DHL Express işçileri: Patronların Range Rover’ı varsa bizim direnişimiz var!

0

Uluslararası kargo şirketi DHL Express’te çalışan ve Tüm Taşıma İşçileri Sendikasında (TÜMTİS) örgütlenen işçiler sendikanın yetki belgesinin almasının ardından işten atıldı. Yetki belgesine itiraz eden DHL Express patronları, örgütlülüğü kırmak ve sendikayı tanımayı ötelemek adına önce 6, sonra 3 daha sonra da 1 işçiyi işten çıkardı. İşten atılan işçiler bunun üzerine  “DHL Express’de İşçi Kıyımına ve Sendika Düşmanlığına Son” diyerek direnişe başladı. Bugün direnişlerinin 3.gününde olan işçileri ziyaret ettik ve direnişi konuştuk.

DHL Express’te örgütlenme ve işten çıkarılma sürecini anlatabilir misiniz?

DHL Express’in Genel Müdürlüğünde çalışan işçileriz. Burada örgütlenme faaliyeti şubelerden daha sonra başladı. İçerden dalga dalga yayılan bir örgütlenme faaliyeti oldu. İşveren tarafından buraya örgütlenmenin gelmeyeceği düşünülüyordu. Fakat sendika yasal çoğunluğa ulaşıp yetki belgesi alınca burada işlerin rengi değişti. Yetki belgesi alındıktan sonra işveren sendikalı işçilerin isimlerini tespit edebildi. O zaman da sendikal sebeple bizleri işten atamayacakları için gerekçeler icat ettiler.

Daha öncesinde yönetim bizlerle toplantı yaparak, sendikanın anayasal bir hak olduğunu ve örgütlenmeye karşı olmadıklarını ifade ettiler fakat tutumları yetki belgesinden sonra değişti. Örgütlenmenin yayılmasını önlemek için, çoğu beyazyakalı genel müdürlük personelini bunun dışında nasıl tutarız diye hesaplar yapmaya başladılar.

Birimlerde küçülme, kapatma gibi bahanelerle işten çıkarıldık Önce 6 sonra 3 sonra da 1 kişi işten atıldı. İçeride bizler için sendikal sebeple işten çıkarılmadığımızı, bize önerilen işleri reddettiğimizi iddia ederek bilgi yaymaya çalışıyorlar. Burada bana bahane olarak part-time, üçte bir maaş karşılığı bir pozisyon önerildi. Ben finans biriminde çalışıyorum fakat ilk işe girdiğim dönemlerde yaptığım kuryelik yapmam istendi. Bizlere uygun olmayan işler önererek işten çıkardılar. Şuan yanlış bilgi yayarak içerideki tepkiyi azaltmaya çalışıyorlar.

Biz arkadaşlarımıza işin gerçek yüzünü anlatıyoruz. Onların da işverene güveni azaldı. Maaş ve ekstra çabalarla işçileri ellerinde tutmaya çalışıyorlardı. Fakat bu çabaların sahteliğini işyerindeki herkes gördü. Patronlar direnişin ilk günü işyerine gelmedi, şimdi de polis nezaretinde girip çıkıyorlar. Burada herhangi bir taşkınlık yaşanmamasına rağmen 3-4 ekip arabası var sürekli. İşveren kendi gölgesinden korkar pozisyonda.

İşyerinde çalışma şartlarınız nasıldı?

Burada piyasa şartlarında biraz üzerinde ücretlendirme var. Fakat bu yoğun çalışmanın karşılığını almıyoruz. Burada emeğe saygı gösterilmiyor, buradan daha iyi iş bulamazsınız gibi bir anlayış var. Antrepo biriminde çok düşük ücretlere çok ağır iş yapılıyor. Bu arkadaşları terfi ve birim değişikliği önerileri ile ellerinde tutmaya çalışıyorlar.

Burada uzun süreli, esnek çalışma saatleri var. Mesai saatleri içinde bitirilemeyecek işler verilip mesaiye kalmak zorunda kaldığınızda da “Biz size mesai yapın demedik.” diyerek mesai ücretleri ödenmiyor.

İş büyümesine rağmen personel sayısı artmadı. Herkesin iş yükü arttı. Bu da yeni gelen personelin 1-2 gün durup gitmesine sebep oluyor. İlk işe alımda fiyakalı bir biçimde “Dünya devi bir firmada işe giriyorsunuz.” diyorlar. Fakat işyükü ile tezat oluşturan maaşlar önerilince kimse uzun süreli kalamıyor.

Patronlar uluslararası bu firmanın görünen yüzü olarak 6 ayda bir araç değiştiriyorlar. Bahçede gördüğünüz Range Rover’lar onların. İş işçinin hakkını vermeye gelince “Şartlar bu. Çalışıyorsanız çalışın, yoksa gidin.” diyorlar.

Burada birçok işyerinden farklı olarak depo elemanı da beyazyakalı da aynı işkolunda. Genellikle beyazyakalı işçilere daha ayrıcalıklı oldukları hisssettirilir ve beyazyakalılar örgütlenme faaliyetinin dışında kalırlar. Fakat burada örgütlenme beyazyakalılara da yayılmış durumda. İşten atılan herkes de beyazyakalı. Beyazyakalı işçilerin örgütlenmesi ve direnişini siz nasıl görüyorsunuz?

Burada işveren genel müdürlük personelinin örgütlenebileceğini öngörmedi, saha ekibi dışında buraya da sendikanın girebileceğini göremediler. Yukardaki insanlar mutlu oldukları zaman aşağıdakilerin de mutlu olduklarını sanıyorlar.  Bu yanılgıları örgütlenmenin önünü açtı. Yetki belgesi alabilmek için saha personelinin yanı sıra burada da belirli bir sayıya ulaşılması gerekiyordu. İşverenler bizi ciddiye almadı aslında. Bize o kadar dışardan ve yukardan bakıyorlar ki, şartlarımızın ne olduğunu göremediler, bizimle iletişimleri kopuktu.

Yetki belgesi ellerine ulaştığı anda başlarına ne geldiğini anladılar ve bir eylem planı oluşturdular. Önce ikna etmeye çalıştılar. Hiç görmediğimiz üst düzey yöneticileri bu sayede görebildik. Bizi ziyaret edip çay davetinde bulundular. İkna işe yaramayınca göz korkutma yoluna girdiler. Bizi işten çıkararak sendikalı üye sayısını azaltmayı deniyorlar. Fakat biliyorlar ki alınmış bir yetki belgesi var. Bizlerle er ya da geç masaya oturacaklar. Şimdi bir oyalama yöntemi ile yetki belgesine itiraz ettiler ve süreci Eylül’e kadar ötelemeye çalışıyorlar.

İçerden çok ciddi destek alıyoruz. İçerdeki arkadaşlar burada olmamızdan güç buluyorlar. Yemekhane yok burada, dışarda yemek yiyor içerdeki arkadaşlar. Girip çıkarken bizimle oturan, desteklerini anlatan arkadaşlarımız çoğunlukta.  Artık patronlar düşünsün. İnkar ettikleri işçilerin gücünü görüyorlar, görecekler.

Buraya size ziyarete geldiğimiz an sivil polisler geldiler ve sloganlara müdahele ettiler. OHAL koşullarında direniyorsunuz. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuyla ilgili?

OHAL sürecinde işçi atmak yasak. Polisler bunu gidip patronlara söylemiyorlar, onlara giriş çıkışta eskortluk ediyorlar. Bize direnmenin yasak olduğunu söylüyorlar. Sonuçta yasaların kimden yana olduğunu gördük. Biz anayasal hakkımız olan sendikalı olma hakkımızı alacağız.

Peki direnişin talepleri neler?

Direnişin talepleri net. İşe geri dönmeyi ve yetkili sendikamızın işyerine girmesini istiyoruz.

Sizin ailevi durumunuz nedir? Aileniz işten atıldığınızı duyduğunda ne tepki verdi?

Sendika meselesi ilk ortaya çıktığında eşimle konuştum. İlerleyen zamanlarda işten çıkarılabileceğimi söyledim, beraber karar verdik. Dolayısıyla destekliyor eşim ve ailem.

Ben burada 12-13 yıldır çalışıyorum. Gençliğimi bıraktım bu işyerine. Bir kız çocuğum var ve onun geleceğini düşünmek zorundayım. İstediğim emeğimin karşılığı. Burası 30 yıllık bir şirket. Şimdiye kadar yalnızca 6 kişi emekli olabilmiş buradan. Biz gençliğimizi verdik buraya, emeklilikle de hakkımız. 30 yıldır DHL Express örgütlü olmamamızın kaymağını yiyor, emeklilik yaşına gelen işçileri işten çıkarıyorlar. Artık buna bir son vereceğiz!

Kamuoyuna söylemek istediğiniz, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Herkesin duyarlı olmasını ve dayanışma göstermesini bekliyoruz. Bir gün herkesin başına gelebilir bizim başımıza gelen.

Share.

Comments are closed.