Kasırga yükleme yapıyor… – Başaran Aksu & Kamil Kartal

0

DİRENEN İŞÇİLER KAZANACAK: MURGUL, CERATTEPE, ADULARYA, KONAK DİRENİŞİ VE 2 ŞUBAT METAL GREVİ

Patron Mehmet Cengiz’i 17-25 Aralık operasyonunda milletin anasına ettiği küfürle halkımız daha yakından tanıyor. ANAP döneminde yaratılıp sonrasındaki tüm iktidarlar döneminde semirtilip AKP döneminde palazlandırılan bir türedi, bir sermaye grubu Cengiz Holding’in sahibi. Birgün Gazetesi’nde geçtiğimiz hafta yayınlanan haberde holdingin 2010 sonrası “ödüllendirildiği” ihalelerin dökümü verilmiş. Döküm şöyle: “Kamu ihaleleriyle değerine değer katan ve 2010 yılında 422 milyon liralık vergi borcu silinen Cengiz Holding’in devletten aldığı ihalelerin bedelleri altı yılda 10 kat arttı. 2011 yılında aldığı iki işin ihale bedeli 774 milyon 611 bin lira olan şirketin 2017 yılında aldığı sekiz ihalenin bedeli ise 7 milyar 901 milyon oldu. Yedi yılda, aralarında Ordu-Giresun Havaalanı emniyet sistemleri ve deniz dolgusu inşaatı ve Samsun-Sinop arasındaki Güzelceçay-Dikmen Yolu’nun tünel ve üstyapı inşaatı gibi işlerin de yer aldığı 26 kamu ihalesini üstlenen Cengiz Holding’in 2011’den bugüne aldığı ihalelerin toplam bedeli 12 milyar 597 bin lira oldu.” Görüldüğü üzere kudretli ellerce desteklenen kul yürüyor. Ancak yazımız Mehmet Cengiz’in iş bitiricilik pratikleri sonucu sahibi olduğu maden işletmelerinde çalışan Murgul ve Cerattepe maden işçilerinin direnişi ve sonrasındaki gelişmelerle ilgili.

Cengiz Holding’in sahibi olduğu Eti Bakır İşletmeleri A.Ş’ye ait Murgul, Damar, Akarşen ve Artvin Cerattepe’deki bakır işletmelerinde çalışan yaklaşık bin işçi 9 Ocak tarihinde ücretlere yüzde 25 zam, Cumhuriyet Bayramı ve 1 Mayıs’ta alınmak üzere 2 ikramiye talebiyle direnişe geçti. 1951 yılından bu yana bakır üretimi yapan bölgede önemli bir işçi hareketi geleneği var. Kamu işletmesi olduğu yıllarda inşa edilmiş bu gelenek, 2006 yılında işletme özelleştirme kapsamında haraç mezat Cengiz Holding’e hediye edildikten sonra aşınmış olsa dahi günün işçileşme koşullarında yeniden hatırlanarak verili koşullar içinden özgül bir tarzda üretilmiş durumda. Uzun bir süre modernizasyon çalışması adıyla kapalı kalan ocaklar açılırken ağırlıkla AKP teşkilatı üzerinden işçi alımları yapıldı ve bu işleyiş devam ediyor. Onbir yıllık üretim içinde Damar ve Akarşen işletmelerine Cerattepe’de Artvin halkının büyük direnişine rağmen devlet zoruyla Cerattepe Bakır İşletmesi dahil edildi bir yıl önce. Bu işletmeye alınan işçilerin tamamı çevre mücadelesini bölmek üzere doğrudan AKP teşkilatları üzerinden alındı. Ancak söz konusu işletmenin üretim geçmişi sadece 13 aylık süreci kapsamasına rağmen işçilere dayatılan ağır sömürü koşullarının şiddetinin yol açtığı birikimin bir sonucu olarak, Murgul işçilerinin çağrısına işe giriş koşullarındaki siyasi patronajın boyunduruğunun güncelliğine rağmen,  tereddütsüz boyunduruğu kenara koyan işçiler eksiksiz katılımla üretimi durdurdular Cerattepe Bakır İşletmesinde de.

9 Ocak’ta 3 maden işletmesinde başlayan direniş, patronun temsilcilerinin, AKP’nin, vali ve kaymakamların yoğun baskısıyla ve anlaşma sağlandı güvencesiyle 3 günün sonunda “bastırıldı.”  İşçilerin elinde vali ve kaymakama ait olan ses kayıtları mevcut. O ses kayıtlarında patronun yüzde 17’lık zammı kabul ettiği, tek bir işçinin atılmayacağı sözünü verdiği ve kendilerinin bu sözlerin takipçisi olacaklarına dair hamasi güvence sözleri var. Vali ve kaymakamların teminatları direnişin sonlandığı Ocak ayının 11’ine ait.  Ancak işçilere ilk gelen bildirimlerde bir gün önce 10 Ocak’ta “4-A kapsamındaki işin sonlanması nedeniyle tüm işçilerin iş akitlerinin sonlandırıldığı” yazıyor. Yani vali ve kaymakamlar o yalanları patrona hizmet için direnişi yürüten komite sözcülerine söylerken beyaz yakalı yöneticilerin tamamının ve istisnasız tüm işçilerin iş akitlerinin sonlanmasının kesinleştiği bilgisine sahipler. İşçiler bu açık işçi düşmanı devlet ve patron tavrı karşısında şimdi bir çıkış yolu arıyorlar. Haklarını koruyarak firesiz işlerine geri dönmek için bir mücadele hazırlığı içindeler.

Soma Havzası Maden İşçileri Meclisi’nin planlaması doğrultusunda Aralık ayı başında yeni bir sendikal örgütlenme zemini inşası kapsamında maden işçileriyle toplantılar yaptığımız bir bölge de Murgul’du. 2014 yılında Damar, Akarşen maden işçileri Murgul halkıyla birlikte büyük bir direniş ortaya koyarak Siyanür Havuzlarının yapılmasını engellemişlerdi. Bakır dışında bir madenin üretilmesine, işlenmesine izin vermeyeceklerini dosta, düşmana göstermişlerdi. Yine geçtiğimiz aylarda taşıma kooperatiflerine bağlı şoförlerin hak arayışı işçilerin dayanışmasıyla kazanımla sonuçlandırılmıştı. Yine 1980 öncesinde Yeraltı Maden-İş’in yarattığı örgütlenme ve mücadele hafızası ilçe işletmelerinde halen güncel. Cengiz İnşaat’ın devralması sonrasında bir gelenek olarak işçiler, her birimde oluşturdukları komitelerin temsilcilerinden oluşan sözcüler komitesi aracılığıyla her yıl sonu işverenle hak ve ücret pazarlığı yapıp sözlü ve yazılı mutabakata varıyorlar. Bu yıl yeni seçilen sözcüler komitesi pazarlığı yürütüyor. Ancak bu yıl ki toplu pazarlık sürecine hazırlıkta işçi cephesinde planlama açısından bir dizi eksiklik söz konusu olmuş. Yazılı bir taslak oluşturulmadan yöneticilerle sözel bir pazarlık süreci işletilmiş, işçinin motivasyonunu ve tansiyonunu pazarlık sürecine yansıtacak iş yavaşlatma, mesai giriş çıkışlarında protesto, yemek boykotu vb. hazırlayıcı eylem biçimlerine başvurulmadan doğrudan üretimi durdurma eylemine geçilmiş. İşveren ve devlet sertlikle üzerine gelip yasadışı biçimde lokavt ilan edilince yoksulluk ve borçlarla kuşatılmış bilinçli bir öncülükten yoksun işçi birliği hasar almaya başlamış, kısmen bölünme ile karşı karşıya kalmış. Komiteler bizi böyle bir ortam içinde davet etti. Üç gün gruplar halinde bilgilendirme ve geleceğe yönelik sermayenin ve devletin olası hamlelerine dair çok seçenekli bir mücadele, müzakere, örgütlenme programı üzerine tartıştık.  İşverenle ilçe eşrafı arasında yürüyecek diplomasi süreciyle ilkeler tayin etmek, belediye başkanları, köy ve ilçe muhtarların sürece katılmasını organize etmek, işverenin işçileri bölme hamlelerini boşa düşürecek propaganda komiteleri oluşturmak, ilçe ve bölgedeki tüm siyasi partileri sorunun çözümü için bilgilendirmek ve taraf etmek, hukuksal mücadele kısmını sürecin en sonuna bırakmak gibi kararlarda ortaklaşıldı.

İlçeden maden işçileri adına heyetlerin Cengiz Holding’le Ankara’da yürüttüğü görüşmelerden bir sonuç çıkmadı bugüne kadar. En son Şubat ayının 3’ünde holdingin aylık toplantısında kapatılan maden işletmelerinin akıbetine dair son kararın verileceği iletildi işçilere. İşçiler ise 5 Şubat tarihini harekete geçmek için son tarih olarak ilan ettiler. Holdingin işçilerin ileri sürdüğü şartlar dışındaki herhangi bir olumsuz kararında 5 Şubat’la birlikte mücadele takvimi devreye sokulacak işçi komitelerince.

İş yerlerindeki işçilerin karar ve temsil organı olan komiteler içinde AKP, MHP, CHP ilçe yöneticisi olan işçiler de var. Maden işletmelerinin kapatılması şu an Artvin, Borçka, Murgul’da yerel yönetimlerde iktidar olan AKP’yi yerel seçimleri kaybetme noktasına getirir. Murgul işçileri ekmekleri için siyasi kimliklerini kenara koyup emek zemininde Murgul’un geleceğine sahip çıkmak konusunda net bir tutuma ve birliğe sahipler.

NOT-1: 130 bin metal işçisi 2 Şubat’ta Greve çıkıyor. Her iş kolundan, her havzadan işçilerin gözü, kulağı, yüreği greve çıkacak metal işçisi kardeşlerinde olacak. Grev hakkının egemenlerce kullanılamaz hale getirildiği ortamda işçiler tüm OHAL boyunca her yerde toplumun en dinamik kesimi olduklarını fiili direnişleriyle ve eylemleriyle gösterdiler, görüyor, yaşıyoruz. 2 Şubat Greviyle tüm işçi kardeşlerimiz dayanışma içinde olmalıdır. Her iş yerinde grevle dayanışma için yemek boykotu, mesai giriş çıkışlarında alkışlama, slogan atmak gibi eylemlere geliştirilmelidir. En yakında olan grev yapılacak iş yerleriyle sürekli ziyaret, nöbet ilişkileri geliştirmeliyiz. Sosyal medya kullanan işçi kardeşlerimiz grevdeki işçi kardeşlerimizle ilgili haberleri, gelişmeleri paylaşmalı, grevcilerin taleplerini herkese ulaştırmak için çaba sarf etmelidir.

Metal işverenlerinin sendikası MESS’in bir insanlık suçu olan LOKAVT’ı ilan etmiş olması belli ki patronlar, sarı sendikalar ve sarayın ortak tasarımı. İnsanlık hakkı olan GREV ile insanlık suçu olan LOKAVT sanki aynı şeymiş gibi iktidar tarafından yasaklanacak. İşçi ve işverene eşit davranılmış mesajı verilecek.

Bizler iyi bir grev hazırlığı yürüten Birleşik Metal Sendikası’nın bu süreçte tereddütsüz yanında olalım. Çoktan işçileri satış sürecine girmiş olan sarı Türk-İş/Türk Metal ve Hak-İş/Çelik-İş Sendikası’nı teşhir edelim.

Birleşik Metal Sendikası’nın 22 Ocak Pazartesi günü grev tarihini ve takvimini ilan eden basın toplantısında üstelik OHAL ve savaş gibi kritik bir süreçte DİSK yönetimi ve bağlı sendikaların yönetimlerinden Nakliyat-İş Genel Başkanı dışında tek bir kişinin bulunmaması ayrıca düşünülmelidir. DİSK tarihsel olarak ve ülkenin içinde olduğu konjonktür açısından büyük sorumluluk alması gereken bir noktada siyasi çevreleri ve bağlı sendikaları boyunduruk altına almış bir şebekenin kişisel hırslarının oyuncağı olmaktan acilen çıkmalı, çıkarılmalıdır.

NOT-2: TMSF’ye ait Eskişehir Mihalıççık Adularya Linyit işletmesindeki maden işçileri bu süreç içerisinde tıpkı geçtiğimiz Ağustos ayında gerçekleştirdikleri direnişin talebi gibi yine 3.5 aydır alamadıkları ücretlerle ilgili İş Kanunu’nun 34. Maddesi uyarınca çalışmadan kaçınarak direnişe başladılar. Bir aylık maaşlarını aldılar. Geri kalan ücretleri için Beypazarı, Mihalıççık Belediye Başkanları ve TKİ yetkilisinin sözünü alarak eylemlerine 2 gün ara verdiler. Onlarcasıyla yüzlerce kez görüştük bu süreçte çıkışsızlıklarına “çare”ler önerdik. Sahiden memleketin ibretlik bir manzarası Adularya işçilerinin yaşadıkları. Onların çıkışsızlıklarıyla, geçinemiyorum diyerek kendini meclis önünde yakmayı deneyen Sıtkı Aydın’ın öyküsü neredeyse aynı.  Cemaate ait bir şirket, önce T. Maden-İş’e üye olma girişimi, Maden-İş’in satışı, sonrasında cemaatin sendikası Pak Maden-İş’e üyelik, 15 Temmuz sonrası yüzlerce işçinin atılması, yeniden sarı T. Maden-İş’e üyelik, sonrasında yeni patron TMSF’nin işgüzarlıkları, sarı sendikanın oyunları ve ortada kalmışlıkları üzerine gelecek hafta bir yazı sözümüz olsun.

NOT-3: Taşeron çalışmaya karşı olduğu ve iktidara geldiğinde taşeron çalışmaya son vereceğini her fırsatta söyleyen CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden kadro hakkı için dava açtıkları gerekçesiyle atılan 258 işçinin direnişi Konak Meydanı’nda sürüyor. İşçilerden Mahir Kılıç direnişi Açlık Grevi’yle sürdürüyor. Direniş 74. gününde. İşçiler ve sınırlı emek çevreleri dışında direnişle dayanışma gösterilmiyor. İşçilerin üyesi olduğu Genel-İş Sendikası yönetimi ilk günden beridir taşeron işçilerin direnişinin çözümü için tek bir adım atmadı. Genel-İş yönetimini siyasi olarak belirleyen çevreler üç maymunu oynuyor. DİSK yönetimi ve bağlı sendikaları direnişi görmüyor. DİSK sosyal medya hesaplarında yönetime yakın sendikaların etkinliklerini paylaşırken 74. gününde olan direnişin tek bir gününü bile görmüyor. CHP’nin attığı 258 işçi kendi üyesi değilmiş gibi davranıyor. Tuncay Özkan ve Erdal Aksünger adlı iki vekil önce söz verdiler sonra ortada görünmediler. CHP Emek Büroları direniş yokmuş havalarında takılıyor.

Share.

Comments are closed.