Hekimlere Çağrı – Şebnem Korur Fincancı

0

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın yaşamak zorunda bırakıldığı iki ayrı muayeneyi sizlerle paylaşmıştım. Tekrarlayan muayenelerin nasıl işkence uygulamasına dönüştüğünü, özellikle Ankara Numune Hastanesi “mahkûm koğuşu” olarak anılan bodrum katının karanlık, havasız ve dar alanlarını. Sağlık hizmetlerine ilişkin ulusal ve ulusal üstü yasal düzenlemeler, sözleşmeler ve ille de tıbbi etik ilkeler eşitlik ve adalet kavramlarını bünyesinde barındırır. Kim olduğundan bağımsız olarak sağlığa erişim hakkı eşit koşullarla tanımlanmıştır. “Mahkûm koğuşu” adı altında cezaevi koşullarından daha kötü koşulların olduğu bir hastane ortamının tedavi nedeniyle zorunluluktan bu koğuşlara sevk edilip yatırılan insanlar için hak ihlali olarak değerlendirilmesi gerekir hal böyle olunca.

Cezaevleri, hastaneler ve hastane sevklerine ilişkin sorunların çok olduğunu hem hastanede doğrudan tanıklıklardan, hem de cezaevlerinden aldığım/aldığımız mektuplardan biliriz. Hekimlik uygulamalarında alana dair yaşanan sıkıntılar da İstanbul Protokolü’nün oluşturulmasına giden yolu bizlere gösteren, yıllar içinde Tıp Fakültelerinin eğitim programlarının geliştirilmesinde yararlandığımız veriler olmuştu. Neredeyse bir çeyrek yüzyıl olmuş Birinci Basamak Hekimlik uygulamaları için bir ortak dil oluşturma çalışmalarına başlayalı. Bu çalışmaların gözaltı muayeneleri, cezaevi sevklerinde hekim tutumuna ilişkin ve özellikle işkence tanısında görüşmeden muayeneye, yapılacak tetkiklerden bulguları yorumlamaya dek tüm aşamaları adım adım aktaran İstanbul Protokolü’ne dönüşmesi ise neredeyse yirmi yıl öncesi. Türk Tabipleri Birliği başta olmak üzere, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Derneği ve Barolar eliyle hala güncel tutulmaya çalışılan etkili soruşturma ve tıbbi belgelemeye ilişkin tutum belgeleri, eğitimler sürse de yeterli yaygınlıkta olmadığını, olamadığını, ortak dilin ise üç beş üniversiteyle sınırlı kaldığını görmek çok üzücü.

Biliyorsunuz Nuriye ve Semih’i Ankara Numune’nin yaşamsal risk raporu üzerine apar topar Sincan Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesindeki hastaneye kaldırdılar. Yasalarda olmayan bir “suç”, açlık grevi nedeniyle tutuklandıkları yetmezmiş gibi bilinci açık ve karar verme yeterliliği bulunan iki insanın zorla hastaneye yatırılmasının yasa dışılığı bir yana, zorla hastaneye götürülmeleri sırasında Semih’in dövüldüğü ve yaralandığı iddiası paylaşıldı avukatları tarafından. Böyle bir durumda savcılığın hızla soruşturma başlatması, hadi bu görev yerine getirilmedi, en azından hastaneye getirildiğinde hekimin muayene sırasında saptadığı yaralanmaları raporlandırıp bildirimde bulunması beklenir. Hiçbiri yapılmadığı gibi, Semih’in hekime durumu aktardığı, rapor tutulmasını istediği, hekimin de savcılık talebi olmadan rapor yazamayacağını belirttiği aktarılıyor avukatlarınca.

Hekim tutumuna ilişkin utanç verici bir başka örneği de bu hafta sevgili avukatım, dostum, insan hakları savunucusu Nalan Erkem’in cezaevinde yaşadığı sağlık sorunu ve Silivri’deki cezaevi yerleşkesinde bulunan hastanede kelepçeyle muayene edilme(me) olayında yaşadık. Yıllarca birlikte hekimlerin eğitimi için çalıştığımız sevgili Nalan, tam da eğitimlerde tartıştığımız kelepçeli muayenenin etik ihlal olarak kabul edilemezliği ile karşı karşıya bırakılmış. Nalan’ın sağlık durumu için, Nuriye ile Semih’in açlık grevi nedeniyle duyduğumuz kaygılara bir de hekimlik ortamından kaynaklanan utanç duygusu ekleniyor.

Oysa son yıllarda öğrencilerimizin yaptıkları ayrıntılı görüşme ve gözaltı muayeneleri, düzenledikleri raporlar nasıl da sevindiriyordu beni. Bir işkence ile ölüm olgusunda yorumlayabildiğim en ayrıntılı öykü ve yaralanma bulgularını bir öğrencimizin raporundan edinebilmiştim.

Tek tip giysi dayatmasının tartışılabildiği, Guantanamo örnek verilerek işkence tehdidinin açıktan yapılabildiği koşullarda hekim tutumu ayrıntı gibi gelebilir, ancak işkencenin önlenmesinde nasıl etkili olabildiğini tüm dünyadan örneklerle görmüş biri olarak insanlık değerlerinin korunmasında hekimliğin ne denli önemli bir yeri olduğunu bir kez daha hatırlatayım istedim.

Şebnem Korur Fincancı

Evrensel

Share.

Comments are closed.