AB Yunanistan’a sendika karşıtı yasayı dayatıyor – Will Podmore

0

Gerektiğinde etkin endüstriyel grev ile desteklenen güçlü sendika örgütlenmesi, işyerlerindeki kazanımları korumanın ve savunmanın tek yoludur. AB, bir yandan “haklar” konusunda karnından konuşurken, diğer yandan sürekli bir biçimde işyeri örgütlenmesinin temeline saldırmaya devam ediyor

Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun talimatları doğrultusunda, Yunanistan hükümeti, 15 Ocak Pazartesi günü Avrupa’daki en ciddi sendika karşıtı yasayı kabul etmeye zorlandı.

Bu hamle, diğer acımasız önlemlerle birlikte, aslında Yunanistan’ın borçlanmasını umursamaz bir biçimde teşvik eden Avrupa mali kuruluşların kurtarılması anlamına gelen sözüm ona Yunanistan’ın kurtarılması girişiminin son kısmının bir koşulu olarak talep edildi.

Sanayi alanındaki grevlere dönük kararların, bundan böyle, fiili katılım ne olursa olsun oylamada bir işyerindeki sendika üyelerinin toplam sayısının yarısından fazlası tarafından kabul edilmesi zorunluluğunun getirilmesi Syriza hükümetinin vermesi gereken kilit önemdeki taviz oldu. Bu karar, Mart 2016’da Birleşik Krallık’ta çıkarılan Sendikalar Yasası’ndaki hükümlerden bile daha kötü bir karar.

Şaşılacak –belki de şaşılmayacak– şekilde, Brexit’in (Britanya’nın AB’den çıkmasının) işçilerin hakları üzerindeki etkisi konusunda felaket tellallığı yapmaya devam eden TUC (İşçi Sendikaları Kongresi) bu konuda tek kelime bile etmedi. TUC havadan sudan açıklamalar yapmaya devam ederken, Avrupa Birliği ise bütün işçilerin en temel hakkı olan grev hakkını daha da daraltıyor ve Yunanistan’ı, muhtemelen bütün üye devletlere uygulamaya başlayacağı politikaları için bir deneme tezgahı olarak kullanıyor.

Etkin grev eylemi hakkı olmaksızın, işçiler mahkemelerin karşısından korunmasız kalıyor ve kapitalist mahkemeler de sürekli bir biçimde işverenler lehine kararlar veriyor.

Avrupa Adalet Divanı (18 Aralık 2017 tarihli Laval davasında), daha yüksek ücretlere yönelik herhangi bir toplu iş sözleşmesi geçerli olsun ya da olmasın işverenlerin düşük ücretlerin geçerli olduğu bir AB ülkesinden yüksek ücretlerin geçerli olduğu bir AB ülkesine ücretleri düşük ücretlerin geçerli olduğu ülkenin seviyesinde vererek işçileri getirme hakkı olduğuna hükmetti. Yine (11 Aralık 2017 tarihli Viking davasında) daha ucuz ülkelerden işçi getirilmesine karşı etkin endüstriyel grev yapmanın yasadışı olduğuna hükmetti.

Belediye işçilerinden bir başka işletmeye aktarılan Unison üyeleri ile ilgili Alamo-Herron davasında (18 Temmuz 2013), mahkeme, işçilerin kendi sözleşmelerinde ne yazıyorsa yazsın, belediye işçilerinin toplu müzakere ile elde ettiği kazanımların aktarıldıkları yerdeki yeni işverenleri tarafından yok sayılabileceğine hükmetti. Britanya’nın önde gelen iş davası avukatlarından John Hendy, bu son hamleye ilişkin olarak, “Bu dava, toplu sözleşmeye karşı korkunç bir saldırıdır ve en az Viking ve Laval davaları kadar ciddidir” diye yazıyordu.

Hendy, sözlerinin devamında, “AB işçilerin ve işçi sendikalarının kolektif hakları açısından bir felakete dönüşmüş durumdadır” diyecekti.

Sürekli söylediğimiz üzere, gerektiğinde etkin endüstriyel grev ile desteklenen güçlü sendika örgütlenmesi, işyerlerindeki kazanımları korumanın ve savunmanın tek yoludur. AB, bir yandan “haklar” konusunda karnından konuşurken, diğer yandan sürekli bir biçimde işyeri örgütlenmesinin temeline saldırmaya devam ediyor.

Britanya’nın Cameron hükümetinin çıkardığı Sendika Yasası’nın ve hatta durumu daha da kötüleştiren Beyaz Belge’nin tek bir satırı bile AB yasalarına aykırı değildir. Britanya AB’den ne kadar erken ayrılırsa, (her ne kadar bazı sözüm ona sendika liderleri Brüksel’in kolay para sisteminden şutlanmalarına içerliyorlarsa da) sendika üyeleri açısından o kadar iyi olacaktır. Bundan sonra, en azından, sadece kendi işverenlerimiz uğraşmak zorunda kalacağız.

Counterpunch’taki İngilizce orijinalinden Soner Torlak tarafından çevirildi.

Sendika.org

Share.

Comments are closed.