gününde

PETROL-İŞ’TE KAZANAN KİM? – Başaran Aksu

0

AKP operasyonlarıyla yönetimleri ele geçirilen, Türk-İş içindeki “muhalefetin” lokomotif sendikalarındandı Petrol-İş Sendikası, tıpkı Hava-İş gibi. AKP tarafından başkanlık koltuğuna oturtulan Ali Ufuk Yaşar, Petrol-İş’i bürokratik bir sendika olmaktan çıkarıp hızla sermaye hükümeti aparatı bir sarı sendika yapmaya çalıştı. Yaşar’a kazandıran nedenlerin başında, bir önceki dönemin “solcu” yönetiminin korkak tavırları, işyerlerinden kopukluğu, Kürt hareketi, solun yanlış ittifaklara bölünmesi ve yanlışta ısrarcı olması geliyordu. Flormar Direnişi ve TÜPRAŞ örneklerinde daha açık olarak görüldüğü üzere, Yaşar koltuğunu korumak için işçileri işverene satmak bayağılıyla hareket etmekte beis görmeyen bir çizgideydi.

Geçtiğimiz hafta sonu Petrol-İş Sendikası 28. Olağan Genel Kurulu, sendikanın genel merkez binasında gerçekleştirildi. İki gün süren genel kurulda birinci gün, yönetici ve konukların “işçi sınıfı” temalı konuşmalarıyla geçti. İkinci günde ise yeni yönetim için seçimler yapıldı. Seçimlere iki liste girdi. Birinci liste var olan yönetimin, ikinci liste ise muhalefetin ortak listesiydi.

Kurulda esen rüzgâr esas olarak ülke genelinde de yaşanan “her şey çok güzel olacak”çı iyimser havaydı. Ancak kongre süreci de bir o kadar sert yaşandı. Genel kuruldan iki ay önce AKP’nin sihirli dokunuşlarıyla yıllardır çözülemeyen yetki sorunları çözüldü. Böylece, Sumimoto ve Standart Profil’den dört bine yakın işçinin Petrol-İş’e üye olması sağlandı. Bu her yönüyle bir mucizedir çünkü bu yolla muhalif delegasyonun olduğu şubelerin delege sayısının yirmisi iktidar lehine değişti. Bu değişim Yaşar ekibine büyük yarar sağladı. Bu devlet müdahalesi olmasa muhalefet listesinin tamamı seçilmiş olabilirdi. Ali Ufuk Yaşar ekibi, muhalefetten yana esen rüzgarı kesmeye dönük hamlelerini, yaratıcı propagandalar ve manipülasyonlarıyla delegeyi konsolide etme çabasını son ana kadar gerginliği örgütleyerek sürdürdü, bölünme yaratmayı tercih etti.

Siyasal iktidarın özenle koruduğu verili yönetim, kongre sürecine gelirken muhalefete karşı tüm devlet olanaklarını devreye soktu. Şoven dilin ikna edicilik için sunduğu bereketliliği sonuna kadar kullandı. Kongrenin ikinci günü, yani seçim gününde de bu tepeden müdahaleci ve gerilim arttırıcı tazyikler devam etti. Çünkü Petrol-İş, AKP’nin çok sevdiği özelleştirme furyasının ana damarlarının olduğu bir işkolunun sendikası olarak sermaye ve iktidar tarafından himaye edildi. Nihayetinde, en az Türk Metal kadar stratejik, içinde ne olup bittiği önemli olan bir “devlet kurumu” Petrol-İş.

Ancak bu iktidar himayesine rağmen direnişlerin sesinin kongreye yansıması engellenemedi. 502 gündür direnişte olan Cargill işçileri selamlandı, Flormar Direnişi hatırlatıldı. Muhalefet, mücadele ve direnişlerden aldığı güçle kurulda işçilerin sesinin taşıyıcısı olarak konumlandı. Ve sağ bürokratik/sarı yönetimin ağırlığı bu güçle beraber sembolik açıdan kırıldı. Yine de bu durum abartılacak boyutta değildir. Biz sendikacı esnafının şekilden şekile, kimlikten kimliğe bürünme konusunda büyük yeteneklere sahip olduğunun bilincindeyiz. “Düzce düğümü” genel kurulda oluşan dengenin ne yönde gelişeceğini belirleyecektir. Düzce düğümü derken son ana kadar muhalefetle mi yoksa iktidarla mı tavır alacağı belli olmayan sağ eğilimli merkez yöneticisi ve eski Düzce şube başkanı Abhaz Ünal Akbulut’u kast ediyoruz. Akbulut bu kez muhalefetle tavır aldı ve sonucu belirledi, herhalde listenin delinmesi de bu sonucun bir parçasıdır.

Seçimler sonucunda sendikanın yeni başkanı, muhalif şubelerden olan ve muhalefetin ortak adayı Petrol-İş Gebze Şube Başkanı Süleyman Akyüz oldu. Akyüz’ü tanıyoruz. Flormar Direnişinin finalinde Ali Ufuk Yaşar’ın yarattığı basıncın fazla etkisinde kaldığını düşünüyoruz. Kendisini tabii ki tebrik ediyoruz. Mücadeleci bir çizgide ısrarcı olmasının kendisi için doğru tutum olacağını söylüyoruz bir kez daha ve daha da söyleyeceğiz.

Genel Kurul’da belirgin biçimde görünen güç savaşında, işçilerin ve işçi iradesini dikkate alan muhalefetin kısmen de olsa, başkanlıkla birlikte 3’te 2 çoğunluğu elde etmesi önemli ancak eski yönetimin de varlığını sürdürecek oranda yönetime tutunduğunu ve olası iç-dış müdahalelerle dengenin sağcılık, şovenistlik çizgisi yönünde yeniden değişebileceğini görüyoruz.

Eski yönetimde olan ve sendikayı sınıfla daha çok buluşturan, direnişleri destekleyen, işçilerle bağ kurmada öncülük eden ve bu seçimde muhalefetin listesinin sürükleyicisi olan Mustafa Mesut Tekik’in ve sol kulvardaki Trakya Şube Temsilcisi Turgut Düşova’nın kura sonucu seçimi kaybetmesini, sendikanın bir tür sınıf çizgisi yönündeki olası/sınırlı dönüşümünün engellenmesi olarak görüyoruz. Her iki isim bir önceki dönem Ali Ufuk Yaşar’ın olduğu listeyle yönetime gelenlerdendi. Bir yıl geçmeden yönetim içinde oluşan bölünmede muhalefet konumuna geçtiler. Petrol-İş gibi sendikalarda bu tabandan gelen muhalefet cephesinin ileriki süreçlerde işçilerle geliştireceği bağ ve işçi haklarıyla ilgili tutunacağı tutumun, yönetimin tümüne sahip olma olanağı yaratacağını düşünüyoruz. Aksi durumda Ali Ufuk Yaşar ekibinin kaybettikleri koltuklarını geri almak için her türlü “diplomasi” ile pusuda olacaklarından şüphemiz yoktur.

Sonuç olarak, Petrol-İş Kongresi’ndeki muhalefet dinamizmini, işçi sınıfının sendikal bürokrasiye karşı açılmış isyan bayrağı olarak görmüyoruz ancak muhalefet cephesi içindeki birbiriyle henüz ilişkisiz öncü işçi bölüklerinin geliştirdikleri tepki, itiraz ve eylemlerde yazılmamış bir devrimci program olduğunun da idrakindeyiz. Upuzun, zorlu, militan mücadelelerin sonunda işçilerin sınıf örgütleri olan sendikaları geri alabilir güce sahip olduklarını göstermesi açısından sembolik de olsa Ali Ufuk Yaşar’ın devrilmesini önemsiyoruz.

Share.

Comments are closed.