Kriz, Cumhur İttifakı ‘Devlet Projesi’nin Çıkmazı ve TÜSİAD Programı – Kansu Yıldırım

0

31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinin iki açıdan önemi bulunuyor. Birincisi, mevcut modellere uymayan, atipik kabul edilebilecek başkanlık monokrasisine geçiş sonrası ilk seçim özelliğini taşımasıdır. İkincisi ve daha önemlisi, ekonomik krizin gündelik yaşamı doğrudan etkilediği bir dönemde, tanzim satışlar ve banka kredilerinin yapılandırılması gibi seçim yatırımları eşliğinde sandığa gidilmesidir. Yerel Seçimin nihai sonuçları henüz belli olmamasına karşılık buradan hareketle mevcut duruma ilişkin üç temel tespit yapılabilir.

1) AKP-MHP ittifakı ya da nam-ı diğer Cumhur İttifakı’nın kurulduğu günden bu yana ‘kazanan’ı, MHP’dir. MHP, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal ile birlikte iktidar bloğu içerisindeki siyasi temsilini arttırmaktadır. Devletin zor aygıtlarında ve güvenlik bürokrasisinde önemli bir pozisyona erişen MHP, 24 Haziran’dan itibaren siyasal alandaki yükselişini iktidar ortaklığı ve kurumlarda kadro düzeyinde sürdürmektedir.

İyi Parti ayrışmasından sonra MHP, devlet aygıtlarının imkanları eşliğinde erime noktasından yeniden konsolidasyon aşamasına kavuşmuştur.

AKP ve MHP, 1980 sonrası toplumsal hayatın her hücresine yerleştirilmeye çalışılan Türk-İslam Sentezinin vücut bulmuş hali olarak sağın en güncel “ideal” ittifak modelidir. Siyasal İslam ve milliyetçiliğin güncel sentezi, darbe sonrası devletin yeniden düzenlenmesi ve OHAL gibi kritik bir süreçte iktidar bloku içerisindeki ve tabanda ideolojik konsolidasyonu sağladığı kadar, kamu bürokrasisinde de kadro düzeyinde bir yenilenmeye karşılık gelmektedir.

Cumhur İttifakı, başkanlık sistemine geçiş sonrasında –Bob Jessop’ın kavramsallaştırmasıyla açıklanırsa– bir devlet projesi vaat etmesine rağmen somut karşılığı muammadır. Bu nedenle “beka”, “varlık”, “terörle mücadele” gibi majör ve ağır anlamların yüklendiği yerel seçimler bu projenin onaylanma derecesini de açığa çıkartmaktadır.

Jessop’a göre, devlet aygıtı, sürekli oluşum halinde olan, çatışmalı, melez bir yapıdır ve formel eşbiçimliliğin sağlanabildiği durumlarda dahi kurumlar düzeyinde içsel somut bir birliğe sahip değildir. Farklı sınıf fraksiyonlarının ve bunların siyasi temsilcilerinin birden çok sayıda çıkarı ve talebi bulunmakta, kimi zaman söz konusu sınıfların projeleri arasında rekabet yaşanmaktadır. Bu doğrultuda, aslında her sınıfın özgül bir devlet projesi olduğu, hakim olan projenin baskın hale geldiği ve devlet iktidarı aracılığıyla somutluk kazandığı söylenebilir.

Başkanlık sisteminin ve Cumhur İttifakı’nın hayata geçirilişi, bu projeler içerisinde baskın olanın öne çıkışıyla ilişkilidir. AKP ve MHP arasındaki asimetrik ortaklık, darbe girişiminden 31 Mart Yerel Seçimlerine “milletin ve devletin bekası” odaklı bir formülasyona dayanmasına karşılık, özünde AKP’nin yürütücü pozisyonda olduğu “devlet projesi”nin siyasal ayağını oluşturmaktadır. Siyasal ayak, 16 Nisan Referandumundan sonra başkanlık sistemi ile nihai formuna kavuşmuş, devlet idaresi ve aygıtları buna göre yeniden düzenlenmiş, burjuva sınıf fraksiyonları (TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB, sanayi-ticaret odaları) başkanlık projesi etrafında konsensüse varmışlardır. Jessop’a göre, sürekli ve dayanıklı devlet projeleri anayasal anlaşma veya kurumsal uzlaşmaya gömülü olanlardır. 12 Eylül 2010 ve şaibeli 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumları bu anlamda sermaye cephesinin siyasal uzlaşmasının iki uğrağıdır.

2) Metropollerdeki oy değişiminin ve başarısızlığın faturası, daha önceki dönemlerde olduğu üzere sadece belli isimlere çıkartılmakla kalmayacak, Erdoğan tarafından parti teşkilatında yeniden yapılanma başlatılacaktır. Partinin çalkantılı bir sürece gireceği bu dönemde kabine ve il-ilçe örgütleri düzeyinde tasfiyeleri, bilhassa medyada belirli isimlerin tasfiyesi, şirketlerin el değiştirmesi takip edecektir. Vaktiyle başkanlık sistemine geçiş sürecinde Erdoğan’ın “metal yorgunluğu” ile ilk sinyallerini verdiği parti-içi tasfiye ve rejenerasyon dönemi, seçim başarısızlığından sonra salt kadro düzeyinde bir operasyonla sınırlı kalmayacaktır. Umulmayan radikal müdahaleler ve/veya ileride detaylandıracağım TÜSİAD programı için teknokratik bir ekibin oluşturulması ihtimaller dahilindedir.

AKP açısından parti tabanı ölçeğinde başka bir risk daha bulunmaktadır. AKP’nin kalesi gibi görülen yerlerdeki erime, Türk-İslam sentezinin yani siyasal İslam ve milliyetçilik ideolojisinin dengesini de yeniden ayarlayacaktır. “Siyasal din” statüsündeki siyasal İslamın kolonları her ne kadar ideolojik aygıtlarla dik tutulmaya çalışılsa da milliyetçiliğin hem devlet iktidarına hem de gündelik ilişkilere daha da rengini bir dönem başlayacaktır. Bu durum AKP açısından partinin özgünlüğünün yitimi anlamında da okunabilir. Çünkü siyasal İslam ideolojisi siyasal din formu somutluğunda belirginleşmektedir. Artık yalnızca kutsal kitaptan alınmış referanslarla örülü bir dünya görüşü yoktur; bunun yanı sıra başkanlık sisteminin sınıfsal yapısına özgü hiyerarşiyi de içeren, bütünsellik iddiasına sahip ve kendisini sürekli koşullara göre güncelleyen bir maddi ideolojik yapı da bulunmaktadır. Bu sayede siyasal İslam, siyasetin işleyen maddi mekanizmaları üzerinden tersinir biçimde bir nevi ‘dünyevileşmektedir’. Siyasal İslam’ın dünyeviliği ile parti teşkilatının etki alanı arasındaki bakışımlılık bu duruma göre yeniden şekillenecektir.

Ne var ki, Marx’ın tespiti bir kez daha doğrulanmıştır; bilinci belirleyen şey maddi koşullardır ve saraylarda oturanlarla kulübelerde yaşayanlar farklı düşünmeye devam etmektedir “Beka” gibi yangın alarmı niteliğindeki propaganda bölüşüm ilişkilerindeki bozulmanın gerisinde kalmıştır. Mevcut seçim sonuçları incelendiğinde AKP seçmeninin sandık başına beklenilen düzeyde iştirak etmediği de bu tespiti doğrulamaktadır.

3) AKP-MHP ittifakı yerel seçimlerde kayıplar yaşasa bile hala “devlet iktidarı”dır.Nitekim Erdoğan da seçim akşamı sololarında bunun altını çizmiştir. Bununla bağlantılı gözden kaçırılmaması gereken husus, metropolleri kaybetmelerine karşılık oy farkının ucu ucuna olması ve toplamda il ve ilçe belediyelerinin çoğunluğunu elinde tutmasıdır. Tablo AKP açısından negatif olmasına karşılık, devlet kurumlarında hakimiyeti ve tabanla etkileşimleri devam etmektedir. AKP bu sallantılı “zaferi”ni kriz döneminde seçenek olarak masaya koyacaktır.

Egemen sınıf fraksiyonlarının konsensüsü eşliğinde devlet iktidarını devam ettiren Cumhur İttifakı’nın seçim sonrasında (uluslararası ve ulusal) sermaye cephesine tavizler vermesi zorunlu hale gelmektedir. Bankacılıkta, konutta, sanayide, istihdamda, kısaca yapısal ölçekte krizin yoğunlaştığı, geçim sıkıntısının arttığı, bölüşüm ilişkilerinin bozulduğu bir dönemde iktidarı belli bir süre daha sürdürmek için finans-kapitalin ve büyük burjuvazinin taleplerine meydan okumak yerine, daha hızlı ve aktif uyum sağlanacaktır.

TÜSİAD’ın sandıklar kapandıktan hemen sonra yaptığı “yapısal reform” ve “güven ortamı” çağrısı ve geçtiğimiz hafta Ekonomi Bakanı’nın –swap hadiselerinin olduğu zamanda– seçim sonrası reformlar gelecek açıklaması birlikte düşünüldüğünde, Erdoğan’ın Huber Köşkü ve Balkon konuşmalarındaki “yapısal reform”, “serbest piyasa”, “seçimsiz ortam” vurguları katıldığında“Cumhur ittifakı” devlet projesinin çıkış arayışında kıdem tazminatı, işsizlik fonu, memurlar kanunu, istihdam piyasası, vergi, vd. alanlarda “reform” dalgası başlayacağı, kemer sıkma politikalarının daha sık telaffuz edileceği ortadadır. Erdoğan’ın seçim sonrası “serbest piyasa” vurgulu ve “4 yıllık icraat dönemi var” dediği zaman çizelgesi bunu içermektedir.

Bu bağlamda, Erdoğan’ın son derece mutedil şekilde yaptığı Balkon konuşmasının bir bölümünü tabanına yönelik yapmıştır. Demoralizasyonu ve yılgınlığı dağıtmayı amaçlayan konuşmasında iktidar olduklarını ısrarla vurgulamaya devam etmiştir. Konuşmasının omurgasını oluşturan diğer yarısı ise, sermaye fraksiyonlarına/tekelci finans-kapitale yöneliktir.Partinin yeniden yapılanması (muhtemel bir IMF görüşmesi ya da TÜSİAD Programı hayata geçirileceğinde teknokrat ekibin oluşturulması), seçimsiz dönem (reformların engellenmeyeceği birkaç yıl), güçlü ekonomik program (kesintisiz yapısal reform dalgası) vurguları TÜSİAD’ın açıklamasına verilen cevaptır.

Sermaye cephesinde “yapısal reformlar” nedir?

Cumhur İttifakı’nda temel iktisadi programın bileşenleri büyük burjuvazinin “kriz reçetesi” şeklinde formüle edilecektir. Sinyalleri çok kuvvetli verilen TÜSİAD Programının muhteviyatını oluşturan büyük sermayenin yararına çalışan, orta ve küçük sermayeyi (esnafı) devredışı bırakan bir programın oluşması, kar oranlarının inşaat odaklı büyümede olduğu üzere alt sınıflara doğru akışının azalması, kemer sıkma politikaları ile sosyal yardım mekanizmalarının eskisi gibi işlememesi -parti ölçeğinde de- büyük çalkantılara yol açacaktır.

Karl Marx, siyasal örgütlenme biçiminin ekonomik örgütlenme biçimine karşılık geldiğini söylemişti. Başkanlık sisteminin yani devlet projesinin siyasi-idari etabı tamamlanmasına rağmen taşıyıcı kolon niteliğindeki ekonomi, kriz koşulları ile birlikte sallanmaktadır.

Kaynak: devletvesiniflar.blogspot

Share.

Comments are closed.