İnsan tek hat üzerinden yürümez – Ulaş Hacımuratoğlu

0

“Hiçbir süreç, insanı tek hat üzerinde yürütmez, inişli çıkışlı bir yol gibidir yaşam”

Martin Eden, Jack London tarafından 1909 yılında yazılmış, klasikleşmiş bir eserdir. Martin eden Jack London’un hayatından kesitler verdiği diğer bazı kitaplarının dışında bütünüyle olmasa bile otobiyografik roman olma özeliği taşır. Çocukluk yıllarında başlayan ağır çalışma koşulları, gemi işçiliği vs. yazarın kendi hayatından sunduğu kesitlerdir. Bu anlamıyla Martin Eden’de Jack London kendi hikâyesini anlatıyor denebilir. Ama gerçek daha farklıdır. Jack London bir sosyalisttir. Martin Eden ise bir bireyci. Romanın final sahnesi bu bireyci tutumun sonucunda oluşur. Romanda Martin Eden’in düşünsel olarak yaşadığı yükseliş hem ruhsal hem de toplumsal düzeyde, dönemin sosyal, siyasal, ekonomik durum ve ilişkileri boyutunda ele alınmıştır. Bu bağlamda kitap aynı zamanda dönemin eleştirisini de içerir. Martin Eden kendi varlığını kabul ettirmeye çalıştığı burjuva sınıfına durmadan saldırır. O bir bireyciyken bile burjuva sınıfına göre ateşli bir sosyalisttir.

Hikâyeye göz atalım;

Martin Eden kapitalist sömürü düzeninde çelişkilerin keskinleşmeye başladığı ve sömürünün her düzeyde arttığı bir dönemde Amerika’nın yoksul mahallelerinde yaşamını sürdüren bir gemi işçisidir. Kader ağlarını örer ve tesadüfen bir kavgaya dahil olur ve bir adamı kavgadan kurtarır. Adam onu akşam yemeğine çağırır. Evde Ruth’u görür ve aşık olur. İşte metne karakterini veren, işçi sınıfından birinin derin bir aşka tutulduğu, onun düşünsel gelişim süreci, sınıf atlama ve bireyciliğin ona dayattığı yalnızlık içinde varoluş serüvenini tamamlayıp kendini ölümün kollarına bıraktığı olaylar zinciri böyle başlıyor.

Ruth, giyimi ve kuşamına dikkat eden burjuva sınıfının kültürüyle yoğrulmuş bir edebiyat fakültesi öğrencisidir. Hikâyenin başı bazı okuyuculara, Türk edebiyatında çokça rastladığımız zengin kız fakir erkek temalı romanları akla getirebilir. Hatta ‘tamirci çırağı tribine benzer bir durum mu var’ diye düşünenler de olabilir oysa hikâyede anlatılan çok daha fazla ontolojik ve sınıfsaldır. Martin Eden karakteri, burjuvaziye özgü bir kafada vücut bulan işçi sınıfından herhangi bir figür nasılsa, öyle verilmiştir. Hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak kabadır kahramanımız. “Bir gemi işçisinden başka ne beklenebilir ki.”  Aslında bu söylem, işçi sınıfının içinden gelen değil, işçi sınıfı tarafından tarihsel zorunluluk olarak alaşağı edilecek burjuva sınıfına ait bir söylemdir. Martin Eden Ruth’la karşılaştığı ve tüm kabalığının içinden fışkıran naif aşk duygusu bilincini ve ruhunu doldurmaya başladığı andan itibaren; Ruth’un sınıfsal dünyasında kaybolmuştur adeta. Aşk onu kendi varoluş sürecinde nadir bir tarihsel uğrakla karşı karşıya getirmiştir. Martin Eden Ruth’a ait burjuva yaşam biçimini tanıdıkça kendindeki “kabalığı”, kızın burjuva hayatında bir engel olarak görür. Zaman ilerledikçe Ruth’daki burjuva hayatıyla kendi sınıfının arasında her düzeyde bir fark olduğunu anlar. Çünkü Martin Eden onların evinde, sofrasında, salon sohbetinde bir eğreti gibi durur. Ruth’a duyduğu derin aşk, onun Ruth’la kendi arasındaki maddi ve entelektüel açı farkını kapatmanın bir zorunluluğu haline gelir ve Martin Eden bu yüzden her yönüyle bir sınıf atlama serüvenine doğru ilerler.

İlk bakışta Martin Eden’e bu zorunluluğu dayatan duygunun aşk olduğunu söyleyebiliriz. Ama Martin Eden okumaya ve öğrenmeye başladıktan sonra artık okumak onun için başlı başına bir zorunluluk haline gelir.

Zamanının çoğunu halk kütüphanesinde geçirir. Marks okur, Nietzsche okur, edebiyat metinleri okur. Sonra Spencer okur ve ona hayran kalır. Onun tüm düşüncelerini benimser. Hatta ilahlaştırır ve tartışmasız kılar. Şiirle ilgilenmeye başlar. Martin Eden artık “aydınlanmıştır”. Ancak kızla arasında kapanan açı farkı belki entelektüel düzeyde Ruth’u da aşmasına rağmen maddi durumunu düzeltecek henüz bir katkı oluşturmamıştır. Çoğu zaman aç kalır. Okudukları onu yazmaya iter. Sürekli yazmaya başlar. Yazdıkları editörler tarafından geri gönderilir. Martin Eden sebat eder ve yazmaya devam eder. Çünkü tek kurtuluşunun bu olduğuna inanır. Başarısız birkaç öykü/makale denemesinden sonra bir denemesi yayımlanır. Kafasında yayımlanan metinlerden çok para kazanabileceği gerçeği editörün gönderdiği zarfın içinden çıkan cüzi miktardaki çeki görünce tuzla buz olur. Ara sıra bazı dergiler onun yazdıklarını kabul eder. Ama maddi olarak hayatında bir etki oluşmamıştır henüz ve durumu giderek kötüleşir. Borçları birikmeye başlamıştır. Kaldığı yerin kirasını, bakkala birikmiş borcunu ödeyemez hale gelir. Bisikletini ve Ruth’la görüşmesinde onu iyi görünümlü kılan takım elbisesini bazen emanetçiye bırakmak zorunda kalır. Sırf bu yüzden Ruth’la görüşemez. Bir yandan gemilerde çalışmaya devam eder ve durmadan makale üretir. Yazdığı makalelerin ya da metinlerin onu geçindirebileceğini ve hatta zenginleştirebileceğini düşünür. Ama beklediği başarı bir türlü gelmez. Ruth’a ait sınıfta olmaması gereken biridir o. Hor görülür, önemsenmez. Martin asla inancını yitirmez ve yazmaya devam eder. Bir zaman sonra ilk kitabı basılır ve çok satar. İlk kitap sayesinde kazandığı ün nedeniyle yayımcıların yeni kitap ve makale talebini karşılayamaz artık. Yazmaktan vazgeçer. Yazdığı her makaleyi ve kitabı yayınlatır. Kötü diye nitelendirilen şiirleri bile övgülere neden olur. Burjuva sınıfı bir zamanlar aşağıladığı Martin Eden’den övgülerle bahsetmeye başlar. Artık Martin burjuva sınıfının içinde maddi olarak yerini almış ve dolayısıyla Ruth’la olan sınıfsal uzaklık ortadan kalkmıştır. Oysa Ruth’la olan ilişkisindeki mesafe, ruhunda kökleşmeye başlayan derin manasızlık ve onun tüm ruhsal durumunun boşlukta salınmasıyla, kapanması zor bir uzaklığa dönüşmüştür…

Kitapla ilgili bazı tanıtım yazılarında ya da eleştirilerde Martin Eden‘in aydınlanma serüveninin sınıftan koparak gerçekleşebildiği ya da aydınlanmanın oluşabilmesi için bunun zorunluluk olduğuna dair tespitler var. Romanda bu durumun böyle ele alınması bir zorunluluk değil, yazar tarafından tasarlanmış bir bireycilik eleştirisidir. İnsanların zihinsel gelişim süreçleri için kuşkusuz birden fazla faktörün bir araya gelmesi gerekir. Entelektüel gelişim süreci dışarıdan ya da içeriden bir siyasal işlev olarak tamda işçi sınıfına özgü tarihsel bir zorunluluktur. Dolayısıyla Martin Eden’de vuku bulan son, onu hiçliğe götüren bir başlangıcın ürünüdür. Martin Eden kendi sınıfından kopmuş gibi gözükse de kazandığı başarı sayesinde elde ettiği ün ve burjuva sınıfını gerçek manada tanıma şansı ona içinden çıktığı sınıfın hakiki ilişkilerini özletmektedir. Ruth’a ait bir sınıfa Ruth orada olduğu için dahil olmak isteyen Martin Eden’in dünyasında, burjuva hayatına özgü kültürel ve toplumsal formların karşılığı yoktur. Onun o dünyaya dair hayali Ruth’a duyduğu derin aşk bağlamında ele alınabilir ancak.  Çünkü burjuva sınıfının riyakâr, kibirli, içi boş kültürü onun ruhsal ve düşensel dünyasında her manada bir tiksintiye yol açmıştır. Dolayısıyla onun ruhunda kökleşen derin boşluk duygusu şu cümlenin bilincinde salınmasına neden olmuştur. “Yaşam acı veren bir yorgunluk haline gelince, ölüm sonsuz uykunun sakinliğine götürmek için hazırdır.”

Share.

Comments are closed.