Adularya İşçileri- Başaran Aksu

0

Eskişehir Mihalıççık ilçesinde bulunan ve 15 Temmuz sonrasında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilen Adularya Enerji Üretimi ve Madencilik AŞ’ye ait linyit işletmesinde çalışan işçiler üç aydır alamadıkları alacaklarıyla ilgili İş Kanunu’nun 34. Maddesi’ni dayanak yaparak iş durdurdukları 8 gün süren bir direniş gerçekleştirdiler. Yine 2017’nin Ağustos ayında 3.5 aydır alamadıkları ücretleri için bir direniş ortaya koyup haklarını almışlardı. 25 Ocak’ta sona erdirdikleri son direnişin başlangıcında bir maaşlarını, bitirdikten sonra bir maaşlarını aldılar. Direnişin bitirilmesi şartıyla işçilerin temsilcileriyle görüşen Enerji Bakanlığı müsteşarı ve Taşkömürü İşletmeleri (TKİ) yöneticisi kalan son maaşlarını Şubat sonunda işletmeyi devralacak şirketçe ödeneceği sözünü verdi. Ancak şirketin adı, sanı belirsiz… Sözlerden biri de şayet devredilecek özel şirket bulunamazsa TKİ işletmeyi devralıp çalıştıracak. Ay sonu göreceğiz doğru mu yalan mı diye?

Ancak yazımızın konusu direnişten hareketle Adularya işçilerinin cemaat, TMSF ve sarı sendikalarla imtihanı.

Eylül 2016’da TMSF’ye devredilen cemaat holdingi NAKSAN’a bağlı Adularya Enerji, Çek Cumhuriyeti’nde termik santral işi almış gönderilen paranın yanında Çek Eximbank’tan kredi çekip termik santral kurmuş. Kömür ocağı var ancak kömür termikte kullanıma uygun niteliğe sahip değil. Çek Eximbank’a 450 milyon Euro borç var. Çekler paralarını geri istiyor. İşletmeyi TMSF devralmadan Naksan Holding’in işçilere iki aylık borcu vardı. Yaklaşık bir buçuk yıldır tahkimat çalışmaları dışında ocak çalıştırılmıyor. Üç yüzü Mihalıççık ve Beypazarı köylerinden geri kalanı Zonguldak ve Bartın kökenli yaklaşık sekiz yüz elli maden işçisinin yaşadıkları süreç doktora tezi konusu olabilir.

2014 yılında işletmedeki mühendislerin gayri resmi telkinleriyle sendikalaşmak için önce organize oluyorlar sonra sarı sendika Türkiye Maden-İş’le iletişime geçiyorlar. T. Maden-İş’in genel merkez yöneticisiyle yapılan üyelik “sürecinden” bir şekilde cemaat şirketi Naksan’ın haberi oluyor ve yüzün üzerinde işçi cemaat tarafından işten atılıyor. Bu kez cemaat, işçilerin aidatlarını yine cemaat patronlarına aktarmak, işçileri başka bir yolla kandırmak amacıyla tüm işçileri kendi kurduğu PAK-Maden-İş’e üye yapıyor. Ardından 15 Temmuz gerçekleşiyor. TMSF devreye girince cemaatle bağı olduğu ileri sürülen yüzlerce işçi işinden ediliyor. Bu kez TMSF yöneticileri işçileri dizginlemek üzere tekrar T. Maden-İş’e üye olmalarını sağlıyor. Ciner Holding’in Çayırhan işletmesinin eski muhasebe müdürü olan Korkut Eken ve Mehmet Ağar’ın çocuklarıyla enerji iş kolu politikalarında etkin olan Nurettin Akçul’un genel başkanlık yaptığı T. Maden-İş (bu sendikanın Soma katliamındaki sorumluluğunu da asla unutmayacağız) son direnişte de işçileri yalnız bıraktı.

Direnişin son günlerinde işletme içine gelmekten korkup yirmi işçiyle dışarıda görüşebilen bir genel başkan var bu sendikada. Görüşmeye gelen yirmi işçiye yemek yemeyi teklif etmiş görüşmeci işçiler direnişteki tüm işçiler ve aileler açken yapılan bu densiz teklifi geri çevirmişler. Tahmin ettiğiniz gibi genel başkan direnişi büyütmeye değil direnişi bir an önce bitirmeleri için işçileri tehdit etmeye gelmiş. Yine 850 Adularya işçisini yeni seçilen T. Maden-İş Orta Anadolu Şube yönetimi de yalanlarla yalnız bıraktı. Neymiş yeni seçilmişlermiş, mazbataları yokmuş; Ankara’da sizi temsil edemeyiz demişler. Aynı yeni yöneticiler Adularya işçilerinin tek bir temsilcisini bile şube yönetimine almamışlar. Ayrıca direnişin bitiminde Beypazarı ve Mihalıççık Belediye başkanları işçilerle yaptıkları toplantı da “Afrin’de savaş olduğunu” “bu koşullarda direnmenin milliliğe ters olduğunu” “direniş sözcüğünü kullanmamalarını çünkü bu adı gezicilerin kullandığını” ve benzeri telkinlerde bulunmuşlar. Bu kimseler şubat ayı sonu haklarını alacaklarına dair bir yalanla ikna ettiler şimdilik madencileri. Görüştüğüm maden işçileri dört yılın sonunda kendilerine söylenen tüm yalanlara dair oldukça şerbetli hale gelmişler aslında. Yoksullukla ve açlıkla çevrelenmiş hayatlarında çıkardıkları deneyimlerle devletin, siyasetin, sarı sendikanın yalanlarını, tavırlarını oldukça iyi kavrıyor ve görüyorlar. Bu telkin ve vaatlerin ardına saklanan tehdidin de farkındalar. Tüm bunlara rağmen ya da tam bu yüzden maden işçilerin ülke çapındaki meclisleşme sürecinin bir parçası olarak bu kez kendi geleceklerini kendi ellerine alacaklar.

Geçinemiyoruz diyen işçiler kendilerini TBMM önlerinde, AKP belediyeleri önlerinde yakıyorlar. Açım diyen işçiler intihara kalkışıyor. Açım, işsizim diyen işçiler Tayyip Erdoğan’ının posterlerini indiriyorlar. Taşeronu kaldıracağız diye yıllardır ortalıkta yalan söyleyen partinin İzmir Büyükşehir Belediyesinden 258 işçi, Yalova Belediyesinden 4 işçi taşeron çalışmaya karşı kadro davası açtılar diye atıldılar. İzmir’deki taşeron işçilerin direnişi bugün 84. Gününde. DİSK’e bağlı işçilerin üye olduğu yerel hizmetler işkolunda örgütlü sendika söz konusu olan CHP’nin adaletsizliği olunca sessiz. Çünkü kıçlarına yapışık dolaştırdıkları koltuklarını onlara Aziz Kocaoğlu’lar, Vefa Salman’lar takdim ediyor. Ancak işçiler öğreniyor, öğretiyor…

Ölümü önemsiz kılacak bir noktaya vardıklarını hatırlatıyorlar herkese. Bedenlerini yakıyor, intihar ediyor, sarayın façasını bozuyorlar, çaresizliklerini, çıkışsızlıklarını herkesin gözüne sokmak için… Metal Fırtına’nın sendika ağalarında, patronlarda, AKP’de yarattığı korkunun ne büyük olduğunu MESS sözleşmesinin yüzde yirmi beşlik bir oranla imzalanmak zorunda kalmasıyla gördük. Üç yıllık toplu sözleşme dayatmasının çöpe atılmasıyla gördük. Yarın kasırganın gelişini de göreceğiz. Tüm iş kollarından işçiler, tüm ezilenler metal işçilerin açtığı yolda birleşecekler. Fırtınadan öğrenenler kasırga olup kent meydanlarını, sarayları, malikhaneleri, plazaları, marinaları tutuşturacaklar, içinde oldukları komitelerle, bedenlerindeki ve zihinlerindeki ateşle! Göreceğiz Türkiye İşçi Sınıfının ayağa kalkışını, şahlanışını…

Bu kez demokrasi, özgürlük üzerinden gözlerinin boyanıp düzen siyasetlerine altlık edilmeleri mümkün değil. Varoluşlarını, doğrudan, meclisleri aracılığıyla kendileri yönetmek üzere ayağa kalkıyor baldırı çıplaklar. Sermayeye savaş halklara barış diyecekler. Ve yıkılabilir olduğunu görecek, gösterecekler bu aşağılık sömürü düzeninin.

Ya üç kuruş için kırk yıl köpek gibi çalışıp öleceğiz; ya da herkesin yeteneğine göre herkesin ihtiyacına göre yaşayıp çalıştığı eşitlik, özgürlük, kardeşlik düzenini kuracağız. Bunun dışında çözüm yoktur.

Share.

Comments are closed.