Asgari Ücret Neden Hepimizi İlgilendiriyor? – Dr. İlker İnmez

0

Türkiye’de gizlenmekte olan en önemli verilerden birisi asgari ücretle çalışmak zorunda kalan işçilerin sayısıdır. En son 2014 yılında yayınlanan verilere göre, işçilerin %40’ı asgari ücretle çalışmaktaydı. Kayıt dışı çalışanlar da dahil edildiğinde bu oranın %50 olduğu tahmin ediliyor. 6 yıldır verilerin gizlendiği göz önüne alınırsa bu oranın daha da arttığını düşünebiliriz. Bu haliyle asgari ücret Türkiye ekonomisi için temel ücret haline gelmiştir. Bununla beraber, asgari ücretle çalışan işçilerden öte bu veri tüm ülke ekonomisini ilgilendirir.

Asgari ücret, bir işçinin hayatını idame ettirebilmesi için gerekli olan en alt seviyedeki tüketim imkanına kavuşmasını sağlar. Bu haliyle toplumsal adaletin bir gereğini temsil eder. Piyasanın, patronların veya şirketlerin insafına bırakıldığında, insanların sefalet koşullarına sürüklenecekleri için devletler asgari bir ücret tespiti yapmak zorunda kalır. Kapitalizmin toplumda yıkıcı sonuçlar doğurmaması adına uygulanan bu yöntem, kölelik kurumunun tekrar canlanması da büyük ölçüde engeller. Bir ekonomideki toplumsal eşitsizliğin ve yoksulluğun daha fazla artmasının önünde bir son durak görevi görür. Asgari ücretin Türkiye ekonomisi için temel ücret haline geldiğini düşünürsek, toplumsal çöküşün ciddiyeti daha net görülebilir.

Toplumsal fayda nosyonunu, neoliberal dönemde büyük ölçüde kaybeden asgari ücret, artık daha çok tüm ekonomik işleyiş için gerekli olan tüketim düzeyinin sürdürülebilmesi açısından önemli görülüyor. İşverenler ve şirketler açısından ise dar bir açısıyla, sadece maliyet olarak algılanıyor.

Türkiye GSYH’sının yaklaşık %60’ını hanehalkının yaptığı tüketim harcamaları oluşturur. Toplam talep GSYH’nın önemli bir belirleyicisidir. Hanehalkının gelirlerinde bir artış yaşanmaması, tüm ülkenin gelirini yani GSYH’sını olumsuz etkilemektedir. Bu noktada ücretlilerin gelirinin önemli bir rolü söz konusudur.

Yeni belirlenecek asgari ücret, ayrıca tüm ücretlerin artış oranı üzerinde belirleyicidir. Bu açıdan da 28,5 milyon çalışanın hepsini ilgilendirmektedir. Ayrıca SGK primleri, işsizlik ödemeleri ve emekli aylıklarına kadar yeni tespit edilecek asgari ücretin yine belirleyiciliği vardır. Bu derece önemine rağmen asgari ücret görüşmelerinin neden kamuoyunda yeterince ilgi çekmediğini düşünmemiz gerekir. Bu konudaki en büyük etken kuşkusuz görüşmelerin demokratik bir işleyişi sağlayamayacak şekilde tasarlanmış olmasıdır.

İşçi, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu, her birinden 5’er olmak üzere 15 kişiden oluşuyor. Oy çokluğuyla karar veriyor. İşveren ve hükümet kanadından 10, işçiler adına ise sadece 5 temsilcinin bulunduğu bir komisyonda oy çokluğunun kimin lehine çalışacağını kestirmek güç değil. İşçilerin sendikalaşma sürecinde yaşanan sarı sendikalar ile devlet – işveren işbirliği sonucu işçi temsilciliğinin nasıl oluştuğundan bahsetmeye gerek bile kalmıyor.

2020 yılı için vergiler ve kesintiler düştüğünde net 2.324 TL olan asgari ücret, apartman görevlileri için ise normal işçilerden farklı olarak gelir ve damga vergileri kesilmediği için net 2.501 TL olarak hesaplanıyor. Toplumsal fayda yaratmak amacıyla kullanılan asgari ücretin vergi kesintisine dahil olması başlı başına ayrı bir garabet. Oysa asgari ücretten alınmadığında uğranacak vergi kaybının, yüksek gelirlilerin vergi oranını arttırarak karşılanması mümkün.

İşverenler açısından, asgari ücrette artış talepleri sürekli olarak işsizlik oranlarını arttıracağı tehdidiyle savuşturuluyor. Türkiye, yüksek işsizlik oranı (%13,2) ile öne çıkan bir ekonomi olmasının yanında, genç işsizlik oranı (%26,1) ile tehlike sinyalleri veriyor. 4 milyon 194 bin kişi olarak TÜİK’in hesapladığı işsiz sayısı, pandemi sürecinde istihdam üzerinde yaşanan olumsuz etkileri yansıtmaktan uzak. Disk-Ar’ın Kasım 2020 İşsizlik ve İstihdam Raporu’nda ifade ettiği gibi bu sayılara kısa çalışma ödeneği alan 3,5 milyon işçi ile ücretsiz izin ödeneği alan 2 milyon 45 bin işçi de dahil edilmeli. Buna göre, geniş tanımlı işsiz sayısı 9,6 milyona; Covid-19 etkisiyle işsizlik ve iş kaybı yaşayanların toplamı ise 10,5 milyona yükseliyor.

İşveren kanadının görüşmelerde yaptığı, maliyet ve işsizlik artışı uyarıları bu yüzden bir tehdit niteliğini taşıyor. Ancak yıllar içinde asgari ücretin işverene maliyetinde bir iyileşme sağlandığı göz önüne alınırsa bu uyarıyı ciddiye almak doğru değil. Bununla birlikte, asgari ücretteki artışın toplam talebi arttırarak ülke ekonomisini rahatlatacağını da unutmamak gerekir. Özellikle pandemi sürecinde işsizlik ve enflasyondaki artış nedeniyle tüketimde yaşanan kayıpların telafisi daha fazla önem kazanmıştır.

Asgari ücret öncelikle işçi sınıfını, piyasanın dayattığı sefalet koşullarından koruyan bir bariyerdir. Yoksulluğun ve toplumsal eşitsizliğin daha fazla artmasını engelleyen bir güvenlik ağı niteliğindedir. Bu nedenlerle asgari ücret sosyal bir ücrettir, vergiden muaf tutulmalıdır. Tespitinde, kamu ve özel sektör ayrımcılığından vazgeçilerek en düşük kamu çalışanı maaşı olan 4 bin TL esas alınmalıdır. Türkiye için temel ücret niteliğini taşıdığından çalışanların büyük çoğunluğunu doğrudan, kalanını ise dolaylı olarak etkiler. Bu nedenle insan onuruna yakışır bir asgari ücret talebinin hepimizi ilgilendirdiğini unutmamamız gerekir. Bu doğrultuda öncelikle asgari ücret komisyonunda işveren kanadına karşı işçileri adil biçimde temsil edecek bir düzenlemenin sağlanması gerekir. Konfederasyonlar, bunu sağlayacak araçlara sahip olduğunu unutmamalı, işçilerin üretimden gelen gücünü kullanmasıyla iş yavaşlatma, iş bırakma, genel grev, Ankara’ya yürüme gibi mücadele pratiklerini hayata geçirmekten geri durmamalıdır.

Share.

Comments are closed.