Ferman Ohal Khk Devletin, İsyan Devrim Özgürlük Bizimdir – Başaran Aksu

0

KHK zulmüyle muhalif olan herkesi kamudan ihraç eden bir rejimle karşı karşıyayız. Artık zulme uğramak için Alevi ya da Kürt kökenli olmak, kadın olmak, LGBTİ olmak, kötü giden dolardan, ekonomiden söz etmek, hayvansever olmak, doğasever olmak, demokrasi istemek, laiklik demek, başkanlığa hayır demek yeterli. Aşağıdaki yazı bir önce ki KHK’yla ihraç edilen Aslı Silahdaroğlu’nun hikayesinden yola çıkılarak yazılmıştı. Sonra başka KHK’lar geldi. Belli ki dahası da gelecek. Ancak bilinmeli ki mücadele de gelecek hem de dinmeyen bir kasırga olarak… Son KHK ile Aslı ile aynı işyerinde çalışan Betül Celep arkadaşımız da ihraç edildi.  Betül bir süredir Umut-Sen Koordinatörlüğünü de yürütüyordu. İşyerinde de Aslı’dan boşalan Koop-İş iş yeri temsilciliğini oy ve gönül birliği ile üstlenmişti. Ailesi Alevi kökenli kendisi sosyalist bir kadın. ODTÜ Matematik mezunu. İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları bölümünde yüksek lisans yapıyor bir yandan da mavi yakalı işçilerin örgütlenme ve mücadele sürecine kalan tüm vaktini ayırmaya çalışan biri. Solcular devlette çalışmamalı diyen bir faşist yöneticinin inisiyatifiyle işinden atıldı. Biliyoruz ki o da ihraç edilip onurla direnen kadın ve erkeklerin safında yerini alacak.

90’lı yılların ilk yarısı. İTÜ öğrencisi genç bir kadın. Dönemin üniversite mücadelesi içerisinde aktif birisi. Parasız Eğitim talebiyle har(a)çlara karşı gelişen demokratik öğrenci hareketinin devrimci inisiyatifinin içinde olanlardan biri. Öğrenci Koordinasyonu efsanesini tanımlayan coşkulu, yaratıcı kitlesel militan öğrenci eylem ve etkinliklerinin tasarımcılarından, taşıyıcılarından. Koordinasyonu büyük halk isyanı Gezi Direnişinin prototipi olarak tartışanlar oldu çokça. Koordinasyon Gezi’nin prototipidir diyemesem de tıpkı Aslı Silahdaroğlu gibi bir dönem Koordinasyoncu olanların tamamı Gezi’nin içinde oldular, ona politik toplumsal rengini vermeye çalıştılar. Bunun yanı sıra Gezi İsyanı’nın sadece Gezi Parkı içindeki 700 metrekarede geliştirilen “şenlikli”, “komüncü” yatay evrenleri öne çıkartan daraltıcı ideolojik aktarımların bir benzeri Koordinasyon süreci ile ilgili yapılageldi. Aslı Silahdaroğlu Birikim Dergisinde Koordinasyon üzerine yapılan tartışmaya şöyle müdahalede bulunmuştu: “Gözden kaçırılmaması gereken bir husus da şudur: 90’ların ikinci yarısındaki öğrenci hareketinde bu farklı tarzı mümkün kılan, ona rengini veren şey, yenilikçi ve yaratıcı bir devrimci gençlik hareketinin varlığıdır. Eğer öğrenci gençliğin öz örgütlülüğünü savunan, yerel örgütlenmelerinin koordinasyonunu öneren ve cepheleri bizzat sahiplenen, aklını fikrini bu işe yoran gençlerin devrimci inisiyatifleri olmasaydı, bu hareket de mümkün olmazdı.” Hareketi bireyin şu anki ideolojik konumuna göre değil o günün somut tarihselliğinde gerçekte olana bütünselliğine göre değerlendirmişti. Gezi değerlendirmeleri de benzer bir içeriğe zamanla mutlaka oturacaktır.

Doksanların karanlığından çıkışı sağlayan temel toplumsal motivasyonların önemli zeminlerinden birini kuşkusuz Koordinasyon’un eylemleri sunmuştu. Doksanların karanlığı deyince uzun gözaltılar, cezaevlerinde ve emniyette sistematik hale getirilmiş işkence,  faili meçhul cinayetler, polis devleti uygulamalarının olağanlaştırılması, her tür toplumsal muhalefetin devlet şiddetine maruz bırakılması ve kuşkusuz Kürtlere yönelik savaşı anlıyoruz. Bahriye Üçok, Uğur Mumcu Cinayetleri, Sivas ve Gazi Katliamına kitlesel karşı muhalefetin batıda sokakta kendini hissettirmesi sonrasında Öğrenci Koordinasyonu üniversite gençliğinin (bugün KESK gibi demokratik bürokratik bir hantal aygıtta örgütsel yansıması sürdüren Kamu Emekçileri Hareketinin doksanların başındaki şaşalı üç yılını hariç tutarsak) uzun yıllardan sonra tüm toplumsal muhalefetin beklentilerini de sırtlandığı temel toplumsal eylem örgütü olmuştu. Devrimci eylemin tarihsel kitlesel karakterine oldukça yaratıcı katkılar sunan bu hareket bir buçuk yıl boyunca etkisini hissettirdi. Ve umut oldu. Ülke artık eskisi olamadı egemenler artık eskisi gibi yapamadı.

Bugün solun değişik yapılarının yönetsel kadrolarında o dönem üniversitelerde Koordinasyon ya da Platform’un (Koordinasyon’la aynı dönem kitlesel öğrenci eylemleriyle kendini ifade eden değişik sol yapıların öğrenci zeminlerinin bir araya gelişiyle oluşturdukları yapı) eylemlerin içinde yer alan kadroların olması tesadüf değil. Aslı Silahdaroğlu üniversite sonrasında İtalya’da kalkınma alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamış ve bir dizi işte çalışmış, 2013 yılında ise İstanbul Kalkınma Ajansı’nda uzman olarak çalışmaya başlamış. Aslı Silahdaroğlu aynı zamanda tanımlı ilkelerle her iş kolunda güvencesiz ve taşeron çalışan işçilerin sendikal örgütlenmesi doğrultusunda çalışmalar yapan Umut-Sen’inin kurucularından biri. Beyaz yakalı bir kadın olarak işinden artan vakitlerinde, bilgisini mavi yakanın siyahlaşmış katmanlarının toplumsal, siyasal, sendikal sorunlarıyla haşır neşir olan bir kadın. Hakan Plastik örgütlenmesinden direnişine, Migros örgütlenmesinden direnişine, Avon örgütlenmesinden direnişine, Bomi depo örgütlenmesinden direnişine, beyaz yakalıların sendikal toplumsal örgütlenme arayışlarının fikri ve pratik emek süreçlerinde sorumluluklar üstlenmiş bir kadın.

Aslı, Ajansta aldığı yüksek ücretin emretmediği ancak geçmişten bugüne ürettiği toplumsal bilincin gerektirdiği tarzda davranarak işyerine sendikanın sokulmasına da ön ayak olmuş. Ajans içerisinde çalışan beyaz yakalı işçilerin yıllardır gasp edilen haklarını elde etmeye dair tartışmaların olduğu bir dönemde arkadaşlarının inisiyatifinin önüne geçmeden sendikalı olmaya taraf olduğunu açıkça dile getirmiş. Sonrasında alınan sendikalı olma kararının ardından elini taşın altına koymuş, greve giden süreçte bir arada ve örgütlü davranmaya dair tutumuyla herkese güven aşılamış, ne sendikanın ne de yöneticilerin sesinin değil işçilerin sesinin duyulması yönünde tavır almış. Kazanımla sonuçlanan grev sonrasında çalışma arkadaşlarının yaptığı seçimle sendika temsilciliği görevini 1.5 yıla yakın bir süre üstlenen Aslı, bir taraftan da sendika sürecindeki aktif rolü sebebiyle Ajans yöneticilerinin türlü mobbingleri ile de mücadele etmiş.

15 Temmuz sonrası OHAL ile başlayan kamuda da artarak etkisini gösteren tasfiye sürecinde, işkenceci iyi polis rolü oynayan İstanbul Vali Yardımcısı, Kalkınma Ajansı’nda sorgu odaları kurup çalışanları tek tek sorguya almaya kalkınca Aslı Silahdaroğlu buna itiraz etmekte tereddüt göstermedi. Çalışanların tüm yakınlarının fişlenmesi sağlayacak bilgileri soran seçenekler içeren anket formu bir şekilde Birgün Gazetesi’nde yayınlanınca Vali yardımcısı bu anket formlarını doldurulmadan geri toplanmasını istedi. Çünkü yaptığı şeyin yasal hiç bir dayanağı yoktu kişisel bir sol düşmanlığının ürünüydü. OHAL yasalarını bile kişisel sol düşmanlığı ile genişletmeye kalkışmıştı. Kuşkusuz devletin anti-komünist çizgisinin eğittiği vasat bir kadroydu. Aynı Vali Yardımcısı anketle yapamadığı fişleme işini, bu sefer işçileri yalnızlaştırarak Valilikteki makamında yapmaya girişti. “Siz Dhkp-c üyesi/sempatizanı mısınız?” diye sorunca, Aslı siyasi bir ifade vererek böyle bir gerçekliğinin olmadığını, sosyalist olduğunu açıklar. Vali Yardımcısı; “Ben sosyalistlerin fikirlerine saygı duyuyorum ancak sosyalistlerin devlet içerisinde çalışmalarını sakıncalı buluyorum, doğru bulmuyorum” diyerek gerçek fikrini ifade eder. 29 Ekim’de yayınlanan KHK ile ise Aslı’nın işsizliği ve kamu hizmetinden uzaklaştırılması ilan edildi. Oysa Aslı KHK öncesi Ajanstaki görevinden ayrılıp Bilgi Üniversitesinde yönetici kadrolarından birinde işe başlamıştı. KHK listesinde Ajans personeli olarak ihracı gerçekleştirilen Aslı, Bilgi Üniversitesindeki görevinden de kamu hizmeti sayılması sebebiyle uzaklaştırıldı.

Türk İslamcı devlet kadrolarının hemen hepsinin solcular konusunda İstanbul Vali Yardımcısıyla aynı fikre sahip olduğu neredeyse bilimsel bir kesinliktedir. Saray/AKP’nin 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki kadro gücünü devletten temizlemek maksadıyla KHK’larla başlattığı tasfiye sürecinin giderek Kürtleri, solu ve kadınları kamu alanından temizlemeye dönüştüğü aşikar artık. Aslı Silahdaroğlu bir devrimci sosyalist kadın. Eşi barış imzacısı bir akademisyen. İşsiz kalsalar da içeri tıkılsalar da fikirlerinden ödün vermeyecek yoldaşlarımız, kardeşlerimiz. Asla umutsuzluğa düşmeden hayatlarını mütevazi tarzda tekrar kuracak binlerce meziyete sahip insanlar.  Bana sorarsanız bu insanların işsizleri devlet açısından daha tehlikeli. Çünkü Aslı örneğinde olduğu gibi insanların hayatına alçakça kast eden bir devletin nasıl yıkılacağı üzerine düşünmek ve yapmak için daha geniş bir vakte sahip olunuyor işsiz kalınca ya da içeri düşünce…

Saray’ın OHAL ve KHK’larla toplumu korku cenderesi içinde boğmaya çalışan baskı politikasının, Kürt hareketine karşı girişilen siyasi soykırım siyasetinin, Ortadoğu da vekaletten asalete geçilen savaş siyasetinin halkın geniş kesimlerinde tedirginlik ve korku yarattığı açık. Küçük bir kesim çareyi, yaklaşan “büyük fırtına” öncesi kendini yurt dışına atarak buluyor. Halkın tüm kesimlerinin bunu yapma olanağı yok doğru da değil. Bir süre öncesine kadar dillendirilen apolitik “Biz niye ölelim ki” sinizmi ya da mutabaktan çareler bekleme teslimiyetçiliği yerini giderek “Nasıl direneceğiz?” sorusuna bırakıyor. Eski İstanbullu Marksist filozofun dediği gibi “Devrim önce bir tahayyüldür”. Yanıt tam da bu noktada ülke devrimci gençliğinin tarihinin köklerinde. Halkın direnme isteğini savunma hatlarına ve komitelere dönüştürecek irade ülkenin sokaklarında dolaşmaya başladı bile. Tıpkı Aslı’nın içinden geldiği Dipten Gelen Dalga gibi…

Share.

Comments are closed.