Sessizlik sese dönüşürken – Zafer Aydın

0

AKP’nin iktidar olduğu dönemde emek hareketinin uzun denebilecek sessizlik süreci yaşadığını söyleyebiliriz. Elbette bunun istisnası olan işyeri ve sektör düzeyinde eylemlere, direnişlere, grevlere de tanıklık ettik. Ancak genel olarak sessizlik ve tepkisizliğin hâkim olduğu bir dönem oldu. İşçi hareketinin sessizliği, AKP’ye, emek karşıtı, piyasacı politikalarını ödünsüz bir biçimde uygulama imkânı yarattı.

Ancak yaşanan süreçte bir kırılma dönemine girildiği yönünde işaretler artmaya başladı. Bir yandan iktisadi kriz baskısı, diğer yandan son yıllarda emekçilerin mahkum edildiği çalışma ve yaşama koşullarına karşı aşağıda ortaya çıkan kaynama, 3. Havalimanı’ndan, Flomar’a, Aydın Belediye işçilerinden, Gebze’de sendika için direnen metal işçilerine, mağazalarda blokaj eylemleri yapan market çalışanlarından, Zonguldak’ta vinçlerin tepesine çıkan işçilere kadar geniş bir coğrafyada, çeşitli tür ve biçimler altında işçi eylemlerinin yaygınlaşmasını getirdi. İşçiler kimi yerde çalışma ve yaşama koşullarına isyan ederek, kimi yerde ödenmeyen tazminatlarının, kimi yerde ödenmeyen ücretlerin peşinde, kimi yerde sendikalaşma hakkı için eyleme geçtiler. Güçlü bir destekten ve dayanışmadan yoksun olan direnişler, işçilerin kendi göbek bağını, kendinin kestiği bir özelliğe sahip olarak karşımıza çıktı. Buna rağmen esinlendirici, cesaret ve güven kazandırıcı olma gibi bir misyonları da var. Bu eylemleri, uzun bir sessizlik döneminin ardından bir silkinme, üzerinden ölü toprağını atma sürecinin başlangıç eylemleri olarak görmek, aşırı iyimser bir değerlendirme olmaz. Özellikle yaklaşan sektörel düzeyde toplu iş sözleşmeleri ve krizin bedelini çalışanlara ödetme politikaları göz önüne alındığında…

İşçi eylemlerinin, ivme kazanabilme ihtimaline AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın açıklamalarının da kaynaklık ettiği söylenmeli. Erdoğan, partisinin Kızılcahamam kampında, partnerini dansa davet eden bir centilmen inceliğiyle, “özel sektörü krizi fırsata çevirmeye” davet etti.(Evrensel gazetesi 6 Ekim 2018) Daha doğrusu Ağustos ayı sonunda yaptığı çağrısını bir kez daha tekrarladı. Bu davet, bir boyutuyla medyada yaşanana benzer, sanayi ve ticaret kuruluşlarında mülkiyetin el değiştirme operasyonlarına yeşil ışık yakmak anlamını taşımakta. Öte yandan ise krizin bedelini emekçilerin, halkın sırtına yıkarak, krizle zenginleşme çağrısını içermekte. Bu çağrı, açık bir biçimde emeğin haklarına yönelik saldırının yeni bir habercisi. Ticaret ve Sanayi Odaları Konseyi Başkanı’nın, “Şirketlerin borcu 81 milyonun borcudur”(Cumhuriyet gazetesi, 1 Eylül 2018) açıklamasıyla maksadı neyse, AKP Genel Başkanının “krizi fırsata çevirin “ açıklamasının maksadı da odur. En yalın ifadeyle verilen mesaj, krizin faturasının, Lüleburgaz’daki cam işçisine, Hakkâri Devlet Hastanesinde çalışan taşeron temizlik işçisine, Aliağa’daki Petkim işçisine, Rize’deki çay işçisine, Zonguldak’taki maden işçisine, kamu çalışanlarına, velhasıl bütün emeğiyle geçinenlere gönderileceğidir.

Kuşku yok ki, bu bir sınıfsal tercihtir, dahası bir meydan okumadır. Emekçilere açık açık, “sana görece refah sağlayan, iş, ücret, sigorta, yemek, servis ne varsa yavaş yavaş vedalaşmaya hazırlan” denilmektedir. Bu sınıfsal tercih, bu meydan okuma, gücünü bir yanıyla, tesis edilen kültürel hegemonyadan, bir yanıyla da kurulan baskı rejiminden almakta. Ancak hesap etmedikleri, işyerlerinde oluşturdukları vahşi kapitalizm dönemine özgü sömürü çarkına aşağıda biriken öfke, tepki, kaynaşmadır. 3. Havalimanı işçilerinin eylemi biriken tepkinin patlaması oldu. Havalimanı eylemleri, emekçinin insan olduğunu unutan “tahtakurusu rejimine” karşı bir sosyal isyan kimliğiyle şekillendi. Devrimci Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut’un ve 35 işçinin tutuklanması, yüzlerce işçinin gözaltına alınması, sorguya çekilmesi, işten atılması, asker ve polis marifetiyle baskılama çabası bu isyanın izlerini silmeye yetmeyeceği gibi, yeni eylemleri tetiklemesi de mümkündür. Çünkü işçilerin eylemine kaynaklık eden koşullar değişmediği sürece yeni eylemlerin, direnişlerin mücadelelerin gündeme gelmesi kaçınılmaz.

3. Havalimanı işçilerinin prizmasından yansıyan, devletin AKP eliyle yeniden inşasında ya da onların beğendikleri kavramla söylenecek olursa “Yeni Türkiye”de emekçilerin payına düşenlere işaret etmekte. 3. Havalimanında en vahşisi yaşanmakla birlikte, çalışma hayatında her işçiye dayatılan çark budur. Krizle birlikte bu çarkın dişleri işçiyi daha fazla sıkacaktır. İşçilerin biriken öfkesi, krizin bedelini içeren faturanın işçilerin adresine ulaşmasıyla birlikte, yeni eylemleri gündeme getirecektir. Birbirini tetikleyen, birbirini örnek alan eylemlerin bir anda yaygınlaşması, şaşırtıcı olmaz. “Hepimiz aynı gemideyiz” demagojisi, belli bir alıcı bulsa bile, şirketlerin borcu için “Borç 81 milyonunun” dendiğinde, “Borcu sen aldın, sen harcadın, niye beraber ödeyecekmişiz?” diye soranların sayısı artacaktır. Kriz, iktidar olduklarından bu yana makro düzeyde işçilerle AKP’yi, ilk kez karşı karşıya bırakacak gibi gözüküyor. Kriz, sermaye partisi olan AKP’nin ikna kapasitesini düşürecek, demagojik söylemleri, yalanları, tutarsızlıkları daha fazla sorgulanır hale getirecektir. Aynı zamanda kriz, sermayenin ve devletin imtiyazlarını, çıkarlarını korumak için onların kanatları altında, onların sopası işi gören sendikacıları da açık bir tercih yapmaya zorlayacak. Ya işçinin yanında saf tutacaklar ya da selin önünde sürüklenen kütük gibi sağa sola çarpa çarpa ufalıp gidecekler.

Son dönemde yaygınlaşan işçi eylemleri, çapı, etki gücü ve eyleme katılanların taleplerini aşan bir biçimde sessizliğin, sese dönüşeceği bir evreye işaret ediyor. İşçi talepleri, eylemleri söz konusu olduğunda iktidarın yasakçı, baskıcı, otoriter antidemokratik yöntemleri devreye soktuğunu biliyoruz. Çok uzağa gitmeye gerek yok, bu yöntemlerin inceltilmiş örneklerini Flomar’da, daha kabasını 3. Havalimanında gördük. Cumartesi Annelerinin üstüne polis kuvvetleri gönderen AKP’nin, çocuklarını iş cinayetlerinde kaybeden ailelerin eylemine de aynı hoyratlıkla yaklaştığına şahit olduk.

Dolayısıyla, işçilerin hareketlenme ihtimalinin ağır bastı bu eşikte, AKP otoriterizmine karşı mücadele ile krizin bedelini ödetme çabalarına karşı mücadeleyi birlikte ele alan bir siyasetin örülmesine ihtiyaç var.

BirGün Pazar

Share.

Comments are closed.