KHK ile ihraç edilen İzmir Tüm Bel-Sen Şube Başkanı Çağdaş Yazıcı: “Az ve güçsüz değiliz!”

0

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz, Çağdaş Yazıcı kimdir?

Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme lisans ve yüksek lisans mezunuyum, şuan Ege Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nde doktora eğitimime devam ediyorum. Yaklaşık 9 yıl İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde farklı birimlerde çalıştım.  İzmir Büyükşehir Belediyesinde çalıştığım süre boyunca da KESK’e bağlı Tüm Bel-Sen üyesiyim, son 7 aydır 1 no’lu şube yürütmesinde başkan olarak görev yapıyorum. Uzun yıllardır farklı sınıf dayanışma örgütlerinde, kooperatiflerde, işçi örgütlerinde, deri-tekstil işçileri arasında, sınıf içerisinde bulunmaya çalışıyorum.

Son yayınlanan 692 sayılı KHK ile 7 bin 395 kişi kamudan ihraç edildi, siz de ihraç edilenler arasındasınız. Bu sizin için sürpriz oldu mu? Listede adınızı görünce ne hissettiniz?

Bize en çok sorulan sorulardan biri ‘Böyle bir sonucu bekliyor muydunuz?’ diğeri ‘İhracın gerekçesi nedir?’ oluyor. Bekliyor muydunuz sorusunu soran arkadaşlara cevabımız ‘Siz beklemiyor musunuz?’ oluyor. Çünkü bugün OHAL ve KHK’ların olması iş güvencesinin ortadan kalkması demek, işçi ya da memur fark etmez bütün emekçilerin iş güvenliği bir muktedirin iki dudağı arasında sıkışmış olması demek. Ve siz hayatın neresinde durursanız durun herkes için geçerli bu durum. Daha önce de ifade ettiğim gibi biz; işçi örgütlerinde, sınıf dayanışma kurumlarında, sendikalarda ve ezilen emekçilerin kurtuluş mücadelesinde yıllardır yer almaya çalışan kimseleriz. Haklı olduğumuzu hayatın teyit ettiğini düşünüyoruz ve dolayısıyla bizim gibi kimselerin bu tür saldırılara maruz kalması sürpriz bir durum değil. Hatta esas hedefin bizim gibi insanlar olduğunu düşünüyoruz ancak ihraç edilen 110 bin kişi arasında biz hala küçük bir orana sahibiz. Tüm ihraçlar arasında hiçbir sendikaya üye olmayan, yıllardır sarı sendika olarak bilinen şu ya da bu iktidara yakınlığı olan sendikalara üye olan on binlerce insan var. Şu ya da bu iktidara sadakatini belirtmiş, sınıf mücadelesi konusunda bir tutum almaktan imtina etmiş on binlerce insan var. Biz, muhalif kimliğimiz ve OHAL- KHK- Kayyum rejimine biat etmeyişimiz nedeniyle hedef alınmış olabiliriz. Bu bakımdan beklenmedik bir durum değil ama pek çok insan bu tür bir durumu olmamasına rağmen saldırılara maruz kalabiliyor. İhraçların gerekçesinin ne olduğunu bize bildirmediler ama elbette bir çıkarsamamız var. O da şudur: Saray’ın politikalarına biat etmeyip itirazı olan tüm insanlar menzilde. Bu bahsettiğimiz profil aslında Türkiye’de çoğunluktur, azınlık değil. 16 Nisan’ın gösterdiği gibi bu durumu kabullenmeyen, itiraz eden her görüşten insan, her kesimden emekçi, kimliği ne olursa olsun bu saldırının hedefindedir. OHAL-KHK-Kayyum rejimi yönetenlerin artık yönetemediklerine işaret ediyor. Her fırsatta kendisini milletin iradesi olarak sunanlar, iradesi oldukları milleti ancak OHAL’le, KHK’larla, çıplak bir zorla, şiddetle, bastırarak, yasaklayarak, susturarak yönetebiliyor. Bu durum ise onların yönetebildiklerini değil yönetemediklerini gösteriyor. Bu araçlardan yoksun kaldıkları zaman bulundukları iktidarda duramayacaklarını gösteren bir gerçek. Onlar güçlü değil, zayıf ve acizler, bizden korkuyorlar. Hissiyatınız nedir sorusuna cevabımız; çok üzücü bir durum olsa da üzülmedik. İyimseriz, umutluyuz, neşemiz ve keyfimiz yerinde…

Erdoğan’ın “OHAL’i grev yasaklarında kullanıyoruz.” açıklaması doğrudan emek örgütlülüğünü ve mücadelesini hedef alan bir açıklama. Paralel bir uygulama olarak kamu ihraçlarında sendika üyeleri ve yöneticilerinin örgütlü kimliklerinden dolayı doğrudan hedef alındıklarını düşünüyor musunuz?

Bizim ihraç edilmemizin KESK üyesi ya da sendika yöneticisi olmamız ile ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü iktidara yakın sendikaların yöneticileri de örgütsüz insanlar da ihraç edildi. Dolayısıyla KESK’in üyesi ya da sendika yöneticisi olmakla doğrudan bir alakası olduğunu düşünmüyorum. Ancak bizim üzerimizden ‘Şube yöneticilerinizi işten attık, sizleri de atabiliriz’ diye KESK’lilere mesaj verilmek isteniyor. Bu mesaj sadece KESK’e değil tüm emek örgütlerinedir. Aynı tehdit DİSK, TMMOB, TTB için de geçerlidir. Fakat biz bu mesajı aldık ve tersine çevirme gayretindeyiz. Bu zamana kadar ne yaptıysak yapmaya devam edeceğiz, görevimizi sürdürebildiğimiz kadar sürdüreceğiz. Bu görevde olmasak da sınıf mücadelesinin faal bir öznesi olmaya devam edeceğiz. Dolayısıyla yapmaya çalıştıkları şey işe yaramayacak! Bizim gibi insanlara KHK’lar bir olanak verdi diye düşünüyorum. Bu tür saldırıları göğüsleyebilecek insanlar üzerinden tüm insanlara; saldırılara nasıl karşı konulacağı, nasıl baş edilebileceği, nasıl ayakta durulabileceği örneklerle gösterilmiş oluyor.

KESK İzmir Şubeler Platformu “İhraç edilen üyelerimiz su gibi berraktır, yanlarındayız, korkmuyoruz!” diye açıklamada bulundu. Sizin ve üyesi olduğunuz sendikanın KHK’larla mücadele programı nedir?

KESK’e bağlı bir sendikayız ve KHK meselesi bizim gündemimize yeni girmedi. Özellikle Mardin, Van, Diyarbakır, Bitlis ve başka pek çok şehirde belediye emekçileri çok ağır sonuçlarla karşı karşıya kaldı. Türkiye genelinde hemen hemen her yerde eğitim emekçileri, sağlık emekçileri bu saldırılara maruz kaldı. KESK şuana kadar dört başı mamur, tümüyle her konuda eksiksiz değil belki ama mücadele eden tek konfederasyon oldu. Bir hat çizen, direnen, itiraz eden, üyeleriyle maddi ya da hukuki dayanışma göstermeye çalışan tek sendika. Biz biraz Nuriye için,  biraz Semih için, ‘Nuriye’yle Semih’in yanında Veli gibi durmak lazım’ dediğimiz Veli için şunu yapacağız: iş yerlerindeki faaliyetlerimize eksiksiz devam edeceğiz. Ben ihraç edilen kamu emekçisiyim ama şube yürütmesinin başkanı olarak iş yerlerinde olmaya devam edeceğim, esas meseleyi anlatmayı sürdüreceğim. Bizi ihraç etseniz de iş yerlerinden çıkmayacağız, saldırıların iç yüzünü dökmeye, emekçileri örgütlemeye, az ve güçsüz olmadığımızı anlatmaya devam edeceğiz. Mücadele anlamında yapılabilecek en anlamlı ve olumlu pratikler olabileceğini düşünüyorum. Yaratılmak istenen korku iklimini dağıtan, insanları bir arada tutan, dayanışmayı örgütleyen bir ruh halini ve sınıf perspektifini geniş kesimlere yayma fırsatını elde ettiğimizi düşünüyorum. Mücadele plan ve programımız bu şekildedir.

Son olarak eklemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

Sendikalı, örgütlü olmak ve akıntıya karşı dalgakıran olabilmek önemli… Kitle örgütlerimizi, kapatılan kurumları, meslek odalarını öne çıkartmak, sahiplenmek çok önemli fakat daha önemlisi; örgütlü azınlık kesimin diğer tarafında yer alan çoğunluğu oluşturan sigortasız, kayıt dışı çalışan, uzun yıllardan beri güvencesizliğe mahkûm olan, İşçi Sınıfı’nın en çok ezilen ve sömürülen kesimleriyle birlikte mücadeleyi omuzlamak, onların dertlerini dert edinmek, kendi sözlerini söyledikleri yeni örgütlenmeler yaratmak ve yeni bir yükselişin mimarı olabilme derdindeyiz. Bu tabloyu el birliğiyle değiştireceğiz, az ve güçsüz değiliz!

Share.

Comments are closed.