Alev Şahin: Nuriye ve Semih için aç kalan son insan olmak istiyorum

0

6 Ocak’ta yayınlanan KHK ile işinden atılan ve 131 gündür işi için direnen Mimar Alev Şahin ile konuştuk. 30 Ocak’tan beri sürdürdüğü eylemini Nuriye ve Semih için Pazartesi günü başladığı 7 günlük destek açlık grevi ile devam ettiriyor. Şahin açlık grevine başlarken “Nuriye ve Semih bugün itibari ile 147 gündür açlık grevindeler. Ben de onlar ile 7 gün boyunca açlıklarını paylaşacağım. Amacım onlar için aç kalan son insan olmak ve onların taleplerinin kabul edilmesidir” dedi.

İşinizden atılma ve direniş süreciniz nasıl ilerledi? Oturma eylemi olarak başladığınız direnişinize şu an için 7 günlük destek açlık grevi ile devam ediyorsunuz. Talepleriniz nelerdir?

Ben 6 Ocak’ta yayınlanan 679 sayılı kararname ile işten atıldım. Herhangi bir açığa alma durumu olmadan direk ihraç ile karşılaştım. Tabi ki işten atılmamızda temel sebeplerden birisi muhalif ve devrimci demokrat kimliğimizdir. Hedef seçilmemin altında yatan şey ise aslında OHAL’den çok önce başladı. Ben kamu adına binaları denetliyorum ve müteahhitlere buna göre ödeme yapıyorum. Aday memurluğumdan itibaren zaten müteahhitlerin şikâyetleri ile karşı karşıya kaldım. Bu süreç bundan 6 sene öncesinde yaşandı. Bu şikâyetlerin artması üzerine beni artık bina denetleme görevinden alarak yapı malzeme firmalarını denetleme görevine getirdiler. Bu görev değişikliği tamamen benden habersiz ve ben raporluyken gerçekleşti. Beton firmalarını denetlemeye başladım. Beton firmaları da bu sefer kestiğim cezalardan, gördüğüm aksaklıklara göz yummamamdan kaynaklı olarak amirler eliyle üzerimde baskı kurmaya başladılar. Oturduğum masaya karışmaktan hakarete kadar veya hakaret eden memurlara evrak götürmeye zorlamak gibi sistemli, örgütlü ve sistematik baskıya maruz kalıyordum. Çalışırken de sürekli bir fiili direniş halindeydim zaten. Buna karşı tepkim yalnızca fiili direniş ile olmadı içeride mobbing ceza davası koşulları oluşunca 5 amire karşı dava açtım. O süreçte biraz rahatladım. Açtığım davayı kazanırsam üzerimdeki baskının son bulacağını, kaybedersem de sürgün ile karşılaşacağımı düşünürken darbe denilen şey meydana geldi ve OHAL ilan edildi. Ve benim gibi kamu emekçilerinin de tasfiyesine başlanmış oldu. Tabi ki bu durum iktidar ve onun atadığı amirler tarafından fırsata çevrilmeye başlandı. Duyduğum kadarı ile Düzce’de oluşturulan ihraç listesine adımı bir beton firması yazdırmış. Bunu direnişim sürecinde halktan insanlardan öğrendim.  Dolayısıyla benimki biraz sermaye düzeninde emeğin çıkarını korumak istediğim için, halktan yana tavır aldığım için işime son verilerek ödetilmek istenen bir bedeldi.  Ama benim 131 günlük direnişim onlara en büyük cevaptır. Tası tarağı toplayıp gitmek yerine burada 131 gündür her gün onların yaptıkları haksızlıkları ve göz yummaları anlatıyorum. Bu 7 gün ise devrimci demokrat kamu emekçileri olan Nuriye ve Semih için buradayım. Zaten benim direnişimi hafta içi, hafta sonları Ankara’ya giderek onların direnişinde elimden geldiği kadar yanlarında olmaya çalıştım. Onların ellerini tutmuş, gözlerinin içine bakmış, yüreklerinde atan coşkuyu görmüş biri olarak bu direniş sürecinde bir dostlu yarattık. İnsan olmanın en onurlu damarlarından olan iki insanın artık açlıkları son bulsun ve talepleri kabul edilsin diyorum. Onlar yaşasın ki insanlık ölmesin.

Nuriye ve Semih’in direnişi hala devam ediyor. Yüksel’de de direniş hala sürüyor. Siz bu direnişi ve oluşan toplumsal tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nuriye bu direnişe tek başına başlamıştı biliyorsunuz. Sonra atılan kamu emekçileri de onun direnişini kendi direnişleri haline getirerek Yüksel’de direnmeye başladılar. Bir kişi başlayan direniş iki oldu, üç oldu, altı oldu derken halkta da bir tepki doğdu. Korku duvarlarının aşılmasında, OHAL’in yarattığı karanlığa bir umut oldular Nuriye ve Semih, Acun, Veli, Esra. O süreçte Malatya’da direnişler vardı, ben buradaydım. İstanbul’da direnişler vardı. O direnişler yayıldı, halkta da bunun karşılığını görüyordum. Açlık grevi kararı alan Nuriye ve Semih’e solun, halkın demiyorum kendini halkın daha önünde daha aydın gören kesimin daha bilinçli kesimin, tepkisi 60.günden sonra oldu. 60.günden sonra Nuriye’nin yaşadığı ufak bir tansiyon problemi ile sanatçılar, aydınlar sahiplenmeye başladı. Daha çok kalemlerine konu ettiler. Ve bu direniş pek çok ilde pek çok insan tarafından destek gördü. Açlık grevinin 75. Gününde ise birden örgüt bağı tespit edildi ve tutuklandılar. Bu süreçte halkın sahiplendiğini hala da halkın sahiplenmeye devam ettiğini görüyorum. Ancak gerçekten onların yaşamasını istiyorsak kim ne yapabilirse yapmalıdır çünkü onlar şu anda işkence altındalar, havalandırmasız, refakatçi olmadan tek başlarına bir mahkûm koğuşundalar. Bir insan ne yapabilir ki diye düşünmek yerine daha çok sahiplenmek lazım. Ancak karşı tarafın daha örgütlü olduğu açık. İktidar, medyası ile televizyonları ile daha da örgütlü duruyor karşımızda. Dolayısıyla halkın da zafere ulaşmak için devrimci ve demokrat bir çizgide daha örgütlü bir hale gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Biz de bir arada hareket edersek arkadaşlarımızı o tecrit zindanlarından çıkartabiliriz.

Sendikaların OHAL ve KHK sürecindeki tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süreçteki tutumlarını ve eylemliliklerini yeterli buluyor musunuz?

Ben bir mimar olarak TMMOB ve KESK üyesiyim. İkisinin de bu süreci göğüsleyemediğini, pasif davrandığını, tepkilerinin salonlardaki basın açıklamalarından öteye geçmediklerini görüyorum. Direnişlerimize başlamadan önce ben de, Nuriye de Acun da sendikalarımıza gittik. Bir şeyler yapmak için. Aklımda bir şey yoktu açıkçası benim o zamanlarda. Sendikada kaç kişi atıldı, kimler atıldı, nasıl bir direniş örebiliriz gibi sorularımıza karşılık bulamadığımız için sokakta tek başımıza direnmek zorunda kaldık. Dolayısıyla bu süreçte faşizme karşı bir karşılık vermedikleri için işten atmalar devam edecek. OHAL kalksa bile iktidarın performans sistemine dayalı getirmek istediği bir kamu rejimi var. Kamu emekçisini atmak için öne sürdükleri bahane de terör suçlaması oluyor. OHAL kalksa da nasıl sermaye performans yetersizliği bahanesi ile atıyorsa, kamu emekçileri de terör bahanesi ile işten atılacak. Kamudan atma bu hale gelecek. Yarın ise eğer bir direniş olmazsa bunlara da ihtiyacı kalmayacak. Kamu emekçilerinin iş güvenliği kalmayacak. Ya iktidardan taraf olacaksın, ya da işinden ekmeğinden olacaksın durumuna gelecek. Bu süreç, arası olan bir süreç değil. Ya bu taraftasın ya o taraftasındır. Eğer ortada duruyorsanız ne yazık ki iktidarı besliyorsunuzdur. Ortada durup yapılan açıklamalar ile hiçbir şey değişmez. En son 15 Ekim çağrısında da gördük. Güven Park’a yapılan çağrının yasal olmadığı üzerine grevi geri çektiler ve takip eden 29 Ekim’de binlerce kamu emekçisi işinden atıldı. İktidar böyle davranır. Atar, dener, yoklar. En son Zeytinlik meselesinde de olduğu gibi. Atar ortaya, tavrı ölçer ona göre geri çeker veya katmerlenerek gelir eğer herhangi bir tepki olmazsa. KESK’in bu süreçte maddi ve hukuki destek yanında hiçbir desteği olmadığını görüyoruz. KESK bu süreci kendi kendine bitirmiştir. Ne faşizm kayyum atamıştır ne başka bir şey yapmıştır. KESK tarihinden gelen fiili meşru müdafaa geleneğini ise OHAL döneminde kaybetmiştir. Bu KESK’in devrimci geleneği ile ilgili değildir. Yönetimde olan kişiler ile ilgilidir. KESK’in geleneği teslim olma veya boyun eğme değildir aksine direniştir, can ve kan üzerine yaratılmış bir geleneği vardır.

TMMOB’un da bu sürecin aynı KESK gibi altından kalkamadığını düşünüyorum. TMMOB’un direnişim  boyunca bana herhangi bir destek ziyareti veya basın açıklaması olmamıştır. Bizim gördüklerimizi faşizm de görmektedir. Maalesef oturmak, -mış gibi yapmak hiçbir şeyi düzeltmez. Halka kızamıyoruz, AKP’ye oy vermiş olsalar da. Bilmiyorlar çünkü bizim kaç kişiye anlattığımız ile sınırlı kalıyor. Ama bilip de susmak bence en büyük ihanettir. Ama şunu da belirtmem gerekir ki Kocaeli Yapı Yol-sen şubesi 4 defa, İstanbul Yapı Yol-sen şubesi bir defa ziyaretime gelerek desteklerini sundular. Onlar ile de politik bir düzlemden ziyade daha çok iyi dostluk üzerinden olan bir ilişkimiz var. Burada SES üyeleri ve Düzce Narlar Odası Temsilciği desteklerini sundular. TMMOB’un ise hiçbir desteğini görmedim. Bir kere İstanbul’dan mimarlar geldiler fakat onlar da kendilerini benim dostlarım olarak tanımladılar ve gerçekten dostluk ilişkisinden ötürü geldiler, TMMOB’un aldığı bir karar ile gelmediler. Salonlarda birkaç bir şeye cevap vermeyi tercih ediyorlar şu an ama TMMOB’un da geleneği böyle değildir. 19 Eylül direnişi vardır on binlerce mühendis ve mimar greve çıkmıştır, kazanımlar elde etmiştir. Sendika şu an sivil toplumculuğa düşmüştür diye düşünüyorum.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bizler direnenler çok cesur olduğumuz için çok kahraman olduğumuz için direnmiyoruz. Bizler korkularımıza rağmen direniyoruz, haklı olduğumuz için direniyoruz. Nuriye ve Semih de ben de çalışırken bir ayağı düzende olan insanlardık. Ancak koşullar diyalektik gereği nicel özellikleri nitele çevirir. Bizim direnişimiz yalnızca nitel bir sıçramadır. Geleceği ellerinden alınmış insanların, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanların onurlu kalma mücadelesidir bu. Bunu her insan yapabilir. Bizler çok farklı değerlere sahip değiliz yalnızca savunduğumuz değerlere sahip çıkmak adına, sömürenlere olan öfkemizden dolayı sokağa çıktık. Dolayısıyla işinden atılan herkes direnebilir, herkes mücadele edebilir. Sessiz kalarak her gün faşizmin insanlığımızdan ve onurumuzdan koparttığı parçalara karşı verilen bir direniştir bu. Aslında Yüksel’de de her direnişte de bizler onurun ve insan kalmanın mücadelesini veriyoruz.

Röportaj:Gizem Balcı

Share.

Comments are closed.