Kızıl Balık: Nadejda Konstantinovna Krupskaya

0

“Yaşamı, sadece işçilerin devrimci eyleminin değiştirebileceğini kavradım… 1917’yi kapitalizmin ölüm saati olarak düşündüm. Aynı şeyi Sovyetlerin 2. Kongresin’de toprağın ve üretim araçlarının mülkiyetinin halka verildiği zaman da düşünmüştüm. Nihai amacın başarılmasından önce, daha kaç adım atılması gerekiyordu? Son adımı görecek kadar yaşayabilecek miydim? Önemli olan bunu düşlemek ve bilmek değil, tersine bu düşün gerçekleşmesinin olanaklı ve elimizde olmasıydı. Onun gerçekleşmesini önleyebilecek hiçbir gücün olmadığı herkesçe açıktı. Kapitalizm can çekişiyordu.”

krupskaya 1

Bu sözler Lenin’in silah ve hayat arkadaşı olan devrimci Nadejda Krupskaya’ya ait. Sosyalist eğitimin temellerini atan neferlerden birisi olan ve ölümünden sonra onuruna bir astroide adı verilmiş bir kadına… Parti içinde kod adı balık olup, yeraltı mücadelesinde görünmeyen mürekkeple şifreli mektuplar yazmak konusunda uzmanlaşmış, Lenin’in “benim küçük ringa balığım” diye seslendiği kadına. Peki kimdi bu kadın?

Açıkça itiraf etmeliyim ki Nadejda’nın ilk fotoğraflarını gördüğümde ‘ne kadar da sert bir kadın, duruşuna bak’ diye geçirmiştim içimden. Daha sonra meraktan eğitime ve kadınlara dair birkaç makalesini okudum. 20. yüzyılda yaşamış olmasına rağmen günümüzde dahi ufukları açacak cinsten düşünceleri vardı. Daha sonra hayatının anlatıldığı kitabı okuyunca Krupskaya kalbimi çaldı diyebilirim. Bu devrimci kadın hakkında yazılacak sayfalarca şey var lakin ben size elimden geldiğince özet geçeceğim. Not olarak söylemeliyim ki; bu özette Krupskaya-Stalin-Troçki arasında gerçekleşen olayları bilerek belirtmeyeceğim.

Eğitimci ve devrimci olan Nadejda Krupskaya Petersburg’da 14 Şubat 1869’da dünyaya gelir. Anne ve babası dönemin ilerici devrimci demokratik aydınlarının görüşlerini paylaşmaktadır. Bu ortam Krupskaya’nın araştırmacı bir insan olarak ilerici bir dünya görüşü geliştirmesine katkı sunar. İlk ve ortaöğretimini çeşitli okullarda tamamlayan Krupskaya, daha o yıllarda Çarlık Rusyası’nın eğitim anlayışına karşı çıkmaya başlar.

14 yaşında babasını kaybettikten sonra annesiyle birlikte çeşitli işlerde çalışan küçük Nadejda bu sırada alt sınıfların yaşamlarını yakından tanıma fırsatı buldu ve politik mücadeleye girdi. Marksizm ile erken yaşta tanışan Nadejda, insanların hayat şartlarını iyileştirmek üzere devrim idealine derinden bağlandı. Bu amaçla gizli yeraltı örgütlenmeleri içinde yer alırken, Lenin ile de bu şekilde tanıştı.

Gençliğinde özellikle Leo Tolstoy’un demokratik eğitim teorisine ilgi duyuyordu ve eğitimle ilgili endişesi onu öğretmenlik mesleğine girmeye itti. Bu ilgi 1886’da liseyi bitirip öğretmen okuluna gitmesiyle sonuçlandı. Okul bittiğinde ne kasabada ne de köyde iş bulur. İş arayışları sırasında boş durmaz toplumdaki çatışmalara yoğunlaşır ve adaletsizliğin kökenini inceler. Rus ve yabancı yazarların toplumla ilgili çalışmalarını, özellikle bilimsel komünizmin kurucuları Karl Marx ve Friedrich Engels’i okur. 1890’da devrimci harekete katılır ve bir Marksist öğrenci derneğine üye olur. 1891’de Petersburg’daki işçiler için kurulmuş Pazar akşam okulunda öğretmenlik yapmaya başlar.

1894 yılında St. Petersburg (daha sonraki ismi Leningrad’da) marksist bir öğrenci çevresinde işçileri eğitirken o zamanlar Ulyanov adıyla bilinen Lenin’le tanışır. Ulyanov o sıralarda avukat olarak M. F. Wolkenstein avukatlık bürosunda çalışıyordu. Birlikte politik toplantıları ziyaret etmeye başladılar. 1895’te Krupskaya, Lenin tarafından kurulmuş olan St. Petersburg İşçi Sınıfının Kurtuluşu için Mücadele Birliği’ne katılır. Tüm enerjisini ve birikimini parti çalışmasına, halkın hizmetine ve toplumun devrimci dönüşümüne adar. Ne yazık ki 1896 yılında “yasadışı ajitasyon” nedeniyle iki yıl hapse mahkûm edilir. Mahkumiyeti 6 ay hapis ve 3 yıl sürgün cezasına dönüştürülür. Oldukça kötü iklim koşullarının olduğu Ufa’ya gönderilir. Daha sonra Lenin’in eşi olarak sürgününü Şusenskoye’de tamamlamaya yönelik başvuruda bulunur. Krupskaya’nın başvurusu, Lenin’le hemen evlenmesi ve Lenin’in sürgün süresi bittikten sonra Ufa’ya dönmesi koşuluyla kabul edilir. Bunun üzerine annesi Jelisaweta Krupskaya ile birlikte Sibirya’ya giden Krupskaya, orada 1898 yılında hayatı boyunca yan yana olacağı Lenin’le evlenir.

Krupskaya, geçmişin ve o günün öne çıkan eğitimcilerinin kitapları üzerine kapsamlı çalışmalar yapardı. Sürgün yıllarını okulları, kütüphaneleri, öğretmenleri ve eğitsel deneyimin öncü unsurlarını tanımakla geçirirdi. Bu imkân, ona dünyadaki eğitim durumunun eleştirel analizini yapma, en iyi eğitim teorisi ve pratiğini seçme, bu temelde “okul eğitimi ile ilgili olarak gerekli Marksist konumu olabildiğince en açık biçimde belirleme” şansı verirdi. Sürgün sırasında sadece eğitim değil kadın işçilerin sorunlarıyla da ilgili çalışmalar yapardı. 1901’de basılan “Kadın İşçi”, kadınların kurtuluşuyla ilgili devrimci edebiyatta bir dönüm noktası olarak görülüyor. Makalede, köylülerin ve çalışan kadınların yoksulluk ve acılarından bahsediliyor. Bu makale aynı zamanda fabrika işçilerinin örgütlenmesi için kullanıldı ve partinin kadın özgürlüğüne daha yakından odaklanması gerektiği konusunda Lenin’i etkiledi. 1905 yıllarında Lenin ve Krupskaya Rusya’ya geri döndüler.

Sürekli baskı, gözaltı ve sürgünlerle geçen hayatında, 1910’da şunları yazar: “Yeni doğan neslin ihtiyaç duyduğu bir okul türünü teşkil etmenin mümkün olacağı günler elbette ki gelecektir. Bu amaç doğrultusunda bizim deneyime ve ilgili göreve nasıl yaklaşacağımızı belirlemeye ihtiyacımız var.”

Bunun yanında kadın işçiler arasındaki çalışmanın aktif destekçilerinden biri oldu. Krupskaya, Clara Zetkin ve İnessa Armand ile beraber 1910 yılında 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü’nün kutlanmasına ön ayak oldu. Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü, yalnızca kadınların kutlayacağı bir gün olarak değil, işçi sınıfını harekete geçirmenin bir yolu olarak tasarlandı. Kadın gazetesi Rabotnitsa’nın ilk sayısı için yazdığı makalede yaptığı vurgu çok önemlidir: Çalışan kadınları çalışan erkeklerle birleştiren şey, onları bölen kuvvetten daha güçlüdür.

krupskaya 2

 

“Bütün bilgi halka! Sanat halka! Doğanın ve insanlığın yeşermiş ve canlı tüm sevinci halka!” şiarıyla hareket eden Krupskaya, Ekim Devrimi’nde yaklaşık kırk ayrı eser ortaya koyar. Bunların içinde en önemlisi 1917’de yayınlanan Kamusal Eğitim ve Demokrasi isimli çalışmadır. Eser Marksist eğitim bilimine önemli bir katkı yapar.

Lenin’e göre, Krupskaya’nın monografisi, dönemin büyük demokratik eğitimcileri olan Rousseau ile Pestalozzi’ye dönük işçi sınıfının bakış açısına yeni bir yorum getirmektedir ve eğitimle üretken emek arasındaki bağlantı konusunda Marx ve Engels’in öğretisini sistematik bir yoldan ortaya koymak suretiyle, Bellers ve Owen’ın eğitimle ilgili fikirleri ile Rus toplumunu ilk kez tanıştırır. Epey bir belge ve metin incelemiş olan Krupskaya, emek eğitiminin, onu biçimlendiren koşullar ve sınıfa uygun olarak, tarihin muhtelif aşamalarında nasıl değiştiğini gösterir. Kitabın son paragrafı, emek eğitimi tarihinin analizine dair bir özet sunar: “Eğitimin örgütlenmesi burjuvazinin elinde kaldıkça, emek okulu işçi sınıfının çıkarlarına doğrultulmuş bir silâh olacaktır. Emek okulunu ‘günümüz toplumunun dönüşümü için gerekli bir araca ancak işçi sınıfı dönüştürebilir.”

Lenin’le tüm Avrupa kentlerini dolaşan Krupskaya yoksulluk ve yoksunluklar içinde ‘besedov’ hastalığına yakalanır. Sağlığının bozuk olmasına rağmen, parti merkez yayın organının, Yurt-Dışı Bürosu’nun Merkez Komitesinin sekreterliğini yapmaktan geri durmaz. Aynı zamanda Lenin’in özel sekreteri olarak Lenin adına bütün yazışmaları o yürütür ve illegal ilişkileri o kurardı. Bolşevik Parti’nin yayın organı İskra’nın yayınlanmasına katılan Krupskaya aynı zamanda partinin kuruluşunda da aktif görevler aldı. Politik yaşamında oldukça aktif olan Krupskaya, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne katılmasının ardından Bolşevik kanatta yer almıştır. Ekim Devrimi’nin ardından pratik olarak yeniden eğitim sorunlarıyla ilgilenmeye başlamış ve ‘sosyalist okul sistemini’ geliştirmiştir. Eğitim Halk Komiserliği’ne vekaleten atanan Krupskaya, bu dönemde Lenin’le birbirlerini oldukça seyrek görebildiler. 1921’den itibaren ise Politik Eğitim Enstitüsü’nde dersler verdi.

Lenin’in 1924’teki ölümünden sonra onun yerine Kongre’ye katıldı ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Lenin’e verdiği ödülü aldı. Krupskaya, Lenin’in hayatını kaleme almış ve onun özel yaşamı ile ilgili en ayrıntılı biyografi çalışmasını ortaya çıkarmıştır.

Krupskaya’nın 12 Temmuz 1924’te Rusya Leninist Genç Komünistler Ligi 6. Kongresi’nde yaptığı konuşma, komünist bireyin sosyal yaşamı ile bireysel yaşamı arasındaki bağlantıyı nasıl kuracağını netleştiriyor:

(…) Kişisel hayatlarımızı uğruna mücadele ettiğimiz davayla, komünizmi inşa etme davasıyla birleştirmeye çalışmamız gerekiyor.

Elbette bu kişisel hayatımızdan vazgeçmemiz anlamına gelmiyor. Komünizmin partisi bir tarikat değil, dolayısıyla böylesi bir çileci yaklaşım asla savunulamaz. Bir fabrikada bir kadının iş arkadaşlarına şunları söylediğini işitmiştim: “Çalışan kadın yoldaşlar, partiye katıldığınızda kocanızdan ve çocuklarınızdan vazgeçmek zorunda olduğunuzu asla unutmamalısınız.”

Söz konusu meseleye elbette ki bu şekilde yaklaşılamaz. Kocayı ve çocukları inkâr etmek değil, çocukları komünizm için dövüşen birer savaşçı gibi yetiştirmek, her şeyi kocanın böylesi bir savaşçı olabilmesine imkân verecek şekilde düzenlemektir asıl mesele. Herkes kendi hayatıyla toplumun hayatını nasıl birleştireceğini bilmek zorunda. Bu çilecilik değildir. Aksine böylesi bir birleşme, tüm işçilerin ortak davasının kişisel bir mesele hâline gelmesi, kişisel hayatı fakirleştirmez aksine daha da zengin kılar ve yavan aile hayatının asla kazandırmadığı o derin ve renkli deneyimleri kazandırır insana. Kişisel hayatın komünizm için yürütülen çalışmayla, komünizmin inşası amacıyla işçi sınıfının ortaya koyduğu mücadele ve çalışmalarla birleşmesi, bugün karşı karşıya olduğumuz en önemli görevlerden biridir. Siz gençler hayatlarınıza daha yeni başlıyorsunuz ve hayatlarınızı kişisel olanla toplumsal hayat arasında boşluk bırakmayacak şekilde inşa edebilirsiniz. (…)

Nadezhda K. Krupskaya

12 Temmuz 1924

Sosyalist Devrim’in zaferi Krupskaya’nın önüne eğitim faaliyetleri açısından yeni kapılar açar. Örgütsel, politik ve eğitsel çalışmalara yoğunlaşır. Uzun yıllar yeni eğitim sisteminin pedagojik yönleriyle ilgilenir ve Yeni Bir Hayata Doğru isimli bir dergi çıkartır. Bu dönemde Krupskaya tüm parti kongrelerinde delege olarak görev alır. Yönetim organlarında üyelik, üst düzey hükümet mercilerinde vekillik yapar. Kendisi Emeğin Kızıl Bayrağı Nişanı (1929) ve Lenin Nişanı (1933) ile ödüllendirilir. 1931’de SSCB Bilimler Akademisi’nin onur üyesi olur, 1936’da ise kendisine pedagoji bilimleri doktorası verilir.
1937’den itibaren Sovyetler Birliği Yüksek Sovyeti Başkanlığı’nda üye olarak çalışır.

Krupskaya II.Enternasyonel içinde proleter ve burjuva kadın hareketinin tamamen birbirinden ayrılması ve kadınların kendi sınıf örgütleri içinde yer alması yolunda yapılan mücadelenin içinde ve Clara Zetkin’in yanı başında yer aldı.

Krupskaya, Sovyet Devrimi’nin kadın erkek eşitliğine doğru çok ciddi kazanımlar elde etmesini, tüm emekçiler içinde kadınların da çeşitli kademelerde ülke yönetiminde yer almasını ve gittikçe daha büyük oranlarda yer alması ile ilgili olarak 30 Kasım 1933 tarihli “Kadınların eşit haklara sahip olması” adlı makalesinde şunları yazmıştır:

 

(…) Eski rejimde kadınların hayatı süreklileşmiş ve bitmek bilmeyen iş ile doluydu. Ancak bu iş hor görülüyordu ve kölelik zincirleri gibiydi. Ancak şimdi kadınların iş eğitimi ve işlerindeki azimleri onları sosyalizmi inşa eden ön cephelere, emeğin kahramanları arasına yerleştiriyor.

Küçük ve orta ölçekli köylü tarımcılığı kadınları kelepçeye vurdu, onları bireysel evlerine bağladı ve hayata bakışlarını daralttı. Aslında onlar kendilerini zalimce döven kocalarının kölesiydiler. Küçük ölçekli çiftçilik dinin önünü açtı. Köylüler şöyle derdi: “Her adam kendisi için Tanrı herkes için”. Lenin’in çok defa söylediği bu cümle, küçük mülk sahibinin psikolojisini çok güzel açıklar. Kolektivizasyon küçük mülk sahibi köylüyü kolektiviste çevirir, köylülerin tecridini ve dinin üzerlerindeki etkisini zayıflatır ve kadını baskılardan özgürleştirir. Lenin ancak sosyalizmin kadına erkekler ile eşit haklar verebileceğini söyledi. Sözleri şimdilerde doğrulanıyor. Kolektif çiftliklerde kadınların konumunun nasıl değiştiğini görüyoruz. (…)

krupskaya 3

 

Krupskaya, hükümet, parti ve eğitim alanındaki çalışmalarını bilimsel ve edebî çalışmalarla başarılı ve etkin bir biçimde birleştirir. Tüm hayatı süresince 3.000 civarında kitap, broşür, makale, eleştiri vb. yayınlar (tüm eserleri on bir ciltlik bir çalışmada toplanmıştır.). Çalışmalarının önemli bir bölümü yabancı dillere ve Sovyetler Birliği halklarının dillerine çevrilmiştir. Bunun yanında Krupskaya, yetişkin eğitim programlarını başlatarak köylüler ve fabrika işçilerinin eğitimi için 30.000 sınıf açtırmıştır.

Devrimden önce, kıta genelindeki çoğu şifreli yapılan ve kod çözme işi gerektiren yazışmaları yürüten İskra grubunda sekreter olarak çalıştı. Devrimden sonraysa, hayatını işçi ve köylülere yönelik herkesin erişebileceği kütüphanelerin açılması gibi çabalarıyla, eğitim imkânlarının ıslahına adayan Nadejda Krupskaya, 27 Şubat 1939’da hayata veda etti. Külleri Moskova’daki Kızıl Meydan’da, Lenin mozolesinin yanındaki Kremlin duvarının içine konulmuştur. Clara Zetkin’in dediği gibi, Nadejda en yüksek mutluluğu gördü. O proleter sosyalist devrimi yaşadı. En büyük acıyı da o tattı. Erken ölüm, eşi aynı zamanda yoldaşı Lenin’i yanından koparıp aldı. Bu kaybın yarası hiç kapanmadı yine de onun devrimci çalışma için isteği o kadar güçlüydü ki korkunç yarası onu asla yıkamadı.

Krupskaya, otobiyografisi’nde kendi yaşamını şöyle özetlemiştir:

“Bir gün, öğrencilerin politik tartışmalarına tesadüfen katılmıştım. Bu olayla gözlerimi açtım. Kurslara gitmekten vazgeçip, Marksist eserleri okumaya başladım. Yaşamı, sadece işçilerin devrimci eyleminin değiştirebileceğini kavradım… 1917’yi kapitalizmin ölüm saati olarak düşündüm. Aynı şeyi Sovyetlerin 2. Kongresin’de toprağın ve üretim araçlarının mülkiyetinin halka verildiği zaman da düşünmüştüm. Nihai amacın başarılmasından önce, daha kaç adım atılması gerekiyordu? Son adımı görecek kadar yaşabilecek miydim? Önemli olan bunu düşlemek ve bilmek değil, tersine bu düşün gerçekleşmesinin olanaklı ve elimizde olmasıydı. Onun gerçekleşmesini önleyebilecek hiçbir gücün olmadığı herkesçe açıktı. Kapitalizm can çekişiyordu. (…) Lenin 1894’de Petersburg’a geldiğinde, çalışmalar daha bir canlılık kazandı ve örgüt daha güçlü bir hale geldi. Lenin’le aynı bölgede çalıştık ve hemen arkadaş olduk… Sürgünde Lenin’le evlendim. Ondan sonraki yaşamım, onun damgasını taşır. Ona çalışmalarında yapabileceğim yardımın en iyisini yaptığıma inanıyorum… İşçi sınıfının güçlenmesini, partinin büyümesini, dünyadaki en büyük devrime hazırlanmasını, yeni sosyalist bir sistemin doğuşunu, tamamen yeniden kurulan bir yaşamı görmek kaderimmiş. Hiç çocuğum olmadığı için üzülmüştüm, kendimin olmasa da şimdi birçok çocuğum -Genç Komünistler Birliği üyeleri ve genç öncüler- var. Hepsi Leninist olmak istiyor. Otobiyografimi yazmamı genç öncüler istemişti. Otobiyografimi onlara, sevgili çocuklarıma adıyorum.”

 

Saygı ve sevgiyle anıyoruz…

Derleyen: Buse Kılınçdemir

Düzenleyen: Ozan Ahmetoğlu

(Yazı Kızıl Kadın  bloğundan  alınmıştır.)

Kaynakça:

https://www.rbth.com/arts/2017/05/18/revolutionary-first-lady-the-life-and-struggles-of-lenins-wife_765659

http://liberationschool.org/nadezhda-krupskaya-revolutionary-woman-and-educator/

Bir Devrim, Bir Kadın- Vera Dridzo (Hayatının ve mücadelesinin anlatıldığı kitaptır.)

http://haber.sol.org.tr/kadinin-gunlugu/devrimci-yazar-ve-egitimci-krupskaya-143-yasinda-haberi-52021

http://wikisosyalizm.org/Nadejda_Krupskaya

http://www.halkinbirliği.net/komunist-kadin-onder-nadejda-krupskaya-gelecege-isik-olmaya-devam-ediyor/

Share.

Comments are closed.