Bir Umuttur Adalet – Sercan Okur

Çalıştığı maden ocağı kapanmış, devletin “ben ödeyeceğim” dediği, kıdem tazminatını bile henüz alamamıştı. On iki yıllık alın teri sözde devlet güvencesindeydi ama ne hikmetse devlet emeğinin hakkını ödemiyordu.
​Uzun bir işsizlik dönemi geçirmişti. İlkokula giden oğlunun, “baba sen neden işe gitmiyorsun” diye sormaya başladığı günlerde nihayet devletten ihale alan özel bir firmada iş buldu…
​Şimdilik asgari ücret alacaktı, sonra belki maaşı artacaktı.
​Pazar günü hafta tatili yapacak, bayram tatillerinde de çalışmayacaktı.

İşe başladığı ilk günler oldukça yoğun geçti. Günde on saatten fazla çalışıyordu. Pazar günleri tatil ise sözde kalmıştı. Şikâyet etmek istemiyor ama yine de şefine durumu soruyor, “sabredin birkaç güne düzelir” cevabını alıyordu. Günler ayları kovaladı, fazla çalışmanın düzeleceği yoktu…

​Yaşanan bu haksız duruma dayanamayan bir işçi arkadaşı, işvereni ihale makamına şikâyet etti. Sen misin şikâyet eden! Ertesi gün şikâyetçi işçi kendisini, yediği bir araba dayak ile kapının önünde buldu.
​Günde on saat çalışma, hafta tatili yok, bayram tatili yok, yıllık izin yok. İhale makamı olan devletin gözü önünde işçinin hiçbir hakkı, hukuku yok.

​Sabah uyandığında gözleri açılmıyor, ayakları işe gitmiyordu.
​Göz göre göre uğradıkları haksızlık adeta damarlarını uyuşturmuştu.
​Ağzını açıp avazı çıktığı kadar bağırmak istiyor ancak sesi çıkmıyordu.
​Bir yanda işsizliğin yürek sızlatan acısı, diğer yanda uğradıkları haksızlığın vicdanları delen ağrısı… İkisi arasında bir karar vermeliydi. Ya haksızlığa teslim olmalı ya da onurlu ama işsiz yaşamalıydı.
​Kararını verdi. Haksızlığa baş kaldırmak insanlık göreviydi.
​Her mesai bitiminde, mesai arkadaşlarını evlerinde tek tek ziyaret etti. Onları mücadeleye davet etti. Tek güvencesi vardı o da hukuk. İnternetten yarım yamalak öğrendiği haklarını, dili döndüğünce işçi arkadaşlarına anlattı.
​Yıllarca horlanan, sömürülen, uğradıkları haksızlıklar nedeni ile adeta beyinleri uyuşan işçi arkadaşları ikna olmadı. “Buna da şükür” zihniyeti iş başındaydı. Aradığı desteği bulamadığı gibi haksızlığın uyuttuğu arkadaşlarını uyandırma çabası, şefinin kulağına gitmişti.

​“Şef” dediğin adam ne büyük adamdı; patronun işyerindeki gölgesi, kraldan çok kral olan kişi. Şef kendisini çağırdığında, başına geleceklerden habersiz, şefin odasına doğru yola koyuldu. Şefin odasına giden yol, işsizliğin yoluydu…
​Eline tutuşturdukları kâğıttan anladığı artık işsiz kaldığıydı.
​Ertesi gün İş Kur’a gittiğinde, işsizlik maaşından faydalanamayacağını da öğrendi. Tazminatı ve maaşı ödenmemişti, cepte beş kuruş parası yoktu.
​Yıllar önce lisede beraber okudukları arkadaşı avukat olmuştu. İçinde cılız bir umut ışığı parladı, avukat arkadaşının kapısını çaldığında hukuka güveni tamdı, İş Kanunu işçiden yana değil miydi?
​İlk darbeyi dava açma masrafını öğrendiğinde aldı. Sadece dava açabilmesi için yaklaşık bin lira ödemesi gerekiyordu. İkinci darbeyi davanın süresini öğrenince aldı. İş Mahkemesi, istinaf ve temyiz derken üç dört yıl beklemesi gerekecekti.
​İçindeki son umut kırıntısı ile Sosyal Güvenlik Kurumunun yolunu tuttu, çalıştığı firmayı şikâyet etti. Sonuç alamayacağını bile bile…
​Anasının kefen parası diye ayırdığı bilezik geldi aklına. Anasının kapısını çaldı, bileziği aldı, bozdurdu, avukat arkadaşına vekâlet çıkardı, her şeye rağmen hukuk diyerek davasını açtı.
​Aradan iki yıl geçti…
​Açılan dava hala devam ediyor, dosya itiraz üzerine ikinci kez bilirkişiye gitti. İstinafı, temyizi düşünürsek ne zaman sonuçlanacağı belli değil.
​Dava açtığı işverenin şirketi, ihale süresi bitince sözde iflas etti. Artık sadece tabela şirketi, meğer bu kötü niyetli işverenlerin taktiğiymiş.
​Hakkı için verdiği hukuk mücadelesi, ilçede faaliyet gösteren diğer işverenlerin dikkatini çekti. Adı fişlendi, artık hiçbir şirkette iş bulamıyor!
​İhaleyi alan yeni firma, aynı işçileri aynı haksızlıkla sömürmeye devam ediyor. İşsizlik çıkmazına sıkışan işçi adayları ise iktidar partisine üye olma yarışında, işçi olmanın yolu iktidara üye olmaktan geçiyor.
​Yukarıda sadece küçük bir kısmını anlattığım sömürü düzeninde birileri yeni adli yılın açılışını kutluyor. Hadi gidin kutlayın şimdi, adaleti yok eden marifetlerinizi…

Sercan Okur

Vegaste