gününde

PTT-Sen üyesi işçiler: Ortada verilmesi gereken, geç kalınmış bir hak var

0

Taşeron işçilerin kurduğu bağımsız sendika PTT-Sen, sadece iki ay içerisinde 17 ilde örgütlenerek çoğunluğu sağladı ve Bakanlığa yetki başvurusu yaptı. Sendikanın kuruluş aşamasını, örgütlenme sürecinde yaşadıkları baskıları PTT-Sen üyesi işçiler Halit ve Uğur ile konuştuk.

PTT’de bağımsız bir sendika kurma ihtiyacı nasıl doğdu?

Uğur: Yıllardır çalışmış olduğumuz kurum içerisinde emeğimizi sarf ettik, bazen özveriyle çalıştık. İşe olan sadakatimizden ve aldığımız sorumluluktan. Ama yıllarca sendikalar gelip gittiler, sürekli bir şeyler anlattılar, size şöyle daha iyi çalışma olanağı sunacağız vs atıp tutup gittiler. Baktık, en sonunda arkadaşlarla, kimsenin hiçbir şey yapmadığına kanaat getirdik. Kurum içindeki tek bir arkadaşım sendika bana şunu sağladı diye tek bir virgül söyleyemedi.

Oturduk İstanbul’daki arkadaşlarımızla beraber bir karar aldık. Dersimize çalıştık, araştırmamızı yaptık ve bunun önünde bir engel olmadığını gördük, başarabileceğimize inandık. Çalışma Bakanlığına gerekli evrakları sunduk ve kuruluşumuzu gerçekleştirdik.

Halit: 3 Nisan’da PTT-Sen olarak kuruluşumuz gerçekleşti, 22 Mayıs’ta da elimize şifre geldi ve sonrasında örgütlenmeye başladık.

Çalışma koşullarınız nasıl?

Uğur: Biz işçiyiz, asgari ücret + %30 maaş alıyoruz, yol-yemek dahil. Aldığımız kuru para bu ve imkanlarımız, kaynaklarımız yok. Özellikle maddi olarak. Diğer illerde, hiç tanışmadığımız arkadaşlarımıza kamyon şoförü abilerimizle haber göndererek orada kiminle görüşebiliriz, telefonu var mı arayalım gibi yollarla örgütlenmeye başladık, dönüşler sağladık. Gerçekten oralarda da bizim gibi artık bıçak kemiğe dayandı diyenler vardı. Birilerinin iki dudağının arasında çalışma statüleri belirlenmiş, kendilerine iş kanunu oluşturmuşlar. Bizden daha zor şartlarda çalışanlar var. Sabah 6.30’da çağrılıp akşam 8’e kadar çalıştırılan arkadaşlarımız var.

Bu şekliyle 25 günde hızlı bir biçimde %1’i aştık ve 35 gün içerisinde 1600 üye sayısını geçtik. Aynı gemi içerisinde kürek çekiyoruz, aynı ekmeği paylaşıyoruz. Bizim tek isteğimiz insan gibi çalışma koşulları.

Halit: Haftada 45 saat çalışıyoruz. Sabah 6-14, akşam 14-8 vardiyası var. Gece 11-6 var. Bizim bu merkezde çok bir sıkıntı yok ama diğer illerde çeşitli sıkıntılara denk geldik. Dağıtımcı arkadaşlar günde 10 saat çalıştırılabiliyormuş. Bunların düzenlenmesi gerekiyor.

Uğur: Kuruluş aşamasında arkadaşlarımıza dedik ki, gelen sendikaların her biri ya bir konfederasyona bağlı ya da herhangi bir siyasi güdümün altındalar. Bizim tek davamız insanca çalışabilmek.

Hangi işkolları var PTT içerisinde?

Uğur: PTT’de bizim bildiğimiz 8-9 tane taşeron firma var. Fark etmiyor. İhaleyi alan şirket, işçinin sigortasını taşıma işkolunda yaptıysa kurum ona bir sınırlama koymamış. Şu an ihale edilen bölgelerde işçilerin %90’ı taşıma işkoluna kayıtlı. Son zamanda öğrendik ki inşaat işkoluna kayıtlar yapılmış, bu kurumla nasıl bağdaşıyor bilmiyoruz. İletişim değil, haberleşme değil, taşımacılık değil. İnşaat ne alaka anlamadık. Bunu sendikanın örgütlenmesine karşı yapılmış bir eylem olarak düşünüyoruz.

Kimsenin hakkından fazlasını almak gibi bir talebi yok, hakkımızı istiyoruz. Anayasal haklarımızı istiyoruz.

‘BÜROKRATİK GÜÇ VE PARAMIZ OLMADAN İLERLEYEMEZMİŞİZ’

Örgütlenme sürecinde Hak-İş’le bir karşılaşmanız oldu.

Uğur: Çalışan arkadaşlarımızdan birinin aracılığıyla Hak-İş’e bağlı Öz İletişim-İş Sendikası bize ulaştı, Genel Başkan Yardımcısı bizimle görüşmek istemiş. Bizim tavrımız, duruşumuz belli ama arkadaşımızın hatırı için görüştük. Bizimle işçiler önünde, kurum içinde görüşmek istediler, kesinlikle farklı bir sendikayla aynı kare içerisinde bulunmak istemiyoruz dedik. Sayımızın çok güçlü olduğunu ve kısa sürede hızlı bir ilerleme kaydettiğimizi söylediler. Belli ki bizi takip etmişler. Bize, kendilerinde sayı gücü olmadığını fakat maddi ve bürokratik güç olduğunu, biz de bunlar olmadan ilerleyemeyeceğimizi söyleyip bizimle birleşmek istediler. Hak-İş çatısı altında toplanıp bütün üyeleri oraya kaydettirecekmişiz, toplu iş sözleşmesine de Öz İletişim-İş oturacakmış. Böylelikle bütün isteklerimizin karşılanacağını ve yönetimde bize koltuk verileceğini ifade ettiler. Arkadaşlarımıza vaatlerde bulundular. Biz tabii ki de hiçbirini kabul etmedik. Yola işçi arkadaşlarımızın gücüyle çıktık, üye sayısını böyle yaptık. Yıllardır kurum içinde hiçbir sendikal örgütlenme olmadı, bizi umut olarak gördüler. Biz de onları yarı yolda bırakmadık. Sadece Hak-İş değil, diğer sendikaların çatısı altına da girmeyiz. Hiçbir partiyle, konfederasyonla bağımız yok. Bir araya gelmemizdeki en büyük sebep de bunlar oldu.

Manisa, İzmir Buca ve Karabağlar’daki dağıtım merkezleriyle de eş zamanlı olarak görüşmüşler. Hediyeler teklif etmişler, powerbank getirmişler. Biz kişisel eşyaları sandık, sehpanın üzerine koydular paket halinde. Biraz konuştuktan sonra yanımdaki arkadaşımın telefonuna mesaj gelmiş, bana gösterdi. PTT-Sen’den istifaya karşılık powerbank hediye ediyorlar diye. O zaman uyandık sehpadakilerin powerbank olduğuna.

‘HAK-İŞ İŞÇİLERE YALAN SÖYLEDİ’

Halit: Üstelik, bu görüşmelerden sonra yaklaşık 100 arkadaşımız istifa etti. Çünkü “PTT-Sen’le Hak-İş aynı çatı altında birleşti, herkes istifa edip Hak-İş’e geçiş yapacak” diye bir söylemlerde bulunmuşlar, arkadaşlarımız da kandırıldıklarını düşünmüş. Sonradan istifa edenlerle tekrar görüştük, durumun ciddiyetini anlatınca istifa edenler bize geri geldiler.

Çok sinir bozucu bir şey, hem görüşme talep ediyorsunuz hem de kalkıp insanları kandırarak örgütleme çalışmasına giriyorsun. Hem de istifaya karşılık hediyeler sunuyorlar. Emekçilerin haklarını daha iyi savunacaklarını söylerler, olanakları açısından da, o zaman en doğal hakları örgütleme yapmak. Ama yalanla değil, insanları kandırarak değil.

PTT’de örgütlü Türk-İş Sendikası bulunuyordu, onunla bir sorun yaşadınız mı?

Halit: Türk-İş’e bağlı Haber-İş Sendikası’nın zaten PTT’de çok üyesi vardı. 8 yıldır üyeliğimiz vardı ama hiçbir gelişme olmadı. Bütün arkadaşlarımız tepkiliydi. PTT-Sen’i kurduğumuzda herkes oradan istifa edince Haber-İş Sendikası ortaya çıktı bir anda. Tekrar merkez ziyaretlerine başladılar, ilk ziyaret ettikleri yer de bizim orası oldu. Ama bütün arkadaşlar sert tepkiler verdi, bunca yıldır neredeydiniz ziyarete bile gelmediniz diye. Bize, “Siz daha yasal değilsiniz, daha dün kuruldunuz. Sendikacılığı bana mı öğreteceksiniz, ne anlarsınız” gibi ifadeler kullandılar. Ben de söyledim, “Yıl olarak tecrübeli olabilirsiniz, biz de yeni başlıyoruz ama öğreniyoruz. Peki, bunca yıldır varsınız da bizim üye sayımız kadar üyeniz var mı sizin?” dedim.

Onlar da Denizli ve Aydın’daki Dağıtım Merkezi’ne gittiğinde arkadaşlarımız aradı, üyelere kahvaltılar ısmarlıyor, bizi kötüleyip maddi güçleri yok, konfederasyon değiller gibi söylemlerde bulunuyorlar. Mahkemeye gittiklerinde masrafları nasıl karşılayacaklar diye sormuş, neden gidelim ki? Yasalar ortada, haklarımızı kullanıyoruz. Onlar bahsettikleri sendikal tecrübelerini bizim haklarımızı almamız konusunda kullansalardı, TİS’i başarabilirlerdi. Bunun yerine arkadaşlarımızı yüz üstü bıraktılar.

‘ORTADA VERİLMESİ GEREKEN, GEÇ KALINMIŞ BİR HAK VAR’

Uğur: Gayemiz, ekmek. Ekmek bir olunca, ekmeğinin peşinde olan insan safları sıkı tutar. Bu zamana kadar onların ne sağladığını, daha doğrusu ne sağlamadığını hepimiz biliyoruz. Özellikle kurum içerisinde yıllarca emek harcayan arkadaşlarımız farkındalar.

Bu yüzyılda yaşanmaması gereken, çok zor şartlarda çalışan arkadaşlarımız var. Bazı müdürlüklerde kendi cumhuriyetini kurmuş, kendi iş kanunlarını yaratmış kişiler, bu durumun içerisinde bulunmamıza sebep oldu. Amacımız kadrolu olmak, belki ikincisinde ama -ilk TİS’in de yakında olacağına inanıyoruz- zaten bu olması gereken. 6 ayda bir, yılda bir patron değişiyor. Ben PTT’de çalışmak istiyorum, yıllarımı buraya verdim ve severek yapıyorum. Bu yüzden daha iyi noktalara gelmesini istiyoruz. Sebeplerden birisi de budur.

Sırtımızı hukuk ve demokrasi isteğimize, yasalara dayıyoruz. Her platformda da bunu dile getiriyoruz. Ortada verilmesi gereken, çok geç kalınmış bir hak var. Yapmak istediğimiz şey yanlış değil, asla olamaz. Bizler ülkesine, devletine bağlı bireyleriz, kurumumuzun da en iyi yerlere gelmesini istiyoruz ama bizi ezerek değil. İnsanca yaşamayı ve insanca çalışma ortamının sağlanması için çabalıyoruz.

Share.

Comments are closed.