Asgari Ücret Üzerine Teknik Bir Not ya da Bir Devlet Geleneği: İşçiden Alıp Sermayeye Vermek – Emre Ergüven

0

AKP’nin 7 Haziran seçimleri sonrasında yaşadığı sıkışmayı aşmak için ortaya attığı vaatlerden biri de asgari ücretin 1.300 TL’ye yükseltilmesiydi. AKP biraz da diğer partilerin asgari ücreti artırma konusundaki kararlı vaatlerinin arkasına sığınarak bu vaatte bulunmuştu. (Ayrıca bu olayın, daha sosyal bir kapitalizmin inşası sürecinde ücretlerin artırılması ihtiyacıyla da bir bağı olduğu tartışılabilir ama bu hem ayrı bir yazının konusu hem de bu tür kazanımların sermayenin/devletin birer lütfu olduğu yanılmasına sürüklenme riski var.)

Başaran Aksu’nun “Asgari Ücret Meselesinin Düşündürdükleri” yazısında belirttiği gibi bu artış hem işçilerin yıllardır verdiği mücadelenin bir sonucuydu hem de çok cüzi bir artıştı. Zaten açlık ve yoksulluk sınırlarını göz önünde bulundurduğumuzda asgari ücretin %30 artırılmış halinin bile yerlerde süründüğünü görürüz.

AKP, 1 Kasım seçimlerinden sonra bu cüzi artışı bile sermayeye mümkün mertebe az yansıtmak için formül üstüne formül aramaya başladı. Asgari ücretin ve bunun işverene maliyetinin ayrıntıları uzunca süre kamuoyuyla paylaşılmadı, sonunda da neredeyse yılın son günlerinde sessiz sedasız açıklandı. Buna göre, asgari ücretin, 123,53 TL’lik asgari geçim indirimi eklendiğinde net 1.300 TL olacak şekilde, brüt 1647 TL olacağı ve bunun işverene maliyetinin 110,10 TL’sinin Hazine tarafından karşılanacağı açıklandı.

Ancak, üzerinde pek tartışılmadığı için gözden “kaçırılan” bir husus vardı: Asgari ücretli bir çalışanın kümülatif gelir vergisi matrahı 10. aydan itibaren %15’lik vergi dilimi yerine %20’lik vergi dilimine giriyordu. Bilindiği gibi, Türkiye’de artan oranlı gelir vergisi tarifesi uygulanmakta, buna göre kişinin o yıl elde ettiği gelire göre %15-20-27-35’lik kesintiler yapılmaktadır. Şu ana kadar da asgari ücretli bir çalışanın kümülatif gelir vergisi matrahı (normal olarak) %15’lik dilimi geçmiyordu. Aslında gelir vergisi dilimlerindeki bu “ayarsızlık” karşımıza ilk defa Aralık 2014’te çıktı, Aralık 2015’te de tekrarlandı. 2015’te elde edilen gelirlerin 12.000 TL’ye kadar olan kısmı %15’lik gelir vergisi dilimindeydi ama 2015’teki bir asgari ücretlinin kümülatif gelir vergisi matrahı 12.622,50 TL’ydi. Yani asgari ücretle çalışan işçiler birkaç gün önce aldıkları (ya da bugünlerde alacakları) maaşlarını 1000,54 TL olarak değil 969,42 TL olarak aldılar (alacaklar). Yani devlet milyonlarca işçinin yaklaşık 31’er TL’sine daha el koymuş oldu (Aralık 2014’te el konulan miktar 12,27 TL’ydi).

İşte bu “devlet aklı” asgari ücret artışı meselesinde kendisini tekrar gösterdi ve böylece 2016’da sermayeye aktarılacak kaynağın bir bölümünün işçinin cebinden karşılanmasına karar verildi. Buna göre, 2016’da 12.600 TL’ye kadar olan gelir %15’lik dilime alındı. Bu yıl asgari ücretli bir çalışanın kümülatif gelir vergisi matrahı Eylül ayında 12.600 TL’yi buluyor ve yılın son üç ayında %15 yerine %20’lik vergi dilimine giriyor. Bunun sonucunda net asgari ücret son üç ay 1.300 TL yerine 1.231 TL oluyor. Her sene yılın ikinci yarısında asgari ücrete zam yapıldığını ama 2016’daki “büyük” artıştan dolayı bu sene ikinci yarıda ayrı bir zam olmayacağını da hatırlatalım.

Yani sonuç olarak, devlet 2016’da sermayeye işçi başına aktaracağı 1.321 TL’lik tutarın 207 TL’sini (ya da son üç ayda sermayeye aktaracağı 330 TL’nin 207 TL’sini) işçinin cebinden alacak.
İşçilerin asgari ücret artışıyla beraber, gelir vergisi tarifesinin %15’lik diliminin asgari ücretlinin yıllık kazancının altında belirlenmemesini de talep etmesi gerekiyor. Hazırlıklı olunması gereken bir nokta da kıdem tazminatıyla ilgili: Sermaye temsilcilerinin son talebi, asgari ücretteki artışın kıdem tazminatı hesaplamasına yansıtılmaması; buna karşı da uyanık olmak gerekli.

Share.

Comments are closed.