İşçi Meclisleri’nin iktidar güzergahını yaratıyoruz, sen de gel! – Başaran Aksu

0

Birleşik Emek Koordinasyonu oluşturmak üzere 17 Aralık Pazar gününe bir çağrımız var. Peki bu koordinasyon ihtiyacını açığa çıkaran etmenler nelerdir? Yan yana gelenler tam olarak kimler? Ne hedefleniyor? Çağrı kimleri kapsıyor?

İşçiler ve emekçiler 38 yıldır aralıksız o tarihe kadar kandan bedellerle elde ettiği haklarını kaybediyor, itiraz ediyor, direnç göstermeye, itiraz etmeye çalışıyor ama mutlaka birkaç istisna dışında yeniliyor, kaybediyor.

Önce egemenler (emperyalizm, devlet-işverenler) 12 Eylül faşist cuntasıyla neo-liberal sömürü programını uygulamak için emeğin tüm varlık alanlarına saldırdı. Sendikalar kapatıldı. Yöneticileri tutuklandı. Emeğin siyasi hareketlerinin istisnasız kadroları öldürüldü. Asıldı. Gözaltına alındı. Sürgün edildi. Ya da işkencelerden geçirildi. Grevler, sendikal örgütlenmeler yasaklandı. İşçilerin örgütlenmesi oluşturulan yasal ve fiziki engellerle imkânsız hale getirildi. Özelleştirme saldırısıyla kamuya, halka ait olan bir sınıf çatışması dengesi üzerine oluşturulmuş cumhuriyete ait birikimler yerli-yabancı şirketlere peşkeş çekildi. Haraç mezat satıldı. Sonra çalışma yaşamı patronların istemleri doğrultusunda pervasızca esnekleştirme, taşeronlaştırma adıyla katı bir şekilde düzenlenerek güvencesizleştirildi.

Özelleştirme ve güvencesizleştirme politikaları AKP’nin OHAL KHK’leriyle aynı pervasızlıkla sürdürülüyor. 89 Baharı olarak bilinen işçi eylemleriyle ülkemiz işçi sınıfının meydanları tekrar ateşe vermeye başlamasıyla, işçi sınıfı “iktidarlarını” simgeleyen başta SSCB olmak üzere rejimlerin çöküşünün kesiştiğini gördük, yaşadık. İşçi sınıfı ideolojisin somut bir iktidar seçeneği olmaktan çıkması-çıkarılmasıyla ülkemizde de dünyada da burjuva ideolojik hakimiyet sağın dilini aleni işveren seviciliğine, işçi, sendika düşmanlığına evriltti; solun dilini ise büyük oranda kültür, kimlik politikaları alanına hapsetti. Bu stratejinin yürüttüğü muhalefet işçi sınıfı siyasetinin etkisiz, sinik bir konuma savrulması sonucunu üretti. Ulusalcı ya da liberal eğilimler için işçi sınıfı mücadelesi, çevre hakları, insan hakları, hayvan hakları, kültürel haklar ve benzeri etrafında yürütülen mücadeleler gibi spesifik bir muhalefet başlığı ya da eleştiri konusu haline geldi, getirildi.
Kitaben işçi sınıfı mücadelesini temel aldığı iddiası taşıyan bizimkiler için bile işçilere yönelik saldırılar karşısında ilgisizlik göstergeleri giderek arttı. Bugünlere böyle geldik.

Sadece AKP döneminde işçilere yönelik yasal saldırganlığın bir kısmını sayalım: İş Kanunu, Sendikalar Kanunu, Borçlar Kanunu, SGK Kanunu, Zorunlu Bireysel Emeklik Kanunu, Kiralık İşçilik Kanunu, Zorunlu Arabuluculuk Yasası gibi zorba egemen sınıf yaptırımlarına karşı engelleyici ciddi bir itiraz, muhalefet, mücadele söz konusu olmadı ya da olamadı. Zaten egemen burjuva düşüncenin sarı ve bürokratik sendikal anlayışlarınca yukarıdan müdahalelerle ele geçirilmiş olan “işçi” sendikaları ya şeklen, içi boş, sonucu belli itirazlar geliştirdiler ya da sessiz kaldılar. Sol zaten kulvar değiştirmişti, kendini kural olarak bürokratik sendikal yapıların şekilci eylemlerinin ardına sakladı. Kırlardan yoksullaştırılarak kentlere yeni köle emeği olarak göç ettirilen milyonlarca emekçi sermayenin sömürü politikaları altında inletilirken; bir kısmı dev şirketlerin insan kaynakları departmanlarınca diğer büyük çoğunluğu ise mafyöz, tarikat türemesi taşeron şirket kahyalarınca, dayı başlarınca kırbaçlandı. Bir avuç insan dışında kimse işçilerin bu durumlarına dokunmadı. Hep daha önemli meselesi vardı herkesin, hep daha ciddi analizleri. İşçi, emekçi sınıfların neden halen bunca eziyet gördükleri milliyetçi ya da siyasal İslamcı şebekelerin etki alanında yani cellatlarıyla beraber durdukları sorgulandı ama biz işçilerin hakikatinin neresine dokunuyoruz, onların gündelik mücadelelerinin neresindeyiz, sevinçlerine ya da acılarıyla ne kadar birlikteyiz soruları daha az sorulur oldu. İşçi, emekçi sınıfların doğal düşünsel müttefiki olan sol yani bizler hem kültürel düzeyde hem sınıfsal düzeyde giderek orta ve üst sınıfların hijyenik alanından bakıp sekülerizm önemli, ülke karanlığa sürüklenirken sınıf mücadelesi teferruattır gibisinden yaklaşımlar benimsedik. Papaz Gabon’un Kışlık Saray’a doğru önderlik ettiği yığınların niteliği hakkındaki verileri unutarak… Burada keselim.

Çokça yazdık sendikal hareketin verilerle durumunu. Özetle AKP devleti ve sermayesinin mandası Hak-İş, AKP ile tekelci sermayenin mandası Türk-İş, CHP-HDP Belediyelerinde müzakereci sendikacılık çizgisine üye sendikaları da yedekleyerek uydulaştırma çabasını büyütmek uğraşı dışında büyük oranda umumu ilgilendiren konularda basın toplantısı, açıklaması yapma derneğine dönüşmüş DİSK. Bunların yanında sınıf mücadelesi yürütme derdinden olan Türk-İş, DİSK’ten beş altı sendika, üç beş bağımsız sendika ve sınırlı güçleriyle bizlerin de içinde olduğu sosyalist yapılar. Tablo bu. Ve bu tablodan bırakın yeni bir iktidar seçeneği yaratma cüretini artık şeklen bile bir muhalefet çıkmıyor, şayet şimdiye kadar davranıldığı gibi hareket edilirse çıkmaz da.

Bizler ise işçi ve emekçi sınıflara dayatılan bu sömürü cenderesini kabul etmeyenler, faşist AKP iktidarını, sermayenin devletini yıkmak için meclisler halinde birleşerek üretenlerin yöneteceği bir ülkeyi yaratmanın güzergahına işaret edenleriz. Bu daha başlangıç adımı… Önce bizler emeğin örgütlü gücüyle burjuva düzeni yıkma perspektifine sahip siyasi çevreler, öncü işçiler, öncü işçilerin konfederasyonlara bağlı sendikalar içinde oluşturdukları meclisler, işçilerin yönettiği bağımsız sendikalar olarak bir araya geliyor bir birleşik emek koordinasyonu oluşturuyoruz. Tek simge, tek bir ad etrafında çoğulculuğu esas alan meclis yapısıyla koordinasyonu kuruyoruz.

Emeğini, fikrini, cüretini, uzmanlığını, enerjisini, olanağını, ilişkilerini, heyecanını işçi sınıfının yeniden iktidarı almak için ayağa kalkma mücadelesinin hizmetine koşmak isteyen herkesi bu koordinasyon zemininde yükselen coşkuya ortak olmaya çağırıyoruz. Üretenlerin yöneteceği bir ülke yaratmak için muhalefet etmek, protesto etmek, açıklama yapmak, direniş yapmak sınırında bir çizgiyi kabullenmiyoruz. Bayrağımız sosyalizm hedefimiz AKP, Saray ve sermayenin sömürü, rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık düzeninin yıkılmasıdır.

Bu iktidar alternatifinin bayrağı altında ülkenin tüm iş yerlerinde tüm sanayi havzalarında, tüm organize sanayi bölgelerinde, tüm serbest bölgelerinde, tüm iş kollarında, sektörlerinde İşçi Meclisleri’ni inşa etme görevini üstleniyoruz. İşçi Meclisleri ülke düzeyinde birliğini, koordinasyonunu oluşturuncaya kadar Birleşik Emek Koordinasyonu varlığını sürdürecektir. Ülkesel Meclis oluşunca koordinasyon dağılacaktır. İşçi sınıfının merkezinde kendi öz örgütlenmeleri ve öz yönetim, kendi kendini yönetme zeminleri olarak işçi meclis ve birlikleri kurma görevi AKP ve sermaye devletinin yarattığı karanlık cendereden kurtulma çabası içinde tüm emekçilerin ve toplum kesimlerinin mücadelelerini de kapsayan bir muhteva taşır. İşçi sınıfının siyaseti; ekonomik özgürlük bağlamıyla yetinmeyen politik özgürlüklerin tamamı için tavizsiz ve amansız bir mücadeledir.

Şovenist, ulusalcı, liberal olmayan, sendikal bürokrasiyle ilkesiz ilişkiler içinde olmayan, rotasyonu savunan, sendikasında yapılan toplu sözleşmeden kaynaklı alınan en yüksek işçi ücretinden kuruş fazla maaş almayan, her çevrenin, kişinin katılımına, inisiyatifine açıktır koordinasyon.

Koordinasyon çağrısı öncelikle ülkenin İşçi Meclisleri’ni örgütlemek üzere bir araya gelme çağrısıdır.
Koordinasyon çağrısı sarı ve bürokrat sendikaları yıkmak üzere öne atılan işçi meclislerini güçlendirme çağrısıdır.
Koordinasyon çağrısı tek tek ya da topluca bireysel ya da sendikal inisiyatiflerle başlatılmış direniş, eylem ve grevlerle dayanışmayı ortaklaştırma, talepleri sahiplenme ve tüm toplumsal kesimlere ulaştırma çağrısıdır.
Koordinasyon çağrısı işçi sınıfına egemenlerce dayatılmış yasal, siyasal, ideolojik kalıpları, kanunları mücadele, örgütlenme, direnişle yıkarak iktidar için birleşme çağrısıdır.
Koordinasyon çağrısı eşitlik, özgürlük ve barış güçlerinin birleşik mücadelesinin ancak işçi sınıfının iktidar mücadelesini yaratmakla mümkün olduğu iddiasını yenileme çağrısıdır.
Mavisi, beyazı, ara renkleriyle işçi sınıfının iktidar mücadelesi AKP ve sermaye düzeninden kurtuluş için yegâne adrestir.
Birleşik Emek Koordinasyonu bayrağı altında toplanıyoruz…
İşçi Meclisleri’nin iktidar güzergahını yaratıyoruz…
Söz, Yetki, Karar, İktidar İşçilere…
Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz…

Vegaste

Share.

Comments are closed.