gününde

Kavel grevinin sendikal harekete bıraktıkları

0

63 gün süren ve sendikal mücadelede bir milat olan Kavel grevi 28 Ocak 1963 yılında İstanbul-İstinye’deki Kavel Kablo Fabrikasında 170 Maden-İş üyesi işçinin tezgah başında oturma eylemiyle başlamıştı. Bu 170 işçi 3 gün sonra işten çıkarıldı. 4 Şubat günü işten çıkarılan 170 işçi fabrika önüne çadır kurarak geceyi fabrika önünde geçirdiler ve sabah işe gelen işçileri ve memurları fabrikaya sokmadılar. Grev yapmanın yasak olduğu bu tarihsel dönemde inanç ve ısrarlarıyla grevi yasal hale getiren ve 62 gün sonunda zafere ulaşan Kavel grevinin sendikal harekete katkılarının bugüne katkı sağlaması için altını çizmekte fayda var.

Kavel Grevi o yıllar itibariyle genç sayılan Türkiye sendikal hareketinde anlayış edinme, sendikal prensipler oluşturma yolunda ve sınıf bilincinin gelişmesi sürecinde önemli bir deneyim olmuştur. Bu deneyim etrafında ortaya çıkan anlayış farklılığı ve kamplaşma sendikal hareket içerisinde sonraki yıllarda ortaya çıkan ayrışmanın işaretlerini de taşımaktadır. Bu yanıyla Kavel Grevi sendikal hareketin bazı kodların, çözen bir eylemdir.

Dönemin sendikal hareketi içinde iki temel anlayışın varlığından söz etmek mümkündür. Bunlardan birincisi, ağırlıkla kamuda örgütlü sendikaların sahiplendiği eylemden, grevden nispeten uzak duran, işverenler ve hükumet ile “diyalog” içinde olmayı temel yöntem olarak benimsemiş “ricacı sendikacılıktır.” Grev hakkından yoksun olunan dönemde sendikaların hak talebi bir güce yaslanarak ya da işveren üzerinde baskı kurarak dile getirilmezdi. Bu dönemin işçi-işveren ilişkilerinde etkili olan yöntem işverenden, -elbette iş yerleri büyük ölçüde kamuda olduğu için hükumetten ricada bulunmaktı. Bu ricacılık emek hareketi içinde bir sendikal anlayış olarak gelişmiş ve daha sonraki yıllarda da varlığını koruyarak geleneksel bir davranış biçimi halini almıştır.

İkincisi; özellikle özel sektörde örgütlü Maden-iş, Lastik-İş gibi sendikalarda vücut bulan kendi gücüne güvenen, mücadeleci bir sendikal anlayıştır. Özel sektöre ait işletmelerin sayılarının artmasına paralel olarak bu iş yerlerinde kamudan farklı, daha sert bir biçimde seyir izleyen bir işçi işveren ilişkisi gündeme gelmiştir. İşverenin daha fazla kâr elde etmek için işçilere dayattığı çalışma koşullarına karşı, işçilerde ortaya çıkan sınıfsal tepki, mücadeleci bir sendikal anlayışın oluşmasına kaynaklık etmiştir.
Dönemin Türk-İş yönetimi de büyük ölçüde “ricacı sendikacılık” anlayışına yatkın sendikacılardan oluşuyordu. Bu sendikacılar için Kavel Grevinin “maceracılıktan” öte bir anlam taşımıyordu. Onlar, Hükumetin ve işverenlerin dile getirdiği görüşü paylaşarak “ikramiyelerin ödetilmesi konusunda greve değil mahkemelere gitmek gibi başka usullerin kullanılmasının” daha doğru bir yöntem olduğu fikrindedirler. Bu nedenle greve biraz soğuk yaklaşım sergiledikleri söylenebilir. Gökçe Enis “Türk-iş’in kendi kasasından doğrudan greve mali destek aktarmamasını” bu soğuklukla açıklamaktadır.
“Türk-İş yönetimi gerçekten greve soğuk muydu?” sorusunu yönelttiğimiz grev sırasında Türk-İş 1. Bölge Temsilcisi görevinde bulunan İsmail Topkar, “Türk-İş yönetiminin kavgacı görüntü vermek istemediği için her tür eylemden kaçındığını” dile getirerek, soruyu şöyle yanıtladı:

“Türk-İş sadece Kavel Grevi’ne değil, genel olarak bütün mücadelelere ve mücadele yöntemlerine çok mecbur kalmadıkça başvurma eğiliminde değildi. Türk-İş’in ağırlığını, iyi ilişkilerini kullanarak sorun çözebileceklerini düşünüyorlardı. ‘Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim etmek’gerekirse, özellikle kamuda sorun çözebiliyorlardı da. Zira seçimle işbaşına gelen hükumetler sendikaları karşılarına almak istemiyorlardı. Ama aynı şeyi özel sektör için söyleyemeyiz. Özel sektörde işverenlerin sendikaları karşımıza almayalım gibi bir kaygıları yoktu. O zaman da onlara diş göstermek gerekiyordu. Hepsi için söylemiş olmayayım; ama Türk-İş yönetiminde bunu yapacak sendikacı yoktu. ”

İsmail Topkar Türk-İş yönetiminin Kavel Grevi’ne yaklaşımını da şöyle değerlendirdi:

“Türk-İş Kavel Grevi’nde de daha sonraki Paşabahçe grevinde olduğu gibi uzak durmuş, fakat aynı zamanda içeriden gelen baskı nedeniyle grevi sahiplenmek zorunda kalmıştır. Bu sahiplenme parmağının ucuyla tutma biçiminde olmuştur. Kamuoyu önünde grevin lehine açıklamalar yapıyorlar ama özel sohbetlerde Kemal’in ün sahibi olmak için böyle bir maceraya atıldığını söylüyorlardı. Türk-İş yönetimi, Seyfi Demirsoy, hiçbir zaman yüreğini doldura doldura Kavel Grevi’ne sahip çıkmadı”

Kavel Grevi sırasında işverenin yaptığı açıklamalarda Türk-İş yönetimine karşı dikkatli bir dil kullanması, sendikaları suçladığı açıklamalarda Türk-İş yönetimini tenzih etme gayretini “greve yüreğini doldura doldura sahip çıkmadığının” bir karşılığı olarak kabul etmek yanlış olmasa gerek. Yine Gökçe Enis’e göre anlaşmanın yapıldığı akşam, toplantıda verilen yemek arasında ortaya çıkan enstantane sendikalar ve sendikacılar arasındaki anlayış farklılığını ortaya koyan göstergelerden biridir:

 “Bakanlar Kavel meselesini gündüz görüşmeye karar vermişlerdi. Gece saat 21 de tekrar vilayette toplanılarak Kavel olayını görüşmek üzere yemeğe çıkıldı, işverenler işçi idarecilerini Konyalı’ya götürmek istiyorlardı. Bu sırada bölge temsilcisi dahil birçok sendikacının işverenlerin arabalarına binebilmek için yarıştıkları görüldü, bu arada Maden-İş Başkanı Kemal Türkler’in ise bütün ısrar ve davetlere rağmen hususilerine binmeyerek bir sendika arabasıyla hareket ettiği ve başka bir yere yemeğe gittiği gözden kaçmadı. Saat 21:00’da toplanıldı ve sabaha kadar Kavel olayı görüşüldü.”

Kavel Grevi sendikal hareket içinde var olan iki farklı anlayışı aynı film karesi içinde birlikte izleme imkanı vermiştir. Sosyal siyasal olgulara bakış farklılıklarının da büyük ölçüde etkilediği bu iki anlayış Kavel Grevi nedeniyle ortaya çıkmamıştır. Fakat Kavel Grevi, sendikal hareket içindeki bu farklılığının üstündeki örtüyü kaldırmıştır. Bu çerçevede işçi sınıfına ve sendikal harekete ilişkin yeni tartışmaların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ayrışmayı ve ayrışmanın temel noktalarını biraz daha kalınlaştırarak daha sonraki yıllarda Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)’in kuruluşuna giden sürecin başlangıcını oluşturmuştur.

*Bu yazı “Zafer Aydın – Kavel 1963- ‘Kanunsuz’ Bir Grevin Öyküsü” kitabından alınmıştır.

Share.

Comments are closed.