On üç yıllık ömre ne hayaller sığar, bilen var mıdır? – Emine Algan

0

Pamuk tarlasında çalışırken çırçır makinesine düşen Ahmet ile fırtınaya rağmen portakal bahçesinde çalıştırılan Berivan, iki gün arayla aynı kaderi paylaştı.

Berivan ve Ahmet.

Birbirlerini hiç tanımadılar. Aynı kaderi paylaştıklarından haberleri olmadı.

İkisi de 13 yıl önce, Urfa’da doğdu. Berivan Viranşehir, Ahmet Eyyübiye’de.

Daha anne karnındayken perdesinden halısına, yatağından gardırobuna, duvarların renginden lambasının modeline kadar özenle seçilip hazırlanmış odaları olmadı hiç. Çok kardeşli, tek odalı evlere doğdular. Sepetler, kutular dolusu pahalı oyuncakları yoktu. Çalı çırpıdan, taştan topraktan, iğne iplikten, kim bilir daha nelerden oyuncaklar icat edip, çocukluğun o sınırsız âleminde oyunlara daldılar. Kardeşleriyle, akranlarıyla. Hayalleri vardı muhakkak. O hayallerin peşinden gidecek vakitleri olmadı.

Berivan 8. sınıftaydı, okuldan tarlaya tayini çıktığında. Babası hamallık, ırgatlık yaparak çocuklarını okutup büyütmeye çalışıyordu. Olmadı. Yetmedi. Irgatlık da bitmişti artık. Yaşadıkları yerde herkes benzer durumdaydı. Geçim derdine, uzaklara, mevsimlik işçiliğe gidenler vardı. Berivan’ın ailesi de mecbur kaldı, on çocukla bir araca doluşup Antalya’nın yolunu tuttular. Nerede kalırlar, nasıl yaparlar hiç bilemeden. Kumluca’da, tarlalardan portakal, mandalina toplama işi buldular. Sigorta yok. Berivan’la beraber okula veda etmiş olan dört çocuk ve karı-koca çalışırlarsa, günde 60-70 lira geçecek ellerine. Kalacak yer yok; ev diye gösterilen çadırdan hallice, üstü sacla kaplı bir baraka. Ona da kira istiyordu işveren. Buna da şükür, en azından iş var deyip başladılar. Haftanın yedi günü, günde 10-12 saat tarlada, bahçede çalışıyorlardı. Henüz okul çağına gelmemiş altı çocuk, o barakada ev işlerini görerek birbirlerini büyütecekti. İyi kötü bir düzen kurmuşlardı. Kış bastırıp da Antalya’nın dinmek bilmeyen yağmurları başladığında, lastik çizmelerini geçirip, çamura dönmüş toprağa bata çıka portakal, mandalina toplamaya gidiyorlardı. Haber bültenlerinde fırtına uyarısı yapıldığı, gökten dolu yağdığı günler, tarlaya gitmenin tehlikeli olacağını söyledi baba. Meyveleri işleyen fabrikanın patronu öyle düşünmüyordu. “Yağmur da yağsa, taş da yağsa çalışacaksınız” dedi. “Bugün işe gelmeyeni yarın ben istemem” dedi. Fırtınanın şiddetlendiği 24 Ocak günü, Berivan portakal topluyordu. Birden gökyüzünde acayip bir şey gördü. Döne döne gelen bir hortum. Hortum nedir bilmiyordu Berivan. Gözünü alamadı. Etrafındaki herkesin kaçışıp bir yerlere sığındığını göremedi. Tarlanın ortasında, büyülenmiş gibi hortuma bakıyordu. Kim bilir hangi mesafedeki bir çatıdan kopup havalanan sacın, gelip onu bulacağını bilmiyordu. Bu dünyada gördüğü son şeye hayranlıkla bakarken küçücük bedeni toprağa serildi…

Ahmet, Urfa’da pamuk tarlasında çalışıyordu. Hiç tanımadığı Berivan gibi o da vaktinden erken büyümüş, eve ekmek götürmeyi çoktan öğrenmişti. 22 Ocak günü yine tarladaydı. Toplanan pamukların lifleri tohumlardan ayrılsın diye, traktörün arkasına takılı çırçır makinesi devamlı çalışıyordu. Ahmet traktörün üstündeydi. Kamyon kasasına asılan çocuklar gibi, işin eğlencesine bakıyordu belki o sırada. Belki yorgundu, bir an önce eve gidip soğuktan buz kesen ellerini sobada ısıtmayı hayal ediyordu. Hiç bilemeyeceğiz hangisi… Nasıl olduysa dengesini kaybetti. Traktörün arkasındaki çırçır makinesine düştü. Traktör sürücüsü görmedi önce. Fark edince durdu. Korkuyla koştu, etrafa baktı. Çocuk ortada yoktu. Anladı olan biteni. Yardım istedi. Ambulans geldi, çevreden insanlar geldi. Çırçır makinesinden çıkardıklarında Ahmet yaşamıyordu artık…

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre dünyada 152 milyon çocuk işçi var ve 73 milyonu tehlikeli işlerde çalışıyor. Ahmet ve Berivan, bu sayıya dahil bile değildi. Onların ne sigortası vardı, ne de bir yerde kaydı kuydu.

Hayalleri vardı muhakkak. Hiçbir zaman bilemeyeceğimiz…

Kaynak: Sansürsüz Türkiye

Share.

Comments are closed.