Tekno Maccaferri’de devlet “raconu” ile grev kırıcılığında 2. perde!

Düzce’de yer alan Tekno Maccaferri Fabrikasında 43 gündür süren greve Valilik talimatıyla jandarma bir kez daha saldırdı. 24 Ağustos’ta yapılan ilk saldırı da Birleşik Metal İş Sendikası üyesi işçiler, grev gözcüleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 20 kişi zor kullanılarak göz altına alınmıştı. Yasaya göre, grevdeki fabrikadan dışarıya hiçbir şekilde yarı mamul, makine, alet ve edevat çıkarılmaması gerekirken, bugün kolluk kuvvetleri gözetiminde dışarıya bu mallar çıkarılmak istendiği ve grevci işçiler darp edildiği öğrenildi.

Birleşik Metal-İş Sendikasının yaptığı açıklamada 12 Eylül darbesinin OHAL, grev yasakları ve grev kırıcılığı ile devam ettiği ifade edildi.

Sendikanın yaptığı açıklamanın tam metni şöyle:

Tekno Maccaferri Grevimizin 43. Gününde 
Jandarma Gözetiminde Grev Kırıcılığı!

Düzce’de kurulu Tekno Maccaferri işyerinde sendikamız üyesi işçilerin 31 Temmuz 2017 tarihinden bu yana sürdürdüğü yasal GREV’de, bugün ikinci kez jandarma gözetiminde grev kırıcılığı…

Yasaya göre, grevdeki fabrikadan dışarıya hiçbir şekilde yarı mamul, makine, alet ve edevat çıkarılmaması gerekirken, bugün kolluk kuvvetleri gözetiminde dışarıya bu mallar çıkarılmak istendi ve grevci işçiler darp edildi.

Sendikamız üyesi işçiler Tekno Maccaferri’de 43 gündür yasalara büyük bir titizlikle uyarak grev haklarını kullanıyorlar. Ancak başından bu yana işveren yasa tanımadan hareket etmeye devam ediyor. Grev başlamadan kısa bir süre önce Ankara ofisinde çalışan sayısını SGK kayıtları üzerinde arttırarak talep ettiği yasadışı grev oylaması, sendikamızın çabası sonucunda boşa düşürülmüştü.

Bugün ise, yasaya aykırı olarak, grevdeki işyerinden yarı mamul ve makine ekipmanları dışarıya çıkarılmak istendi ve grevci işçiler bedenleri ile fabrika kapısında set oldular. Ve darp edildiler.

Bu kanunsuzluk fabrikanın önüne gelen yükleme kamyonlarına eşlik eden jandarmanın gözetiminde yapıldı. Grev gözcüsü işçilerin itirazlarına karşı, Valiliğin oluru ve savcılığın sözlü talimatı doğrultusunda işlemin yapıldığı söylendi.

12 Eylül Askeri Darbesi

OHAL, grev yasaklama ve grev kırıcılığı ile devam ediyor…

Her darbenin bir ekonomi politiği vardır. 1960 darbesi, “ithal ikamecilikle” ilişkilendirilir. 12 Eylül de ithal ikameciliğe son veren niteliği ile bilinir. 24 Ocak Kararları bir yanıyla budur; diğer yanıyla bugüne dek uzanan emeğe yönelik her saldırının temelini oluşturur.

Başlatılan “devletin küçültülmesi” tartışmaları, gerçekte devletin sosyal alana yatırım yapamaya son vermesinin bir başka biçimde ifade edilmesidir. Bu süreçte özelleştirmeler, esnek üretim ve taşeronlaştırma giderek hız kazanmış, yaratıcı bir saldırganlık eşliğinde geliştirilerek bugüne taşınmıştır.

12 Eylül’ün ekonomik programı,  aynı zamanda nasıl bir ideolojik politik hat izleneceğinin işaretini Vehbi Koç’un, cuntaya bir mektup yazarak “Özal bizim konularımızı en iyi bilen adamdır, onu harcamayınız” dediği, TİSK Başkanı Halit Narin’in “Geçmiş yirmi yıl boyunca biz ağladık şimdi ağlama sırası işçilerdedir” sözleri ile değerlendirmek yerinde olacaktır.  Mesele, elbette sağ-sol çatışması değildir, aksine 12 Eylül, emeğin haklarının gasp edileceği, en acı reçetelerin dayatılacağı bir darbedir.

En son Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TOBB toplantısında, açıkça OHAL’i grevleri engellemek için kullandıklarını söyledi. “Soruyorum, iş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, bir aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde, 15 sene önce Türkiye’de olağanüstü hal vardı ama bütün fabrikalar hep grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri ama şimdi böyle bir şey var mı? Tam aksine, şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki ‘Hayır, burada greve müsaade etmiyoruz çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız.’ Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.” dedi.”