gününde

İşçiler sendikaları yönetebilir – Av. Mürsel Ünder

0

İşçiler sendikaları yönetebilir mi? Yönetebilir elbette.

Bu önermeye aklı başında olan hiçkimse hayır diyemez. Bunun yerine çalıştığımız işyerinin neden sadece bir makinasının dişlisine dönmüşüz. Neden alınterimizle kurduğumuz sendikalarımızın sponsoruna dönüşmüşüz, neden vergisini verdiğimiz, savaşına girdiğimiz ülkemizin güzelliklerini zenginliklerini uzaktan izlemekle yetiniyoruz? Neden bizden kimseler yok bu işyerlerinin sahipleri olan, neden bize benzeyen, bizim için dövüşen bir sendikacı yok? Neden aramızdan çıkıp bizden olanlar bir süre sonra devşirme olup Hızır Paşa’ya dönüşüyorlar? Neden adında işçi olan sendikalar senin olmuyor, senin kurdukların neden başkalarının elinde patronların maşası haline dönüşüyorlar?

Öncelikle bu işlerin hepsinin sebebi sen olmasan bile sorumlusunun sen olduğunu unutmayacaksın. Bunların senin sayende her gün daha fazla semirdiklerini unutmayacaksın. Senin adına hareket ettiğini, senin hakkını aradığını söyleyenlere sen ve senin gibiler içinde yoksa inanmayacaksın. Oy verdiğin partinde sana benzeyen senin gibi yaşayan birilerini vekil olarak, başkan olarak, temsilci olarak göremiyorsan oy vermeyeceksin. Senden her ay daha maaşın ödenmeden, aidat diye paranı alan sendikandan senin gibi giyinen, seninle aynı evlerde oturan, senin yediklerini yiyen bir sendikacı yoksa o sendikacıya yol vereceksin, dağıtacaksın o tezgâhı bozacaksın o oyunu. Ne iş yaparsan yap hatta istersen hiçbir iş yapma kıymetli ve saygıdeğer olduğunu, çok kıymetli olduğunu hiçbir zaman unutmayacaksın, bunu her yerde ve herkesten isteyeceksin. Sana ve emeğine saygı göstermesini isteyeceksin, isteyeceksiniz.

Emeğini satabileceğin en yüksek bedele satacaksın, bu senin hayattaki en önemli gücün unutmayacaksın. Hakkını her yerde her zaman arayacaksın hiç çekinmeden. Hakkını ararken karşına kim çıkarsa çıksın hakkın olduğunu düşündüğünü istemekten hiç çekinmeyeceksin. Adalet arayışından asla vazgeçmeyeceksin! Hukuka ve mahkemelere güvenmeyeceksin, ama onlardan da istemekten geri durmayacaksın. Kanunları öğreneceksin, onların içinde senin için geçmişte senin gibilerin kazandıkları haklarla doludur. Ama aynı kanunlarda patronların da hakları ve kazandıklarıyla dolu olduğunu unutmayacaksın. Onun için kanunu bileceksin, öğreneceksin. Ama Kanunlara da güvenmeyeceksin o kanunlar senin hakkını iç edebilir de haklarını tamamını aldırabilir de unutmayacaksın. Kanunların “hak kelamı” olmadığını bilerek, kim güçlüyse onun kuralının yazılı olduğunu unutmayacaksın. Onun için orada senin için yazılı olanları korumak için, senin yararına olanları da yeniden yazdırmak için çaba harcayacaksın, mücadele edeceksin, hem de öyle birkaç günlüğüne de değil, atandan alacak torunlarına devredecek şekilde durmaksızın mücadele edeceksin. Kanun sana sınırını gösterecek, sen daha fazlasını isteyeceksin, kanun sana sınırını gösterecek sen cesaretin elverdiği ölçüde, cüret edebildiğin kadar, istemekten vazgeçmeyeceksin, gücün yettiği kadarını alacaksın.

Ürettiğin şey senin olana, çalıştığın yer senin olana kadar yaşadığın ülkede senin sözün söylenene kadar istemekten vazgeçmeyeceksin. İstemekten vazgeçersen ya da elimdekiler bana yeter dersen ne olur? Sesini çıkarmazsan, çaba harcamazsan elindeki avucundaki de gider bunu unutmayacaksın. Onun için çaba harcamaktan mücadele etmekten başka çaren yok. Benzerlerinle bir araya geleceksin durmaksızın. Sana lütuf gibi gösterilen hiçbir değişiklik senin için değildir bunu asla unutmayacaksın. Mesela arabuluculuk; öyle anlatıldığı gibi senin alacağını daha kısa sürede almanı sağlayacak bir düzenleme değildir. Bu propagandaya inanmayacaksın. Devlet seni patronların önüne yem olarak atacak patronlarda senin borçlarından, yoksulluğundan, avukata ulaşamamandan, haklarını tam olarak bilememenden yararlanıp alabileceğin en düşük rakama ikna etme süreci ve bu sürecin devlet eliyle tasdiki sürecidir arabuluculuk. Bunu unutmayacaksın.

Mesela kıdem tazminatı fonu, senin için değildir. Patronları sana verilecek yıpranma payı parandan kurtarma harekâtıdır. Unutmayacaksın. Mesela işsizlik fonu; sen işsiz kaldığında sana güvence sağlayacak bir uygulama değildir. Patronlara, devlet borçlarına ve alakasız bir sürü yere senin parandan çalıp aktarma uygulamasıdır. Unutmayacaksın. Senin için değişiklikler meclislerde, salon toplantılarında masa başlarında gerçekleşmiyor maalesef. Senin için olacak her değişiklik dişinle tırnağınla bedellerini ödeye ödeye gerçekleşiyor. Senin için değişiklik madenciysen eğer 301 kardeşin ölürse emeklilik yaşın aşağı çekilir ya da çalışma saatin biraz daha düşürülür. İnşaatçıysan, 10 arkadaşın asansörden düşer ölürse inşaatlarda asansör yönetmeliğinde değişiklik yapılır. Makineciysen elini onlarca tonluk prese kaptırdıktan sonra preste koruyucu iş güvenliği ekipmanı alınır. Tersane işçisiysen filikalarda çuval yerine doldurulursun bir kaçınız öldükten sonra filikalara çuval ya da başka ağırlıklar konulur. Kot taşlama işinde çalışıyorsan eğer, onlarcanız öldükten sonra senin hastalığını meslek hastalığı sayarlar. Unutmayacaksın. Bunlara da arkasından sahip çıkmazsan hemen gerisin geri alırlar, verdikleri hakları. Unutmayacaksın.

Ya da yüzbinlerceniz günlerce yollara düşer işyerlerini kapatır (15-16 Haziran’da olduğu gibi), yolları kapatır. O zaman kanuna yazarlar hemen “grev” haktır diye. Metal sürecinde olduğu gibi onbinlerceniz şalterleri indirir, işyerini haftalarca boşaltmazsa o zaman kanunlarda büyük harflerle yazılı “sendika değiştirmek haktır”, “sendika temsilcisini” biz seçeceğizi hatırlamak zorunda kalırlar. Senin yatağındaki tahtakurusunun olmaması için, binlercenizin alanlara çıkması onlarcanızın birkaç ay hapis yatması gerekiyor bu memlekette. Sen fabrikanı, işyerini sahip olduğumuz her yeri yönetirken sözün sahibi olamazsan, sen yönetmezsen bu devran böyle gider. Senin sırtından palazlanan siyasetçiler, sahte sendikacılar kendi varlıklarını korumak için senin bu işleri bilmediğini, yapamayacağını söylediklerinde yüzlerine tükürmekten çekinme, işçiler sendikasını da işyerini de ülkelerini de yönetenlerin hepsinden çok daha iyi yönetirler elbette, yönetecekler de mutlaka.

Haykır acını ey halk, baş eğme haykır
Bir yol kavşağındasın ve ancak
Yaraların, haykırışlarla onarılır
Bir yol kavşağındasın ve senin
Değişmek için çırpınıyor kaderin
Kuşan alnında biriken o kara teri
Sırtında şakırdayan kırbacı kopar
Soluk al, ışıldat o mazlum yüreğini
Kuşan kendini artık,
Biraz da gövdeni yüreğinle kırbaçla
haykır acını; bu karadumanı dağıt

Bak; korlaştı acıların, kozalandı
Ey halk, parçala şu nankör suskunluğunu
Başkaldır artık!

(Bu yazı, Av. Mürsel Ünder’in 29 Eylül tarihinde “İşçiler Sendikaları Yönetebilir, Türkiyeyi De” etkinliğinde kürsüden yaptığı konuşma metnidir.)

Share.

Comments are closed.