Ana Sayfa 6356'yı parçala Disipline sevk edilen DİSK Genel-İş üyelerinden ortak cevap: Asıl hesap vermesi gereken...

Disipline sevk edilen DİSK Genel-İş üyelerinden ortak cevap: Asıl hesap vermesi gereken sendikacılardır

DİSK Genel-İş Anadolu Yakası 1 No’lu Şube Yönetim Kurulu’nun istemi üzerine haklarında disiplin soruşturması başlatılan işçiler “Asıl hesap vermesi gereken sendikacılardır” diyerek ortak basın açıklaması gerçekleştirdi ve ortak yazılı savunma verdi.

DİSK’in 16 Şubat 2022 tarihinde “Hayat Pahalı, Emek Ucuz, Bu Böyle Gitmez” sloganıyla Kadıköy İskele Meydanı’nda gerçekleştirdiği basın açıklamasında, ek protokol taleplerini içeren döviz ve pankart taşıyan 9 işyeri temsilcisinin temsilcilikleri hukuksuzca ellerinden alındı ve haklarında “sendikanın ahlak ve ilkelerine aykırı davranışlarda bulunma” suçlamasıyla disiplin soruşturması başladı. İşçilerin 19 Ekim 2022 Çarşamba günü saat 13.00’te sendika toplantı salonunda yapılan Şube Disiplin Kurulu toplantısında verdiği yazılı savunmayı sizlerle paylaşıyoruz:

“Sayın Disiplin Kurulu üyeleri,

Bizi bu noktaya getiren sürece herkesin vâkıf olması sebebiyle tarihleri ve olayları anımsatmanın yeterli olacağı kanısındayız.

Biz, ekonomik krizin ağırlaştığı Kasım 2021’den itibaren, şube yönetiminin katılımıyla düzenlenen temsilci toplantılarında, Temmuz 2022’de başlayacak ve ne zaman sonuçlanacağı bilinmeyen yeni Toplu İş Sözleşmesi ile elde edeceğimiz zammı bekleyemeyecek kadar yoksullaştığımızı, bu nedenle işçiler olarak vakit kaybetmeden sendikanın önderliğinde işverenden ek protokol ile enflasyon oranında zam talep etmemiz gerektiğini dile getirdik. Bu konuda son derece isteksiz bir tutum sergileyen şube yönetiminin konuyu başkanla görüşeceğini tekrar etmesine karşın aylar boyunca hiçbir sonuç alınamadı.

9 Şubat 2022’de DİSK/Genel-İş TİS Daire Başkanı Çetin Çalışkan’ın katılımıyla bir temsilci toplantısı gerçekleştirildi. Şubat 2021’de Kadıköy Belediyesi işçileri olarak grevdeyken bize sendikanın grev fonu olmadığını, dahası onaylamadığımız hiçbir sözleşmenin altına imza atmayacaklarını söylemesiyle hatırladığımız Çalışkan yaklaşık bir saat boyunca grev sürecine ilişkin, kimseyi tatmin etmeyen bir açıklamada bulunduktan sonra mevcut ekonomik kriz sürecinde sendika genel merkezinin, TİS’ine 1 yıldan az kalmış belediyelerde ek protokol imzalanmamasına yönelik bir kararı bulunduğunu ve bu kararın tüm sendika şubelerine aylar önce yazıyla bildirilmiş olduğunu belirtti. Merkezin bu kararını işçi temsilcileriyle aylar boyunca paylaşmayan şube yönetiminden bu konuda bir açıklama alamadık. Onun yerine, ek protokol ile zam alındığı takdirde TİS’te iyi bir zam oranı elde edilemeyeceği telkin edildi (23 Eylül 2022’de imzalandığı iddia edilen fakat 19 Ekim 2022 itibarıyla hâlâ işçiyle paylaşılmamış olan TİS ile %20-%30-%20 zammın altına imza atılmış olduğu söyleniyor. ENAG’a göre Eylül 2022 itibarıyla gerçek enflasyon oranı %186 olarak açıklandı.)

15 Şubat 2022’de konfederasyonumuz DİSK tarafından, SMS aracılığıyla, Kadıköy İskele Meydanı’nda düzenlenmesi planlanan bir eyleme çağrıldık. Hayatın pahalılaştığı tespitinde bulunan fakat buna karşılık muhatabı işverenlerden işçiye zam talebinde bulunmak yerine siyasi iktidarı suçlamakla yetinen konfederasyonun havada kalan çağrısı tabanda hâliyle olumlu yankı uyandırmadı. İşçilerin çoğu katılım sağlamak konusunda isteksizdi. Biz her koşulda orada bulunmamız gerektiğine inanıyorduk. Öte yandan, konfederasyonumuzun pahalılık tespitine ekleyecek sözümüz vardı. İşçi arkadaşlarımızı kendi dövizlerini hazırlayarak eyleme katılmaya davet ettik. İşçinin haklı öfkesini yansıtan sözünü sansürlemek hiçbirimizin aklından geçmedi, geçemez de.

2021 Kadıköy Belediyesi Grevi’nin, işçiden habersiz, %8 zam altına atılan imzalarla bir gecede sonlandırılmasına ek olarak, bir sonraki şube yönetiminin (o tarihte) %124’ü bulan enflasyona karşın ek protokol imzalanmayacağı yönündeki genel merkez kararını işçiyle paylaşmaması, tabanda sendikaya yönelik ciddi bir öfke ve hayal kırıklığı yaratmıştı. Dolayısıyla, hazırlanan dövizlerde, ek protokol talebinin yinelenmesine ek olarak bu öfke ve hayal kırıklığı da kendine yer buldu. Ne yazık ki DİSK, devrimciliğinden beklendiği üzere işçinin talebine kulak vermek yerine yalnızca birkaç metre ötesinde geçinemediğini anlatmaya çalışan işçisini görmezden gelmeyi seçti. Bu şekilde davranarak, işçi nazarında kaybettiği güvenilirliği telafi etme fırsatını da kaçırmış oldu.

18 Şubat 2022 tarihinde temsilcilerden oluşan WhatsApp grubunda, bir şube yöneticisi tarafından 9 temsilcinin isimleri ile birlikte, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin temsilcilik görevinden alındıkları mesajı paylaşıldı. Söz konusu temsilciler, soru sormalarına fırsat dahi verilmeden birkaç dakika içinden gruptan çıkarıldılar.

Ancak haftalar sonra, Genel-İş’in internet sitesinde yayınlanan bir açıklamada, söz konusu temsilcilerin DİSK’i karaladığı ve itibarını zedelediği, dahası kişisel çıkarlarını ön plana koydukları gerekçesiyle görevden alındıkları belirtildi. Binlerce işçinin ivedilikle zam alabilmesi için çabalamanın hangi yönüyle kişisel çıkar sayılabildiğine dair bir açıklamaya ise yer verilmedi.

Bildiğiniz gibi, işçilerde oluşan öfke ve hayal kırıklığının tarihi biraz daha gerilere gidiyor. KHK sonrası yapılan ilk toplu sözleşmede (2019) genel merkez yöneticileri temsilcilere baskı kurup toplu iş sözleşmesini istedikleri gibi imzalattılar. Asgari ücret %26 zam almışken, Kadıköy Belediyesi işçilerine brüt 380 TL uygun görüldü. Elbette işçilerden eleştiri geldi. Sendika genel merkez yöneticisinin “İBB’den 80 bin üye gelecekken, 2300 Kadıköy işçisi bekleyebilir, risk alamayız” ısrarı üzerine sendikaya üye olmuş işçilerin sefalet günleri başladı.

2020-2022 Toplu İş Sözleşmesi’nde sendika genel başkanının, grevde olan 2300 işçiye tek bir açıklama yapmadan, gece yarısı işçilerin iradesini çiğneyip %8 zamma imza atarak işçileri sefalet ücretlerine mahkûm etmesi öfkeyi ve hayal kırıklığını iyice artırdı. Sendikanın daha sonra internet sitesinde, işçilerin TİS ve grev sürecindeki kayıplarına odaklanmak yerine hayalî düşman ilan ederek eleştirileri savuşturmaya çalışması ise talihsiz bir dikkat dağıtma çabası olmanın ötesine geçememiştir.

Kasım 2021’de enflasyon yükselirken ve bizler giderek yoksullaşırken sendikanın hiçbir adım atmaması, adım atanları cezalandırmaya çalışması, işçinin iradesine saygısızlık değilse nedir? Bu olay ve olgular bir arada ele alındığında kesin olan şey şu ki sorguya çekilmesi ve hesap vermesi gereken, temsil ettikleri işçilerin hakkını ve kendi haklarını savunan işçiler değil, bizzat sendikacılardır.

 

16 Şubat günü işçiler kendi sözleriyle, kendi pankartlarını hazırlamak suretiyle çağrıya cevap vererek eyleme gelmişlerdi. Temsilcilerin oradaki onlarca döviz içinde 3 tanesi nedeniyle görevden alındığını biliyoruz: “Sendika Belediye El Ele İşçi Sefalete”, “DİSK Kazığı mı Yiyoruz?” Sen Sendikasın Kendine Gel İşçine Sahip Çık”. İşçileri göz göre göre sefalete iten bir anlayış karşısında bu dövizlerin tek suçu ancak hafif kalmaları olabilir. Dahası, bir işçi arkadaşımızı da, 16 Şubat günü eyleme katılmadığı halde katıldığını iddia ederek kendisine alenen iftira etmek, sırf eleştirel tutumu nedeniyle bu disiplin soruşturmasına dahil etmek de bu itham ve iddiaların altının ne denli boş, eleştiriyi susturmak için başvurulan yöntemlerin ise yazık ki ne denli tanıdık olduğuna dair iyi bir göstergedir. 

                                                       

Belgelerle sabit olan bu olgular ışığında, savunma yapması gereken tarafın, Disiplin Kurulu’nda savunma yapmak üzere çağrılan bizler olmadığı aşikârdır. Kaldı ki disipline konu “sendika ahlak ve ilkeleri” aşağıdaki gibidir:

“Demokratik bir kitle örgütü” olma iddiasındaki Genel-İş,

Tüzüğünün Amaç ve İlkeler başlıklı 4. maddesinde işçi sınıfının ortak hak ve çıkarlarının “toplumcu, çoğulcu, katılımcı ve özgürlükçü temellere dayalı gerçek demokrasi ortamında kazanılıp geliştirilebileceğinin bilincinden” söz etmekte; “Sınıfın onursal görevi olarak, demokrasi dışı tüm yönetim biçimleri ve insanlık dışı uygulamalarla mücadele etmeyi, temel amaç”; “Tüm sendikal çalışmalarda tabanın söz ve karar sahibi olmasını, demokrasinin ve demokratik hukuk düzeninin her alanda egemen kılınmasını temel ilke” saydığını iddia etmektedir. Sendikanın Yetki ve Etkinlikleri başlıklı 5. maddesinde ise “ulusal düzeyde ve örgüt içinde çoğulcu, katılımcı ve özgürlükçü bir demokrasi ortamının gelişmesini sağlamak, sendikanın yapısı içinde yer alan en alt birimlerden en üst birimlere kadar demokrasinin doğrudan işlerliğini egemen kılmak, işyeri sendika temsilcilerinin işyerinde çalışan üyeler tarafından seçilmelerini sağlamak, işyerlerinde çalışma birimleri oluşturarak, yönetimsel işleyişte, aşağıdan yukarıya doğru demokratik katılımı gerçekleştirmek, her aşamada sendika içi demokrasiyi ve tabanın söz ve karar sahibi olması ilkesini eylemsel olarak yaşama geçirme”yi saymaktadır.

Benzer şekilde, “evrensel temel hak ve özgürlüklere” sahip çıkma iddiasındaki Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK,

Tüzüğünün, Amaç ve İlkeleri’ni açıkladığı 3. maddesinde “Sınıfının onursal görevi olarak, faşizme, cuntacılığa, oligarşiye, baskıya, zulme ve işkenceci tüm rejim ve dikta yönetimlerine karşı mücadele etmeyi temel amaç”; “Tüm sendikal çalışmalarda tabanın söz ve karar sahibi olmasını, demokrasinin ve demokratik hukuk düzeninin her alanda egemen kılınmasını temel ilke” saydığını belirtmekte; Görev ve Yetkileri başlıklı 4. maddesinde ise “Demokratik sınıf ve kitle sendikacılığı ilkelerinden” ve “Örgüt içi sendikal demokrasiyi yaşama geçirmekten” söz etmektedir.

Bu doğrultuda, DİSK’e bağlı bir sendikanın, kendini karşısında konumlandırdığı siyasi iktidarla aynı yaklaşımı benimseyerek, seçilmişleri yukarıdan talimatla görevinden alıp yerlerine kayyım atama yoluna başvurması kabul edilemez. Kurum ve örgütleri itibarlı kılan demokratik, şeffaf ve hesap verebilir olmalarıdır. İşçinin iradesini gasp eden, tabanın taleplerine kulak tıkayan, seçilmiş işçi temsilcilerini tepeden inme bir şekilde tasfiye ederek susturan, eleştiriyi göğüsleyemeyen, biat etmeyenleri susturmak için düşmanlaştıran sözümona demokratik bir kitle örgütünün karalanabilecek ya da zedelenebilecek bir itibarı olduğundan söz edilemez.

Bir yılı aşkın süredir devam eden ve şiddetini daha da artıracağı öngörülen yoksullaşma karşısında işçi hareketi müthiş bir devinim içindedir. Bu devinime uyum sağlayamayan arkaik örgüt yapıları; yukarıdan aşağı talimatla işleyen dikine hiyerarşiler, demokrasiyi seçime indirgeyen ataerkil bürokratik anlayış, toplumsal olarak çeşitlenen işçi tabanından ve taleplerinden kopmuş durumdadır. Bunun böyle devam edemeyeceği açıktır. Dar siyasi ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda hareket eden sendika bürokrasileri, değişime direnç göstermekte ısrar ettikleri takdirde geriye bir sendika kalmayacak, yeni ihtiyaçlar ve yükselen talepler yeni örgütlülük ve mücadele biçimleri doğuracaktır. Biz, devrimciliğine gönülden bağlı olduğumuz konfederasyonumuzun talihsiz bir şekilde içine saplandığı çıkmazdan kurtularak işçisine kulak vermesini, işçi demokrasisini işleterek temsilde eşitlik sağlamasını, diğer bir deyişle söz konusu değişim ve dönüşüme ayak uydurarak devrimci geleneğiyle birlikte yarına taşınmasını arzu ediyoruz.

Şayet DİSK ve ona bağlı Genel-İş’in tüzüklerinde yer alan ve yukarıda alıntılanan amaç ve ilkeler geçerli ise “sendikanın ahlak ve ilkelerine aykırı davranışlarda bulunma” suçunu açıkça, bugün burada disiplin suçu iddiasıyla savunma yapması beklenen bizler değil, savunma bekleyen taraf işlemiştir. Gerek sınıfımıza, gerekse devrimci ahlak ve ilkelere asla ihanet etmediğimiz için alnımız ak, başımız diktir. Biz, tüzüklerinizin geçerli olduğu varsayımından hareketle, işçiler ve işçi temsilcileri olarak, sizden tatmin edici bir savunma ve özeleştiri bekliyoruz.

Saygılarımızla”

İlgili İçerikler

Son Eklenenler