gününde

İşçiler Fabrikada, Bürokrasi Evinde, Sendikal Haklar Rafta

0

Ülkemizde ve dünyada baş göstermiş olan ve toplum düzenini ekonomik, sosyal ve siyasi olarak derinden sarsmakta olan korona virüsü salgını, iktidarları kendi düzenlerini korumak için her türlü aygıta başvurmalarını zorunlu kılıyor. Ülkemizde de iktidarın tutumu farklı değil. Salgının hayatımıza etki etmeye başlamasından itibaren salgından dolayı hayatını kaybedenler ve hasta olanlardan sonra olumsuz etkilerini hisseden, daha doğrusu toplumsal yükün hepten altında bırakılan, her krizde olduğu gibi emekçiler olmuştur. Bu salgında da her gün işe gitmek zorunda olan, işyerinde sağlık önlemleri alınmadan çalışan, gerekli besine ve sağlık hizmetine ulaşamayan işçi sınıfı bu hastalıktan ölmeye mahkûm ediliyor.
İktidar aldığı tedbirlerle krizi patronlar lehine kontrol edip kendi iktidarını olabildiğince yaralamadan süreçten çıkmak için çırpınırken salgının bütün hasarını işçinin ve emekçinin sırtında bırakmaya niyetli. Gerek “evde kal” söylemini şişirip işçileri işe gitmeye mahkûm ederek gerek işyerlerinde, işçilerin çalışma koşullarında hiçbir önlemi almaya zorlamayarak, bu tedbirleri almayanlara yaptırım uygulamayarak kısa çalışma ve telafi çalışması gibi işçinin birçok hakkını gasp edecek yeni düzenlemeler getirmektedir.

Çalışma Bakanlığı’nın toplu iş sözleşmelerine dair işçi sendikalarına gönderdiği son yazıda bu tutum açıkça gözler önüne sermektedir. Bu yazı ile sendikal faaliyetin durduğunu söylemek yanlış olmaz.
22 Mart 2020 günü Resmi Gazete’de “COVID-19 Kapsamında Kamu Çalışanlarına Yönelik İlave Tedbirler” konu başlığıyla yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile kamu kurum ve kuruluşlarındaki çalışma düzenine dair bu kamu kurum ve kuruluşların yöneticileri tarafından düzenlemeler yapılabileceği kararı alınmıştır. Bu karar sonucunda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü 23.03.2020 tarih ve 805086 sayılı yazısı ile Bakanlığın yapacağı tüm faaliyetleri geçici olarak durdurmuştur. Kararda;
“6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunun 42 ve 61’inci maddesine dayanılarak hazırlanan “Toplu İş Sözleşmesi Yetki Tespiti İle Grev Oylaması Hakkında Yönetmelik” ve anılan Kanunun 57’inci maddesine dayanılarak hazırlanan “Toplu İş Sözleşmesinde Arabulucuya ve Hakeme Başvurma Yönetmeliği” hükümleri gereğince Çalışma Genel Müdürlüğü ve Görevli Makam tarafından yürütülen iş ve işlemlerin geçici süreyle durdurulmasının” ifadeleri yer almaktadır.

Bu karar şu anlamlara gelmektedir:

1. İşkolu ve işyeri barajı geçilip yani çoğunluk sağlansa da yetki için başvurulduğunda olumlu ya da olumsuz cevap verilmeyecek.
2. İşyerinde yetkili sendika olamadığı için işyerinde toplu iş sözleşmesi süreci başlayamayacak.
3. İşyerinde yetkili sendika olsa dahi işveren ile görüşmenin yapılacağı zamanda, yerde anlaşılamazsa İŞKUR’un belirlemesi gereken görüşme yapılamayacak ve işveren ile toplu iş sözleşmeleri için görüşmeye başlanamayacak.
4. Bu görüşmeler yapıldıysa resmi arabulucu işin İŞKUR’a/ Bakanlığa başvuruda bulunulamayacak. Başvuruda bulunulmuşsa resmi arabulucu gün vermeyecek.
5. Arabuluculuk yapılıp uyuşmazlıkla masadan kalkıldıysa grev oylaması yapılamayacak, greve gidilemeyecek.
6. Grev sonrası veya grev olmadan uyuşmazlık hakeme taşındığında başvuru yapılabilecek ama Yüksek Hakem Kurulu çalışmaya başlamayacak.

Toplu iş hukukunda, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun ve bunlara dayanan yönetmeliklerin temel odağı toplu iş sözleşmeleri olmuştur. Burjuva hukukunda işçinin sınırlı olarak nefes aldığı bu uygulamanın da “geçici” olarak durdurulması ile artık iş hukukunun, kanunların, yönetmeliklerin işçi sınıfı için hiçbir anlamı kalmadığını gözler önüne sermektedir.

İşçilerin her gün yüzlerce, binlerce kişi ile temas edip saatler geçirmesinde, işyerine, fabrikasına gitmek için tıklım tıklım dolmuşlara binmesinde bir toplum sağlığı riski görmeyen iktidar, işçinin; iradesini yansıtan sendikaların işyerinde yetki kazanmasını da toplu sözleşme pazarlığı yapılmasını da grev oylaması yapmasını da, arabulucuya, hakeme başvurmasını da tehdit olarak görmüştür!

Bu uygulamanın altında yatan; patron, sarı sendikalar, sendika ağaları, sendika baronları (!) tarafından oluşturulmuş işçinin emeğinden, kanından, canından beslenen kokuşmuş düzendir.
İşveren sendikaları, patronlar, bakanlıktakiler, sendika ağaları, on binlerce lira maaş alan yöneticiler, uzmanlar bu görüşmeleri yapmayıp evde otururken işçiler ya salgına kapılma riski ile işe gidecek, ya ücretsiz izne çıkarılıp aç kalacak ya da işinden çıkartılacak.

Üç konfederasyonun bakanlık ile istişaresi sonucunda, bakanlık bürokrasisi ile sendikal bürokrasi anlaşarak kendi hijyenlerini korumak için işçilerin bütün sendikal haklarını rafa kaldırmakta tereddüt etmediler.

İktidarın bu hamlesinden karlı çıkan patronlardan ve sendika ağalarından başkası olmayacaktır. İşçiler açlığa, sefalete ve ölüme maruz bırakılacaktır.

Biz ne diyoruz;

İçinde bulunduğumuz bu küresel kriz geriye döndürülmeyecek değişiklikler yaratacak, sisteme ciddi hasarlar verecektir.
Bu koşullarda işçilerin taleplerini kanunlar, hukuki düzenlemeler karşılamamaktadır. Bundan dolayı hukuki sınırların ötesinde temel haklar için mücadele edilmelidir.

İşçilerin ücretli izin talebi için mücadele yükseltilmeli. Sadece zenginler, patronlar değil işçiler de koronavirüsten korunmalıdır.

Temel kamusal ihtiyaçların üretimini, tedarikini, dağıtımını sağlayanlar meslek gruplarının hepsinde bu çalışmalarının karşılığı gerek ücret artışı olarak gerek iş sağlığı ve güvenliği önlemelerinin alınması sağlanmalıdır.

Patronun karı için zorla ve salgın hastalık riski altında çalışmaya mahkûm edilenler gerekirse iş durdurmalı, greve gitmelidir.

KAPİTALİZM KORONAVİRÜSTEN DAHA TEHLİKELİDİR!

Umut-Sen Hukuk Kolektifi

Share.

Comments are closed.