Sakarya’da patlamanın acısı sürüyor: “Ekmek parası kazanmaya çalışırken ölmek zorunda bırakılmak, çok can yakıcı”

0

Sakarya Hendek’teki Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda 3 Temmuz günü art arda büyük patlamaların meydana gelmesiyle 7 işçi hayatını kaybetmiş, 125 işçi ise yaralanmıştı. Hayatını kaybeden işçilerden Muhammet Seyfi Çanakçı’nın yakını Avukat Gülşen Uzuner ile olaya dair konuştuk.

Olayı yakından yaşayanlardansınız. Dayınızın hayatını kaybettiğini öğrendiğinizde neler yaşadınız?

Biz o süreçte listelerde dayımın adını görmemiştik. Aile olarak da yaşadığını umut ediyorduk. Ancak bize cenazenin geleceği, teslim edileceği söylendi. DNA testinin sonucunu bekliyorduk. Tekrar sorduk, sonucun çıkmadığını, bir eşleşme olmadığını söylediler. Kendi açımızdan, düzgün bir bilgilendirme sürecinin olmadığını düşünüyoruz. Hayatını kaybedenlerinin sayılarına dair bir bilgi kirliliği var. Bir yandan da bazı iddialar var, bunların araştırılması gerekiyor. Kamu otoritelerinin bunu ciddiye alması gerekiyor. Kayıtsız işçilerin olduğu söyleniyor. Bu yüzden ölüm sayısının daha fazla olabileceği, bunun tespitinin yapılıp yapılmadığı konusunda bir endişe var. Bu endişenin doğru olup olmadığının araştırılması gerekiyor. Bizim açımızdan, cenazemizi bu kadar süre beklemek, öldüğünü bilmek ama bu yönde bilgilendirilmemek zor bir süreç oldu. Resmi sayılarda ilk süreçte ismi yoktu, ama şimdi var, adli yollarla biz bunu öğrendik.

Resmi olarak açıklanan sayılar gerçeği yansıtıyor mu?

Bunu bilebilecek olanağa biz sahip değiliz. Adli makamların, idari makamların bilebileceği bir şey. Biz kamuoyunun, işçilerin bu konudaki endişelerini paylaşıyoruz. Ama bunun bağımsız olarak araştırılması ve kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekiyor.

Ülke olarak daha önce Davutpaşa, Soma ve daha birçok katliama şahit olduk. Hendekte de patron Ali Rıza Coşkun adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı olan oğlu Yaşar Coşkun ‘taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan tutuklandı. Gelişmelerle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Tutuklanmanın olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyoruz ama basına yansıyan görüntülerden de iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı öncesinde biliniyordu. Normalde bu önlemlerin alınması işverenin yükümlülüğünde. Bunun defalarca çeşitli risklere rağmen alınmaması, artık “kast” düzeyinde bir sorumluluğunun olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla bu kişi, işletmenin bütün risklerini de içinde barındırdığında, sorumluluğu da barındırdığında adli kontrolle bırakılan kişinin de hem basına yansıyan görüntülerde, kaçabileceği ve delil karartabileceği şüphesinin kuvvetli şüphe düzeyine eriştiğini düşünüyoruz. O yüzden kendisinin sorumluluğu dolayısıyla da adli kontrol tedbirinin yeterli olmayacağını düşünüyoruz, itirazlarımızı da yapacağız.

Geçmişte de iş cinayetleriyle ilgili çalışma yürüten avukatlardan birisiniz. Şimdi ise ne yazık ki hayatını kaybeden işçilerden birinin yakını olarak neler yaşıyorsunuz?

İş cinayetleriyle ilgili çalışan avukatlardan biriyim. Bizim açımızdan bu durum can yakıcı. Işinizde ölmek, ekmek parası kazanmaya çalışırken ölmek zorunda bırakılmak. Bu çok acı. Sevdiğinizi kaybetmekten çok daha acı. Bunun sürekliliğinin olması, bu durumların biliniyor olması, buna göz göre göre yol açılması. Bu daha acı bir şey. Bu bir cinayet. Herkes bu konuda bu işin tehlikesi olduğunu söyledi. Bilerek, önlem alınmamasından kaynaklı yaratılan, bizzat işverenin yaratacağı tehlikenin sonuçları konusunda uyardı. Hukuken uyarmak zorunda değil ama uyarmasına rağmen bu durum gerçekleşti. Bu bizim açımızdan ayrı acı. Ama bunu gündem yapmaya çalışmak ayrıca bir acı. Önceki deneyimlerimizden bunları görmek, biliyor olmak. Bunlar basına yansıdığı, gündemde kalabildiği kadarıyla, adaleti böyle sağlayabileceğimizi bilmek gerçekten çok acı. Böyle bir adalet yok aslında.

Ben bu gerçeği çok iyi biliyorum. Bunlarla ilgili yaşamış biri olarak söylüyorum. Bunların sıkıntısını hep yaşadık, ama acısı başka bir şeymiş. Şu yaklaşımdan vazgeçmemiz gerekiyor; “bizim de belki başımıza gelebilir”. Buna dair de bir duyarlılık yaratmak gerekiyor. Bu genel işçi ölümlerine dair bir duyarlılık, bu çalışma sistemine yönelik bir duyarlılık, bunun ne kadar insanlık dışı olduğuna yönelik bir duyarlılık. Aileler şunu düşünüyor: biz garibanız, o zaman seslerinin duyulmayacağını bir kere daha öğreniyorlar. Basına güvensizlik, kurumlara güvensizlik. Daha çok perçinliyor bu durumu da. Garibanın sesinin daha çok çıkması gerekiyor. Güçlü zaten bir şekilde, gücü olan sesi çıkan zaten bir şekilde yürütüyor. O yüzden özellikle biz de onların, yakın olamasak da, sesi olmak durumundayız. Böyle bir kamuoyu sesini yaratabilmek durumundayız.

Share.

Comments are closed.