SİO Güvenlik İşçileri Direnişi ve Kısa Not – Başaran Aksu

0

Kasırga yaklaşıyor” diye yazmıştık birkaç ay önce. İşçi Sınıfı’nı sınıf yapacak bir dip dalganın tüm öncü homurtularını sıralayarak… Sonra eklemiştik “Hazırlanıyoruz” diye. Sonrasında işçi zeminlerinde yazdığımızı teyit eden gelişmeler yaşandı bolca, yaşanmaya devam ediyor, edecek… Ta ki her şeyi alt üst edecek o muhteşem hareket bütün heybetiyle ortalığa çıkıncaya dek… Düzce/Teknorot’taki 1200 işçi Türk Metal’in satış sözleşmesine itiraz ederek fabrikayı işgal edip sendika yöneticilerini dayaktan geçirerek beş gün boyunca devlet şiddetine rağmen direnişlerini sürdürebildiler. Sonra sarı sendikadan tümüyle istifa edip geleceği beklemeye başladılar. Akıbetlerinin Reno, Ford, Tofaş’taki gibi olup olmayacağını gelecek sınıf mücadelesi belirleyecek.

Sonrasında sınıf zeminlerinde kasırgayı işaret eden gelişmeler devam ediyor. Neredeyse tüm toplu sözleşme süreçleri grev kararıyla sonuçlanıyor. Patronlar can havliyle saraya koşup yasaklatıyor. Ancak işçiler hem patrona hem devlete hem de sendikasına dişini gösterip fiili meşru mücadele yolunu seçiyor. Birleşik Metal’in EMİS sözleşmelerinde grevleri yasaklanan işyerlerinde ve Şişecam, Petkim işçileri işyerleri içerisinde yaratıcı militan eylemlerle grev yasaklarına ve TİS süreçlerine tavırlarını ortaya koyuyor. Artık rahat patronluk, sendikacılık yok ve bunu herkes görüyor. Taşeron işçiler dünyasında ise mücadele daha çetin daha bedelli. Kamu taşeron işçileri dünyası e-devlet sistemi üstünden birkaç yıldır sendikal deneyimler içinde yer alıyor. Çok düşük düzeyde olan sendikalaşma oranının içindeki nispi yükselişi kamu taşeron işçileri oluşturuyor. Taşeron işçilerin kendi sendikalarını tanıma süreçleri beklenenden kısa sürebiliyor ve bunun özellikle hizmet iş kolundaki sarı-bürokrat sendikacı esnafını işsiz bırakacak sonuçları da oluyor. Çünkü Kamu İşverenleri Sendikası ve Yüksek Hakem Kurulu cenderesinde sendikalar yetkisiz kâtip kurumlara dönüşmüş durumda. Yüzbinlerce taşeron işçinin her ay aidatını alıp “ne yapalım kanun böyle, sistem böyle” deyip idareci sendikacılığın işçiler dünyasında sınırlarının genişliği, sendikacı esnafının dua ettiği düzeyde çıkmayabilir. AKP, MHP Belediyeleri’nde çalışan, bize ulaşan taşeron işçilere durmadan anlatıyoruz “Önce sendikacılarınızın kafasını kırın sonra işyerinin camlarını indirin!” ve sonra ekliyoruz “Hangi sendikacı bana, bize güvenin diyorsa o alçağın, şerefsizin tekidir” diye. Çünkü bunlar işçilerin birliğinin gücünü devreye sokacak mekanizmaların yaratılmasına dair bir yöneticiliği, önderliği değil kendi iş bitirici çakallıklarının işe yarar olduğunu iddia ediyordur.

Peki, CHP Belediyelerinde durum farklı mı? En son Yalova Belediyesi’nde üçü kadın dört taşeron işçi kardeşimiz, geriye doğru kazanılmış haklarını alabilmek için belediyeye karşı dava açma hakkını kullandı ve işlerinden atıldılar. Adalet Yürüyüşü’nde vekillerle birlikte bolca sırıtan fotoğraf paylaşan başkan Vefa Salman “Benim olduğum yerde kimse hak arayamaz” gibi veciz bir sözle işçileri on yıllardır çalıştıkları işinden etti. Yine İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki şirketlerden 58 taşeron işçi kardeşimiz aynen Yalova’daki kardeşleri gibi hak aradıkları için işlerinden atıldılar, çözüm arayışı içerisindeler. İzmir patronu Aziz Kocaoğlu da Adalet için yürüyen starlarımızdan kendileri. CHP’nin adaletini anlıyoruz ama Sol’umuzun adaleti de sessiz bu durumlara. Sol’un starları sosyal medya hesaplarından bile CHP’nin bu adaletsizliklerini dile getirmekten imtina ediyor, üç maymunu oynuyor. Orta sınıflara dayanarak ancak ve ancak sovyetik değil sosyetik devrim olur. Sosyetik devrime de ancak Ali Koç gibiler önderlik eder. Ya eleştirilerimize deli saçması muamelesi yapılıyor ya da bize işçi hakları gibi arkaik şeylerden söz eden mağara insanları muamelesi. İşçilerin safından DİSK, CHP ve HDP’ye yönelttiğimiz her eleştiri ya da soru sessizlikle geçiştirilmeye çalışılıyor ya da bu kurumlara düşman olduğumuz vurgularıyla eleştiriler önemsizleştirilmeye çalışılıyor. Kılıçdaroğlu lider oldu deniyor o zaman iki telefon açsın Salman ve Kocaoğlu’na işçileri işe geri aldırsın biz de görelim liderliğini. Ya da Şişli Belediyesi’inde belediyeye ait Kent-Yol şirketini ihaleye sokmayıp 1171 işçiyi taşeron şirket patronlarının insafına bırakan uygulamaya son verdirsin. Nihayetinde taşeronu kaldıracağız iddiasıyla halkımızdan oy istemişlerdi. Önce kendi belediyelerinde tüm taşeron işçilere örnek olacak şekilde taşeron uygulamalarına son versin. Bunun elli yolu var mevcut sistem içinde bile..

Bu yazıya Çorlu’da 12 gündür direnen DİSK/Güvenlik-Sen* üyesi ve Güvenlik İşçileri Meclisi üyelerinin direnişini aktarmak üzere başladım, öyle olmadı bari onlarla bitsin. Alman sermayeli SİO Automotiv’de alt işverene bağlı olarak çalışan güvenlik işçisi kardeşlerimiz Türkiye’de bir ilke imza atarak asıl iş – yardımcı iş ayrımının kaldırılması talebini işverene ilettiler. İşten atıldılar, direnişe başladılar. Bu sınıf adına önemli bir cüret ve başlangıç sayılır. Sermaye sınıfı gücünün doruğundayken; çalışma yaşamını güvencesiz, esnek hale getirmek için sendikal hareket ve sol cuntanın faşist terör politikalarıyla dağıtıldıktan sonra neo-liberal emirler doğrultusunda iş kanuna asıl iş – yardımcı iş ayrımını koymak oldu. Böylelikle fiilen uygulamada olan taşeron düzen yasalaştırılmış oldu. Yani işçileri ideolojik-politik-örgütsel olarak devlet şiddeti ve inisiyatifi ile paramparça ederek sınıf olma hallerini ortadan kaldırdıktan sonra yasalar devreye sokuldu. İşverenlerin sürekli güldüğü kahpe bir düzen, işçilerin kanlarını emerek sermaye biriktirme anlayışıyla var edildi. SİO direnişçileri sınıf bilinciyle şimdi gelecek için meşale olacak bir talebi dillendiriyor. Yıllardır AKP iktidarlarınca kadro vaadiyle her seçim döneminde kandırılan ve bugün sayıları sekiz yüz binleri aşmış olan kamu taşeron işçilerine de yol gösteriyorlar. İşçi sınıfı örgütlü ve dolayısıyla güçlü iken işyerlerindeki temizlikçi, güvenlikçi, yemekçi, kargocu gibi sıfatlarla çalışan işçiler yardımcı değil asıl işlerde çalışan konumunda olup asıl iş hangi işkolunda ise o işkolundaki sendikanın üyesi olarak toplu sözleşmelerden yararlanabiliyordu. İş Kanunu’ndaki değişiklikle işçilerin bölünmesine dair yeni bir yasallık üretti işverenler: asıl iş – yardımcı iş ayrımı! Bu yolla çoğu işyerinde işçilerin birlik olma ve sendikalaşma süreçlerinin önüne geçildi. Tek bir işletmede onlarca şirketin faaliyet gösterdiği bir tablo yaratıldı. Sermayenin vampir iştahı bununla yetinmedi, son olarak işçilerin kölelik yasası diye andığı “Kiralık İşçilik Yasası” ve “Arabuluculuk Yasası” AKP vekillerinin topluca sırıtan fotoğraflarıyla meclisten güle oyna geçirildi. AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz gün “Grev yasaklarını OHAL sayesinde yapabiliyoruz” şeklindeki işverenlere bağlılık ifadesini de ekleyince SİO Automotiv direnişçilerinin devlet ve sermayenin kırk yıl boyunca inşa ettiği vahşi sömürü çerçevesine güçlü bir itirazda bulunduğu daha açık anlaşılır. Kamu taşeron işçisi kardeşlerine “Özel Statülü Personel” gibi ideolojik isimlerle cilalanan yutturmacalara aldanarak oyalanma, geleceğin için birleşerek diren! Esas mücadele sermaye ve devlete sınıf bilinciyle karşı çıkmaktır.” mesajını vermiş oluyor yaptıkları direnişle. Güvenlik-Sen İşçi Meclislerinin diğer bir üyesi olan Ömür Tekin, Çankaya Belediyesi’nden Güvenlik-Sen’e üye olduğu ve diğer işçi kardeşlerini üye yaptığı için işinden atılmış, kamuda sendikal nedenle atılıp 143 gün süren direnişi kazanarak işine geri dönmüştü. Ömür Tekin’in direnişi kamuda çalışan güvenlik işçilerinin ilk kazanımla sonuçlanan direnişi olarak sınıf mücadelesinin tarihine geçti. Güvenlik Sen’in şimdi ihbarcı oldukları açığa çıkan yöneticileri bu direnişin tüm belgelerini sendika sitesinden sildiler. Işık ve Uluç kardeşlerimizin Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu SİO Automotiv’deki direnişleri de hem özel sektörde bu taleple yapılan ilk direniş hem de işverenlerin şiddetle inşa ettiği asıl iş – yardımcı iş sahtekârlığına karşı ilk isyanı temsil ediyor. Rejim krizinin sonu hangi biçimlerde olursa olsun bir anayasayla toparlanacak. İşçi sınıfı örgütleri tüm 1980 faşist askeri cuntasıyla birlikte 37 yıl boyunca kaybettiği hakları geri istediği bir güncel programla bu mücadelede yerini almalıdır. O açıdan Işık ve Uluç hepimize yol gösteriyor.

KISA NOT:

Hak-İş/Liman-İş Sendikası ile sosyalist ideolojiye mensup uzmanların kurdukları ilişkinin eleştirisine dair yazdığım yazıya cevap niteliğinde, Hak-İş/Öz Büro-İş Sendikası LCW İşyeri Komitesi adına Deniz Sak adlı bir işçinin yazdığı yazı Evrensel Gazetesi internet sitesi üzerinden yayınlandı. Sonrasında Deniz Sak telefonla beni aradı. İşçi örgütlenme çalışmaları nedeniyle Karadeniz’de olacağım için aradığı hafta sonu davet ettikleri görüşmeye gelemeyeceğimi ancak yazımın kolektif içeriği olduğunu diğer arkadaşlarımla görüşebileceklerini söyledim. DGD-SEN’i tanıtmak, sarı Liman-İş’in rezil pratiklerini anlatmak için ömrümde tek bir kez gördüğüm Deniz’e. Telefon görüşmesinde yazısında edebi bir kurguyla aktardığı ikinci kez arayanın ben olmadığımı kabul etti. Deniz’in yazdığı yazıya Disk/Limter-İş Başkanı kendi yanıtını verdi. Disk/ Sosyal İş Başkanı da kendi yanıtını verdi. Ardından M.Görkem Doğan sorunun teori düzeyindeki yerini “Gerici Sendikalar, Game of Oportünizm” başlıklı yazısında tarif etti. Son olarak DGD-SEN Başkanı sevgili Murat Bostancı, sosyalist siyasete benim yazımdaki sorularımı tekrar yönelten bir yazı kaleme aldı. Ancak Evrensel Gazetesi’nin Sosyal İş Genel Başkanı Metin Ebetürk’ün onlara tekzip olarak gönderdiği, on gün bekleyip gazete yayınlamayınca başkanı olduğu sendikanın sitesi aracılığıyla yayınladığı cevaba bu kez bizzat gazetenin bir tam sayfasını ayırarak hem Ebetürk’e cevap vermeye “çalıştığı” hem de on beş gün önce sitesinde yayınladığı ve içinde adı dışında hiçbir şeyin doğru olmadığını ispatladığımız Deniz Sak’ın yazısını tekrar koyarak yanıt verdi. Bu cevabın ardından Liman-İş’in sınıf ihaneti pratiklerini anlatmak için sayfalar dolusu yazabilirdim. Karsan, Evyap, Gemport, Alişan Lojistik, Mersin Limanı’ndan örneklerle ya da eleştirdiğimiz uzmanların mensup olduğu siyasetin sendikal marifetlerini tartıştığımız başka sendikal pratik örneklerini de tartışmaya açabilirdim. Ancak Evrensel’in egosunun eleştiri kabul etmeye uygun olmadığını gördüm. Herkes yanlış, kendileri ne yaparsa devrimci! Hak-İş/Liman- İş devrimci, Hak-İş/Öz-Büro-İş devrimci! Sınıf mücadelesine katkıları tartışılmaz olan bir anlayışın geldiği nokta sahiden üzücü. Aynı siyasal çizgi içerisinde yetişen işçi Deniz Sak’a Hak-İş/Liman İş Başkanı Önder Avcı’yı övdürmek nasıl bir sınıf siyaseti etiğidir? Bizim sorduğumuz soruları, Evrensel Gazetesi’nde yazan sevgili Murat Özveri ve Özgür Müftüoğlu’na sorsunlar. Eğer değerli hocalarımızdan kendilerini onaylayan tek bir yanıt alırlarsa biz kamuoyu önünde haksız eleştirmişiz, özür dileriz demeye söz veriyoruz. Dolayısıyla tartışmaya nokta, mücadeleye devam…

Share.

Comments are closed.