Acun Karadağ: “Bu bir var olma mücadelesidir!”

0

KHK ile ihraç  edilen öğretmen ve Yüksel direnişçisi Acun Karadağ ile konuştuk. Yüksel Caddesi’nde sürdürdüğü direnişini, şu günlerde ev hapsi cezası sebebiyle kendi mahallesinde devam ettiriyor. Her gün 18:00’de apartmanın bahçesinde komşularına seslenip durumu açıkladığını söyleyen Karadağ 15 Temmuz’un yıldönümü için  ise “Darbeler her zaman işçiyi, emekçiyi vurur. 15 Temmuz’da budur zaten. İşçinin, emekçinin cezalandırıldığı, rantın tavan yaptığı ve rant düzenin pekiştirildiği bir gündür. Sokaklarda ölen insanlar da o rantın uğruna ölmüşlerdir fakat bunun farkında bile değiller. Demokrasi için sokağa çıkmışlar ancak AKP’nin oyununa kurban edilmişlerdir. Generaller düğünde göbek atarken, halkı sokağa çıkarmanın bir mantığı yoktur. Olay ciddiyet kazansın diye halk feda edilmiştir. Çağırsaydı generalleri, MİT’i, polisi ve darbeyi önleseydi madem. Haberi vardı çünkü darbeden. Niçin sivilleri sokağa çıkartıp öldürdü? Bunun sorulması lazım ama kimse bunu sormuyor. Herkes bu oyunun seyircisi olarak veya sahnede olarak bir parçası. Oyun oynanabiliyorsa seyircisi vardır. Seyirci olduğu için oyun hala devam edebiliyor. Seyredenlerden olmayalım ki oyunun devamını getiremesinler” dedi.

Siz KHK ile ihraç edildiniz ve 240 günü aşkın süredir direniyorsunuz. Nuriye ve Semih tutuklandığından beri direnişi onlar için de sürdürmeye başladınız. Bu süreç içindeki motivasyon kaynağınızı öğrenebilir miyim?

Veli diyor ya; ”Siz çok güçlüsünüz ama biz çok haklıyız” diye yani haklılık. Kazanacağımıza olan inancımız, korkularımız. Aslında gelecekten korkularımız. Zaman zaman insanlara soruyorum, “Hiç korkmuyor musunuz niye sokağa çıkmıyorsunuz?” diye. Demek ki korkmuyorlar. Biz korkuyoruz, onun için direniyoruz. Kaybedeceğimiz çok fazla şey var. İnsanların kaybedeceği ev, araba, iş bunlar değil korkularımız. Kaybedeceğimiz bir ülke var, çocuklarımızın geleceği var. Bunlar motivasyon kaynağımız. Korkmasak evde otururduk herhalde. Nasılsa birileri bir şeyler yapar derdik. Ama birilerinin bir şeyler yapmayacağını biliyoruz. Biz yapmazsak kimse bir şey yapmayacak. O nedenle direnmeye devam ediyoruz.

Direnişinizin başından beri sayısız kere darp edildiniz ve gözaltına alındınız. Şu anda ev hapsi cezası verildi size. Ev hapsi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şimdilik evdeyiz diyelim. Bu ev hapsinin nasıl olacağını da bir deneyimleyelim dedik. Saat 18:00’de evin bahçesine çıkıyorum ve beni gören bütün apartmanlara sesleniyorum. Aynı eylemi burada yapıyorum. Dün tüm gün canlı yayın yaptım facebooktan, sonra yazılarımı yazdım pankartımı hazırladım ve bahçeye çıktım. Oradan halka seslendim. Bugün 18:00’de yine aynı şeyi yapacağım. Biraz bu şekilde devam edeceğim. Sıkılınca ise kelepçeyi çıkartıp gideceğim.

Gözaltına alındığımdan beri biraz rahatsızım. Midem çok rahatsız, her yediğimi çıkartıyorum. Ev hapsi bana biraz da dinlence gibi oldu. Gücüm yerinde olsa kabul etmezdim. Hastaydım zaten, evdeydim o yüzden itiraz etmedim. Zorla kimse kimseye bir şey takamaz. Hasta olduğum için Yüksel’e çıkamamıştım, o günlerde geldiler. Yoksa evde bulamayabilirlerdi beni. Şimdilik burada bahçede devam edeceğim. İlk ev hapsi aldığımda dedim ki sanırım iktidar direnişi mahallelere yaymayı planlıyor. Biraz mahalleyi örgütleyebilirim şimdi. Yüksel’deyken çok gelemiyordum zaten.

15 Temmuz’un 1. yıl dönümünde yeni bir KHK yayınlandı. 7000’i aşkın insan işinden oldu. Bir de başbakan dün OHAL’in uzaması işin başvuru yapacaklarını söyledi. KHK’ların ardı arkası kesilmiyor. KHK’lara karşı bireysel direnişlerden öte bir mücadele zemini hala yok. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben sürecin doğru okunamadığını düşünüyorum. Zamanında da “Yetmez ama Evet”çiler vardı. O dönemde de karşı çıkıyorduk. Soruyorduk o kişilere niye yetmez ama evet diyorsunuz, bunların ne yapacağı zaten belli, neden iktidarda oldukları, kim tarafından iktidara getirildikleri, emperyalizmin bir aracı oldukları ve neye alet oldukları belli. Herkes sistem içinde kendine bir yer edineceğini düşünerek yetmez ama evet dedi. Şu an aldıkları payları gördüler. Altanlar şu an hapiste misal. Zamanında demokrasi neferi diye sundular halka onları, şimdi bunların bedelini ödüyorlar. Daha da büyük bedeller ödenecek, eğer hala sokağa çıkılmazsa.

Ülkede aydın diye bir şeyin olmadığını ben biliyorum zaten, kişisel olarak söylüyorum. Son aydınlarımızın da cenazelerindeydik. Ülkede birkaç aydın öncü var, geri kalan herkes işbirliği içinde. Keza sendikalar da öyle. Sürekli “Göze görünmeyelim, göze batmayalım, belki sistem değişir,benim de adımı almasınlar” gibi küçük çıkarlar peşindeler. İdealleri olmayan insanlar bunlar. İktidar gücünü muhalefetten alır. İktidarın gücünü belirleyen muhalefetin tavrıdır. Bence az bile yapıyor iktidar. Böyle bir muhalefete çok daha şiddetli saldırabilirdi, şu an oldukça temkinli gidiyor. Ancak yoluna çıkan olmazsa saldırmaya devam edecek. Bakanlardan birisi söylemişti. “28 bin ihraç planlıyorduk. Nuriye ve Semih’in açlık grevi durdurdu bunu “diye. Bu ibret olmalı herkese. 2 eğitimcinin açlık grevi ihraçların önünü kesebiliyorsa yüzbinlerin grevi kim bilir neler yapar. İstesek yer yerinden oynar. Fakat tavırları bu doğrultuda değil. Bir zamanlar iktidara övgüler düzenler şimdi ihraç edilince “Adalet yok mu bu ülkede?” diyorlar. Yok adalet. Kapınızı çalınınca anlıyorsunuz bunu. Herkesin kapısı çalınacak, kimse kendini kurtaramayacak sonunda. Kimse de kimseyi kurtaramaz zaten. Herkes kendini kurtarabilir. Herkes kendi için sokağa çıkmalıdır. Bizim direnişimiz aslında herkesin direnişidir. Fakat kimse kendi direnişini gerçekleştirmiyor şu anda. Tercih yapsınlar, korkarak evde oturmak mı ve yok olmak mı? Yoksa korkulara rağmen sokağa çıkmak ve var olmak mı? Bunun tercihini yapsınlar.

KHK’lara ve OHAL rejimine herkes tepkili, Nuriye ve Semih herkes için oldukça önemli şu an. Yer yer çağrılar, basın açıklamaları da yapılıyor fakat hareket kitleselleşemiyor. Sizce bunun sebebi nedir?

Kitleselleşmemesinin sebebi siyasi hesaplardır. Yanlış hesap yapıyorlar şu an. Her zaman olduğu gibi yani.

Biraz daha açabilir misiniz?

Sendikal seçimlere bakın. DİSK’in, KESK’in veya TMMOB’un seçimlerine bakın. Orada koltuklarını bırakmayan bir kesim nasıl siyasal yanlış yapıyor ise aynı yanlışlara devam ediyorlar şu an. Siyasi çekişmeler devam ediyor. Kiminle nerede uzlaşacaklarını doğru tahmin edemiyorlar, kiminle uzlaşılması gerektiğini doğru tahmin edemiyorlar. Şu an ideolojik ayrışmaların zamanı değil. Bu her zaman böyledir. Faşizme karşı birleşmezseniz, faşizmin zindanlarında birleşirsiniz. Zindanlarında birleşmeyi tercih ediyorlar. Hala gözaltılar, tutuklamalar devam ederken hiç kimse, kimse ile bir araya gelmiyor. Risk almak istemiyorlar. Bu tamamen siyasi öngörüsüzlüktür. Öngöremedikleri için, doğru tanımlayamadıkları için, faşizmin tanımını yapamadıkları için bu böyle oluyor. Aynı zamanda emperyalizmden medet umdukları için. Avrupa’dan, Amerika’dan medet umuyorlar hala. Bu gün bu ülkede bir kaos çıksa ve Amerika buraya demokrasi getirse bu bittiğimiz noktadır. Neden öz güvensiz hareket ediyoruz ve kendimiz bir şey yapmıyoruz da, emperyalist güçlerin gelip Erdoğan’ı indirmesini bekliyoruz. Onların getirdiği demokrasi yine bizleri vuracak. Darbe olurken de söyledik. Darbe olursa da biz zarar göreceğiz, darbe olmasa da biz zarar göreceğiz. Bu böyledir çünkü. Darbeler her zaman işçiyi, emekçiyi vurur. 15 Temmuz da budur zaten. İşçinin, emekçinin cezalandırıldığı, rantın tavan yaptığı ve rant düzenin pekiştirildiği bir gündür. Sokaklarda ölen insanlar da o rantın uğruna ölmüşlerdir fakat bunun farkında bile değiller. Demokrasi için sokağa çıkmışlar ancak AKP’nin oyununa kurban edilmişlerdir. Generaller düğünde göbek atarken, halkı sokağa çıkarmanın bir mantığı yoktur. Olay ciddiyet kazansın diye halk feda edilmiştir. Çağırsaydı generalleri, MİT’i, polisi darbeyi önleseydi madem. Haberi vardı çünkü darbeden. Niçin sivilleri sokağa çıkartıp öldürdü? Bunun sorulması lazım ama kimse bunu sormuyor. Herkes bu oyunun seyircisi olarak veya sahnede olarak bir parçası. Oyun oynanabiliyorsa seyircisi vardır. Seyirci olduğu için oyun hala devam edebiliyor. Seyredenlerden olmayalım ki oyunun devamını getiremesinler.

Siz de bir öğretmensiniz ve uzun süredir öğrencilerinizden uzakta bırakıldınız. Son olarak öğrencilerinize buradan söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Bu böyledir; Fakir Baykurt’lar, Sabahattin Ali’ler. Her zaman çocukların uyanmasını sağlayacak öğretmenler gözden kaybettirilir. Ya tutuklanırlar, ya da bir yerlerde gizlice infaz ettirilirler. Türkiye’de bu böyledir ve bunun değişmesi öğrencilere bağlıdır. Öğrenciler bugün kendi kaderlerini çizmek zorundalar. Yetişkinlere bakmasınlar. Yetişkinlerden bir önderlik beklemesinler. Bugün siyasetin içindeki birçok insan kirli. Zaten ülkedeki siyaset kasetler savaşı ve herkes bu kirliliğin cezasını çekiyor bugün. Temiz yaşayan liderler olmadığı gibi iktidar da herkesi bir yerden yakalamış ve çok belden aşağı vuruyor. Siyaset bu şekilde sürüp gidiyor. Onun için öğrenciler büyüklere bakmasınlar. Kendileri önderlik yapsınlar, kendi haklarını kendileri istesinler. Üniversitelerde, liselerde, ortaokullarda haklarını talep etsinler ancak böyle kazanabilirler.

Röportaj:Gizem Balcı

Share.

Comments are closed.