerine getiriyorlardı. Dayandıkları sermaye sınıfının ihtiyaçlarına yönelik bir dizi uygulamayı emekçilere fatura etmeyi planladılar bu maske altında. Ve uyguladılar.

İşçiler işe gitmek zorunda bırakıldı. İtiraz edenler salgın bahane edilerek işten atıldı. İşsizlik ordusu 10 milyona ulaştı. Asgarî geçim koşulları ortadan kalktı. Halk yoksulluk ile baş başa bırakıldı, günlük öğün bulamayan on binlerce insan çöpten çerden beslenmek zorunda bırakıldı.

Yardım adı altında, geçinemeyenler istismar edildi. Herkes evde kalsın denirken çalışmaktan başka imkânı olmayan milyonlar dip dibe yaşam mücadelesi vermeye devam etti.

Tepedekiler ise aldıkları önlemlerle patronların kâr marjlarının ikiye üçe katlanmasını sağladı. Hazine kasasını halka, işçilere değil, patronlara açarak emekçilere bir koli yeter görüldü. Dayandıkları sermaye sınıfı semizlendi, milyonlar aç kaldı.

Yoksulluğun önlenmesine dair somut uygulanabilir hiçbir şey yapılmadı. Yoksulluğu yönetmeye aday çığırtkanlar ortaya çıktı. Hayırseverlik adı altında yardım edilmiş ve kendilerine kul köle olacak yoksullar yaratarak tepedekilerin lüks hayatı güvence altına alındı.

Ama bilmedikleri bir şey cereyan etmeye başladı.

Sömürü çarkının dişlileri arasında kalan milyonlarca işçi en dibe doğru itildiklerini, herkes evde kalırken kendilerinin aç açıkta bırakıldığını daha yakıcı olarak fark etti. Tepedekilerin lüksü pahasına kendilerine reva görülen açlık ve yoksulluğu iliklerine kadar hissettiler.

Oysa yoksulluk ve açlık yardımla çözülecek bir olgu değildi. Çünkü yardım dikeydi, aşağılıyor, yardım edene mahkûm bırakıyordu. Milyonlar bu onur kırıcı durumun meydana gelişinin birebir tanıkları oldu. Oysa en diptekilerin “biz dayanışması” ise yataydı, saygı duyuyordu.

Bu süreçte yaratılmasına naçizane katkı sunmaya çalıştığımız şey “yardım” ve “dayanışma” arasındaki keskin ayrımdır. Şimdi önümüzde duran; yoksulluğu, açlığı ortadan kaldıracak yaşam pratiklerinin, yatay bir dayanışma kültürünün daha güçlü daha kolektif biçimde yaygınca örülmesi görevidir.

Bunun için milyonlarla birlikte kendi özgücümüze dayanarak birbirimizle bağ kurmalı, birbirimizin yüzüne daha çok bakmalıyız. Bu da ancak dayanışma ile dayanışmanın örgütlenmesi ile gerçekleşebilir. Bunu çalışmak zorunda bırakılan işçilerin mücadelesinden, direnişlerinden öğreniyoruz.

En dibe itilmişsek, en dipten birbirimize tutunarak çıkabilir, yoksulluğun hüküm sürdüğü düzeni değiştirebiliriz. Memleket sathında gerçekleştirmeye devam ettiğimiz “Az Tüket, İhtiyacı Olanla Bölüş” dayanışma kampanyamızın çağrısını yineliyoruz;

Emekçilere tepeden reva görülen yoksulluğa karşı dipten gelen bir dayanışma ağı ile cevap veriyor hayata tutunuyor, bölüşerek örgütleniyoruz. Gücü olan herkesi dayanışma ağını büyütmeye, güçlendirmeye bizimle bağ kurmaya çağırıyoruz.

Alo Umut-Sen’i (0552 286 56 36 ) ara, bize ulaş.

Umut, Örgütlü Dayanışmadadır!

 

Share.

Comments are closed.