Taşeron mücadelesi kamuda ve özelde tek bir taşeron uygulaması kalmayıncaya kadar devam edecek – Başaran Aksu

0

696 no’lu KHK ile taşeron işçilerin on yıllardır mücadele ettiği “kadro” hakkı verilmek zorunda kalındı. Bu yazı da işin teknik yönünden ziyade peki “kadro” alan ve kadro dışı kalan taşeron işçisi kardeşlerimizle ilgili tabloyu aktarmak, “Durum nedir? Ne yapmalı?” sorularına odaklanıyoruz.

Verilmek zorunda kaldı diyorum çünkü devlet kurumları ve belediyelerdeki taşeron işçilerin onur mücadelesi olan kadro hakkı mücadelesi; binlerce direnişin, binlerce eylemin, binlerce işten atılmanın, onbinlerce işçinin kıdem ve ihbarının gaspının, binlerce işçinin iş cinayetlerinde ölmesinin, binlercesinin meslek hastalıklarına yakalanmasının, binlercesinin psikolojisinin bozulmasının, yüzlercesinin intihar etmesinin üzerine kurulmuş toplam bir sınıf mücadelesinin içinde kah barikat kurup meclis önlerinde, belediye, hastane, bakanlıklar önünde çatışarak, kah sinirlenip haysiyetsizlik dayatan, emek gasp eden taşeron şirket patronunun kafasını patlatarak, kah sendika hakkı istiyoruz diye sendika kapılarını aşındırıp cevapsız kalarak, kah kadro hakkı için, muvazaa, ek tediye davaları açarak, kah her dönemin bakanına, vekiline, başbakanına, cumhurbaşkanına, belediye başkanına yazarak, “yalvararak”, rica ederek, onların yani yönetenlerin miting ve toplantılarını bölen isyanlarda, yakarışlarda bulunarak, sosyal medyada platformlar, birlikler kurarak, Facebook’tan, Twitter’dan bağırarak, çağırarak, hashtaglar oluşturarak, dernekler, birlikler kurarak kazanıldı. -Bugün bürokrat sendikacılığın esiri haline gelerek etkisizleşen Dev-Sağlık-İş’in taşeron sağlık çalışanlarıyla birlikte yürüttüğü mücadelenin de önemli bir katkısı var bugün alınan mesafe de.-

AKP önce bu isyanı kontrol altına almak için taşeron işçilerin sendikalaşma hakkını tanıyarak işçilerin sarı ve bürokrat sendikaların kontrolü altına alınmasını sağlayarak bu onur isyanını bastıracağını, kadro hakkı talebini unutturabileceğini düşündü. Beş yıl bu politikalarla geçiştirildi taşeron işçiler. Her seçimde tüm partiler vaatte bulunmak zorunda kaldılar, işçileri sonsuza kadar kandırabileceklerini düşündüler. Sendikacı esnafı, işçinin isyankar kadro hakkı arayışını soğurmakta, mas etmekte AKP’nin beklediği performansı ne “yazık” ki ortaya koyamadı. İşçiler onların konumunu da sorgulamaya başladı. Kamu İşveren Sendikası, İşçi Sendikası, Yüksek Hakem Kurulu arasında oynanan tiyatrolarla kamuda tek tip bir toplu sözleşme düzeni ile işçiyi uyuturuz sandılar. Bu arada neredeyse 600 bine yakın taşeron işçinin 40 bin civarı DİSK’e, 200 bine yakını Türk-İş’e, 350 bini Hak-İş’e üye yaptırıldı, aidatları bu sendikaların kasalarına aktarıldı. Bu aidatlar işçilerin kadro hakkı mücadelesinin finansı dışındaki her şey için kullanıldı, kullanılmaya devam ediyor.
Evet hayırlı olsun taşeron işçisi kardeşlerime..

Çünkü AKP’den kadroyu söke söke, dövüşe dövüşe aldılar. Zafer direne dövüşe kanla, canla, acıyla geçen direnç yıllarının sonunda kanırta kanırta kazanıldı. Üstelik içeride ve dışarıda binlerce çeşit düşmanla mücadele ede ede kazanıldı bu zafer. Takdiri, teşekkürü hak ediyorlar.

ANCAK;

AKP söz konusu olan işverenler değil de işçiler ve emekçiler olunca her zaman yaptığı üç kağıtçılığa, dolandırıcılığa bu kez yine başvurdu.

AKP, bu hakkı muhalefet partilerinin tüm çağrılarına rağmen meclisten normal bir yasa gibi geçirmek yerine apar topar hazırlandığı belli olan OHAL rejiminin yasa mercii KHK tekniğiyle taşeron işçilerin kadro hakkının içeriğini boşaltarak, ayrımcılığı artırarak, haktan yararlanmayı çoğu işçi için imkansız kılacak şartları dayatarak faşist bir biçimde sundu.

Toplu sözleşme hakkını protokol tanımlamasıyla tek tipleştirdi, iş kolunu belirsiz hale getirdi, feragatname dayatmasıyla her bir çalışanın geçmişe dönük haklarından vazgeçmesini beyan ettiği metinlere imza şartı getirdi. Tüm aile fertlerine Güvenlik Soruşturması Şartı getirdi. Yazılı, sözlü sınav şartı getirdi. Üç kefil şartı getirdi.

Yani binlerce işçi açtıkları davalar sonucu Yargıtay aşamasında muvazaalı çalışmayı tespit ettirip kadro hakkını fiilen almışken, binlercesinin davası bu yönde sonuçlanmaya devam ediyorken ve binlerce sonuçlanmamış dava varken feragatname şartıyla açılmış olan ve geçmişe dönük açılabilecek olan davalardan vazgeçmeyi zorunlu şart haline getiriyor kadro için. Bu sermaye devletinin ilkel birikim politikasının bir devamıdır. Tıpkı Borçlar Kanunu’nda geçmiş yıllarda yapılan torba (siz zorba diye okuyun) yasa değişikliğiyle işçi alacaklarında zamanaşımı süresini on yıldan beş yıla düşürerek işçilerin alınteri birikimlerini gasp edip devlet üzerinden sermayeye aktarılmasında olduğu gibi. Tıpkı yılbaşıyla birlikte zorunlu hale getirilen Zorunlu Arabuluculuk uygulamasında işten atılan, hakkını arayan işçinin ekonomik sıkışıklığını, acil nakit ihtiyacını fırsata çevirerek mesela davası neticelenince alabileceği yirmi brüt maaş yerine beş-yedi brüt maaşa ikna etme mekanizmasının devreye sokulması gibi. Bu yolla hem işçileri kolay işten atabilecekler hem de işçinin alacaklarının büyük bir bölümüne çökebilecekler. AKP ve devlet mafya tarzıyla bu kez kamu ve belediyelerdeki taşeron işçilerin 4-D ve Belediye İktisadi Teşebbüsleri’ne (BİT’lere) geçiş hakkı karşılığında beş yıl geriye doğru birikmiş alınteri haklarıyla ilgili dava açma olanağını ortadan kaldırıp işçilerin bu birikimlerini taşeron şirket patronlarına teşekkür hediyesi olarak armağan ediyor. Taşeron işçilerin “hakkını” tanımlayan bu KHK zorbalığı yasası bir davul yasadır. Gürültüsü büyük, içi boş olan ve işçinin hakkına, kafasına tokmakla her daim vurulabilecek mekanizmaları olan bir uygulamadır.

Örneğin; siz, güvenlik soruşturmasında devletçe “temiz” bulundunuz, sizin “temiz” olmanız yetmiyor. Güvenlik soruşturması tüm ailenizi kapsıyor. Anneniz köyünüze yapılan HES’e hayır deyip oradan yargılanıp ceza almışsa yani “teröristse” kadro hakkından yine mahrum oluyorsunuz. Yani AKP siz ya da ailenizin bir ferdi AKP karşıtı bir tanımlama içine giriyorsa mesela bu hakkı kullanma olanağınızı ortadan kaldırıyor. Aynı şekilde muhalif, sol görüşlü, sosyalist, HDP’li işçilerin kamu ve belediyelerden tasfiyesi hedefleniyor bu yolla. Güvenlik soruşturmasını geçebilirseniz yazılı ve sözlü mülakatta karşınıza diyanetin bir fetvası ya da sahabenin hayatından bir kesit ya da Payitaht dizisinden bir şahsiyeti tanıyıp tanımadığınız sorulup bilemediğinizde kadro hakkından yine mahrum oluyorsunuz. Bu beyin yakan sorulara yanıt verebilir yazılı ve sözlü mülakatı geçerseniz şayet üç kefil bulmanız gerekiyor ki 4-D kadrosu ya da BİT kadrosu alabilin.

Emekli olup çalışmaya devam ediyorsanız, malullük aylığı alıyorsanız bu haktan yararlanmanıza izin verilmiyor. Ücret, fazla mesai, prim alacakları, muvazaa davası açmış olanlar ya da bu davaları kazanıp icra takibine başlamış olanlar bu davalardan ve alacaklardan feragat etmezlerse bu haklardan yararlanamıyorlar. Taşeron şirkette kalan her türlü alacağını talep etme yolu kapatılıyor tüm işçilerin.

Her yerden taşeron işçisi arkadaşlar arıyor. Kamuda kadro hakkı bekleyen onbinlerce işçi kapsam dışı tutularak bu haktan mahrum bırakılmış durumda. Feryat figan ve isyan halindeler. Sonsuzca haklılar. Bir kısım işçi arkadaş sevinçle kızgınlık arasında tepkiler veriyor. Sevinç kursaklarında bırakılmış durumda AKP KHK’sınca. Belediye İktisadi Teşebbüsleri’nde çalışan taşeron işçisi arkadaşlarımızdan da feragatnameler istenmeye başlandı ilk gün itibarıyla ki çoğu CHP belediyesinin de bu talepte bulunduğuna dair yüzlerce örnek belge ulaştırıldı. Halihazırda BİT’lerde çalışan işçi arkadaşların ‘Zaten biz burada çalışıyorduk bir yerden bir yere geçmiyoruz. Bize de mi feragatname?’ türü tepkileri üzerine kimi sendikalar; Çalışma ve İçişleri Bakanlıklarına görüş sorduklarını, kendilerinden yanıt gelene kadar belgeleri imzalamamaları gerektiğine dair çağrılar yaptı. Ancak Nakliyat-İş hariç Hak-İş, Türk-İş ve DİSK’in kamuda örgütlü sendikalarından hiçbiri daha zaman olmasına (11 Ocak mesai bitimi son başvuru tarihi) rağmen 696 sayılı KHK faşizminin dayatmasına karşı AKP’ye ülkeyi dar edecek; feragatname, sınav, kefil, soruşturma dayatmasını ortadan kaldıracak mücadeleye tutuşmak yerine işçilere imzayı telkin ettiler. Sendikal hareketin AKP’ye, sermayeye teslimiyet bayrağı çektiğinin en somut vesikası olarak bu tutum tarihe geçti.

NOT 1) Evet biz Nakliyat-İş Sendikası’nın almış olduğu feragatnameleri imzalamama, imzalamamayı örgütleme iradesine sahip çıkıyoruz, destekliyoruz. İyi ki varlar. İşçi sınıfının yüz akılar bu tutumlarıyla da. Sonuna kadar bu konuda verecekleri mücadelenin yanında olacağız.

NOT 2) CHP ve HDP’li vekiller, sosyalist örgütler bu dayatmalarla kadroya geçiş zorlaması altındaki işçilere bu saat itibarıyla ne yapmaları, ne tutum almaları konusunda bir çağrıda bulunmadılar. Başka çok kritik, çok önemli konularla uğraştıkları için bir milyon kamu taşeron işçisinin içine sokulduğu cendereyi görmezden geldiler, gelmeye devam ediyorlar en azından bu saate kadar.

NOT 3) CHP ve HDP (şimdi kayyım, vekil ve belediye başkanlarının tutuklanması, halk iradesinin gasp edilmiş olması nedeniyle muhatap görünmek istemeyebilirler ama geçmiş pratikleri, söylemleri, savunuları, uygulamaları nedeniyle ve de CHP ile birlikte Genel-İş yönetiminde belirleyici oldukları için muhataptırlar. Beş yıl önce de, üç yıl önce de yerel yönetimlerinde taşeron uygulamalarındaki olumsuzluklarla ilgili eleştirilerimi yazdığım için bugün tekrar çiziyorum sorumluluklarının altını, gelecekte tekrarlanmaması adına) öteden beri taşeron çalışmaya karşı olduklarını beyan ediyorlar, taşeron çalışmayı kaldıracaklarını söylüyorlar. Eğer bu taşeron işçilere söylenmiş bir koca YALAN değil de inanarak savundukları hakikatse İŞTE MEYDAN yarın çıksınlar belediye meclislerini toplasınlar, işçileri KHK dayatmalarıyla uğraştırmasınlar, “Biz belediyelerimizdeki tüm taşeron işçilere kamu işçisi statüsünde çalışan işçilerinin aldığı ücret ve haklarının tamamını veriyoruz. Biz onlara kamu işçi muamelesi yapıyoruz.” DESİNLER. Eğer bunu yaparlarsa büyük bir gedik açarlar, AKP ve MHP’yi zora düşürürler. Kamu ve özel sektörde çalışan tüm taşeron işçisi kardeşlerimizin yegane siyasi seçeneği olurlar. AKP ve Saray yıkılır, darmadağın olur. Peki bunu isterler mi “bizimkiler”?

NOT 4) Hak-İş, Türk-İş, Nakliyat-İş hariç DİSK’in kamuda örgütlü sendikaların, AKP’nin, MHP’nin ve belediye yönetimlerinin basıncıyla ve de yıllardır özel taşeron şirketlerinin zulmünün altında olan işçiler, yeter ki bu durumdan kurtulalım ne koyarlarsa önümüze ona imza atarız duygusuyla imza kuyruklarına giriyorlar. Görülüyor ki kadroya girecekler sahipsiz yönsüz, geçmiş birikimlerini devlete, sermaye bırakarak. AKP taşerona kadro verdim gürültüsü yapacak, sendikalar yeni aidatların hesabını yapacak vs.

Birkaç uyarı yapıp “yazımı” bitireyim. Özellikle emekliliği yakın olan işçi arkadaşlar sakın feragatnameyi imzalamayın, çünkü dava yoluyla alacağınız haklar kat be kat daha fazla ve potansiyel “terörist” işçi arkadaşlar AKP ve sendikalar sizin yokluğunuzda daha rahat etmeyi umut ediyorlar. Dolayısıyla direnmeyi seçin, direnişi örgütleyin. AKP ve sarı-bürokrat sendika baronlarına rahat yüzü vermeyin.

SON NOT: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan yaklaşık bin beş yüz taşeron işçi önceki yıllarda KADRO HAKKI için muvazaa davaları açtılar. Genel-İş ve Belediye yönetimi değişik çağdaş “ikna” terapileriyle işçilerin büyük bölümünü davadan vazgeçirdi. Ancak aralarında davalarında vazgeçmemekte ısrar edenlerin ve davadan vazgeçtiğini bu mercilere vaktinde duyuramayanlarında olduğu 258 taşeron işçi iki ay önce işlerinden atıldı. 54 gündür İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde direniyorlar. İşçilerin özgürüz.org’a verdiği beyanda bir CHP vekilinin doğrudan aktarımıyla atılacak 258 işçinin listesinin DİSK Ege Bölge Temsilcisi tarafından belediye başkanına verildiği söylendi. Temsilci bugüne kadar karşı bir açıklamada bulunmadı. Sendika içinde muhalif kimlikleriyle de bilinen isimlerin bolca olduğu bu listenin tamamı dava açmış baskıyla vazgeçmiş ya da davasında her tür baskıya rağmen ısrarcı olmuş öncü nitelikte işçiler. Aralarından Mahir Kılıç adlı işçi direnişini Açlık Grevi ile sürdürüyor. CHP İzmir yöneticileri, genel merkez yöneticileri, İzmir’in sosyalistleri bile direnişi görmüyor, görmezden geliyor. İzmir’de işçilerin direnişiyle dayanışırsam CHP’yi, belediyeyi, 20 bin üyeli sendikayı karşıma almış olurum, sonra yakınlarıma iş bulamam, siyasetim için olanak isteyemem vb. gerekçelerinin de olduğu haksızlık karşısında susmanın kurala dönüştüğü bir “politik” manzara var. CHP ve bağlaşığı haline gelmiş sosyalistler bu hallerinin Kayseri’den, Trabzon’dan, Edirne’den görülmediğini düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Her konuda yazan çizen sosyal medyanın sol starları, aydınlar, gazeteciler, kanaat önderleri vb. de görüp susuyorlar söz konusu olan işçilerin hakkı, talebi, direnişi olunca. 258 işçi yargıdan kadro hakkı davasını kazanmış olmalarına rağmen bugün işlerinden taşeronu kaldırma iddiasında olan parti ve sendika iş birliği ile atıldıkları için direnişteler. CHP buradaki sorunu çözmeden asgari ücret, taşerona kadro gündemleriyle ile ne diyorsa desin kimseyi inandıramaz. Yazıklar Olsun!

EN SON NOT: Mutlaka kazanacağız. Bugüne kadar nasıl dövüşe direne kazanarak geldiysek binlerce yenilgiden geçerek, nasıl AKP’ye diz çöktürüp kadro hakkı yolunu açtırmak zorunda bıraktıysak, yarın daha yakınız kadroya. Kamuda ve özelde tek bir taşeron uygulaması kalmayıncaya kadar kavgaya direnişe, mücadeleye ve dayanışmamızı büyütmeye devam. Düşmanı tanıyoruz. Onu yeneceğiz. Umut-Sen bu kavgada her daim işçinin birliğinin, meclisinin, iradesinin yanında ve emrinde olacaktır. Helal olsun size taşeron işçisi kardeşlerim. Zafer sizindir. Esaslı mücadele şimdi başlıyor. Gelecek de mutlaka sizin iktidarınızın olacak.

Vegaste

Share.

Comments are closed.