‘Çok ulusal’ bir kanalın mini minnacık kemirgeni | Demir Işık Dahi

0

Masasına kurulmuş düşünüyordu. “Nereden nereye” dedi kendi kendine. Şarap şişesi elinde, sokak aralarında, berduşlarla sabahladığı günler çok gerilerde kalmıştı. Çalışıyordu o zamanlar. Aslında iyi bir kunduracıydı. Fena da para kazanmıyordu ama elleri nasır tutmuştu günde on iki saat çalışmaktan. “Aman o da hayat mı?” diye geçirdi içinden. Şimdi iki saat haber yapıyor bütün hafta yan gelip yatıyordu.
Çok ulusal bir kanalın Trakya muhabiriydi. Bir önceki işi de iyiydi aslında. Kumar oynatıyordu ortak olduğu kahvede. Her masada elli lirası vardı. Her saate elli lira. Sekiz ay sürmüştü bu sefahat. Ortakları sepetlemişti onu sonra. On bin lirası vardı içeride hala ve ödeyecekti ortakları, bekliyordu. Partililer de sorun etmemişti bu durumu, kumarcılık kariyeri boyunca yöneticiliği devam etmiş ve işte şimdi muhabiriydi kanalın. “Ne iyi insanlar” dedi kendi kendine” ama biraz saflar.”
Küçük cep aynasında kendini inceledi. “Yakışıklıyım yahu hatta baya güzel bir yüzüm var” dedi kendi kendine. Keyifle gülümsedi. Dişleri biraz öne çıkmış gibi geldi. Sanki kulakları da sivrilmiş, burnu daha da uzamıştı. Tel tel bıyıklarına baktı. Bir şeyi hatırlattı yüzü ona, kunduracıyken böyle değildi sanki yüzü. Bir an şaşkınlıkla büyüdü gözleri. Telefonun sesiyle daldığı düşüncelerden sıyrıldı. Nihayet, beklediği telefon. Tırt-Metal Başkanı.
-Tamam başkan ne demek yayımlamam tabi haberi ama sen de biraz bize destek ol, malum bağışla yürüyor bizim kanal.
“Ha şöyle yola gel” dedi içinden. Yüklü bir para koparmıştı Tırt-Metal’den.

Tekrar çaldı telefon. Çirkefleşmiş-Metal Başkanı haberi soruyordu.
– Tamam başkan yapacağım haberi yalnız bizim kitaplar var biraz satın alın siz de.
“Oh be” dedi. “Burayı da bağladım. Ne salaklar var yahu” diye geçirdi içinden telefonu kapatırken. İki rakip sendikadan para kopartmanın hazzıyla gerildi. Gerçekten kurnazdı.
Sigarasından bir nefes çekmişti ki kapı açıldı. Direnişçi işçilerden biriydi gelen. “Nereden çıktı bu şimdi” dedi kendi kendine. Keyfi kaçmıştı. “Şimdi işçi sınıfı, devrim, mücadele der durur bu”. Sinir oluyordu ama sesini çıkartamıyordu korkudan. Sağı solu belli olmazdı bunların.
-Selam, direnişin haberini yaptın mı? dedi işçi. “Hainlerin kaçışını öne çıkartsaydın haberde.”
Bir şey diyemedi önce. Neden sonra:
– Kamera bozukmuş çekememişim görüntüleri, ne yapayım.
-Gazete haberi yapsaydın dedi işçi.
-O da olmadı, fotoğraf yok.
-Sen bizle dalga mı geçiyorsun? O zaman neden röportaj yaptın bizimle? diye sordu işçi. 
– Yeter artık yapmadım yahu haber, keyfimin kahyası mısın? Çık git buradan, diyerek ayağa kalktı birden.
-Kaç paraya sattın lan işçileri? Kaç paraya köpek! diye gürledi işçi.
Korkuyla telefona attı elini. Direnişçi işçi üstüne doğru bir adım attı, titreyerek masanın altına atıverdi kendini.
Beş dakika sonra tedirgin, uzattı sivri burnunu dışarı. Titreyen burnuyla kokladı havayı. Gitmişti işçi. Derin bir nefes aldı, rahatlamıştı. Pantolonunu zorlayan bir şey hissetti. Kuyruk muydu o? Kuyruğu mu vardı? Aman, neyse ne dedi kendi kendine. Odanın köşesinde ki peyniri fark edip keyifle ellerini ovuşturdu.
“Of, tam ağzıma layık.” diyerek peynire doğru neşeyle koşturdu.

Güvenlik-Sen İşçi Meclisi Üyesi, Sio Direnişçisi

Demir Işık Dahi

Share.

Comments are closed.