“1 Mayıs alanı Taksim’dir” diyen işçiler, devrimciler kazandı, AKP kaybetti!

0

“1 Mayıs alanı Taksim’dir.” şiarıyla 2018 1 Mayıs’ını örgütleyenler, hem Reis’in keyfi yasağını paramparça ettiler hem de muhalefeti dizayn eden CHP’nin kent ve siyaset suçuna iştirak etmeyerek işçi sınıfı mücadelesinin bağımsız duruşunu temsil görevini başarıyla yerine getirdiler. Umut-Sen, önceki senelerde yaptığı gibi Taksim çağrısı yaparak, DİSK’in iki etkin sendikası Birleşik Metal-İş ve Nakliyat-İş’in Taksim çağrısını güçlendiren bir konum aldı. Bağımsız birkaç sendika ve devrimci çevreler bu çağrıya olumlu yanıt verdi. Aksaray’dan Taksim’e doğru neredeyse tamamı işçilerden oluşan üç bine yakın kitlenin yürüyüşe geçmesiyle Taksim yasağı havaya uçtu. Polis Saraçhane’de topluluğun önünü kesti, polisle gergin tartışmalar sürerken Saraçhane fiili 1 Mayıs mitingine dönüştü. Taksim’e iki yüze yakın işçinin giriş yapması sağlanınca filli miting sonlandırıldı. Beşiktaş Stadı’nın üstünden sloganlarla Taksim Meydanı’na girildi. Anıta çelenk bırakıldı, saygı duruşunda bulunuldu. Ardından Kazancı Yokuşu’nda 1977 1 Mayıs’ında kaybettiğimiz 34 can için anma yapıldı. Anmanın ardından sloganlar ve marşlarla Beşiktaş Stadı’na yüründü.

Evet, bu anlattıklarımızı tarihlerine, mücadelelerine, bağımsız devrimci sınıf çizgilerine sahip çıkan, Saray Rejiminin yasaklamaları karşısında her daim direnişle duran metal, nakliyat, depo, tekstil, kimya, büro işçileri başardı. 2019 1 Mayıs’ına dair Taksim dışında seçenek arama çabalarının zeminini şimdiden dağıttılar. Evet, yasak parçalandı! “1 Mayıs alanı Taksim’dir” diyen işçiler, devrimciler kazandı, AKP kaybetti! DİSK’te yönetici konumlarını sınıf sendikacılığı dışındaki her türlü imkân ve ikbal arayışı için kullananlar, dolgu alanında dağılıp silikleştiler. Maltepe’ye her giden kent suçuna ortak olmanın utancı dışında bir sonuca sahip olmadan geri döndü.

Dörtlü’nün düzenlediği 1 Mayıs 2018 mitinginin, bir önceki yıl düzenlediği 1 Mayıs mitinginden esas itibarıyla pek bir farkı yoktu. Belki kitle otuz-kırk bin kişi daha fazla olabilir. Bununla birlikte Bakırköy Halk Pazarı alanının Maltepe dolgu alanından daha küçük olması herhalde bu farkı anlamsızlaştırıyor. Her iki durumda da topluluk işçilerden ziyade “sol mahallenin” insanlarından oluşuyor ve insanlar kürsüye pek ilgi göstermiyor. Eskiden 1 Mayıslarda teşkilatların gücü ya da canlılığına dair çıkarımlarda bulunulurdu, bu artık mümkün değil ama daha önemlisi lüzumlu da değil. Çünkü genel durum büyük bir geriye gidişe işaret ediyor.

Bu geriye gidişin bir bileşeni de CHP ile sosyalist solun ilişkisi. Bizim mahalle tren salladıkça küçülüyor, küçüldükçe kendine olan güvenini kaybediyor, kendine güvenini kaybettikçe CHP’ye daha çok sarılıyor. Mimarlar Odası’nın dava konusu ettiği Maltepe’deki dolgu alanında eylem yapılması mahallede bir tabuydu. Fakat bu tabu, Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü’nü kitlesel bir mitingle burada sonlandırmasıyla yıkıldı. Dolayısıyla Maltepe tercihinin kimin tarafından yapıldığını tahmin etmek güç değil. Üstelik Maltepe seçeneğine dair tartışmaların bu yıl nereden ortaya atıldığını sonra da nasıl konsensüs haline geldiğini zaten biliyoruz. Açıkçası sorun o meydan ya da bu meydan tercihi değildir, CHP ile tercihin çakışması da değildir. Sorun CHP’nin tercihinin sosyalist sol için bağlayıcı hale gelmiş olmasıdır. Ayrıca bu ilişkide sosyalist solun mesela yetmişlerden farklı olarak ideolojik üstünlüğü de kalmamıştır.

AKP, Reisçi anlayışı doğrultusunda Türkiye’nin rejimini yeniden şekillendiriyor. Bu şekillenme bir devlet partisi olan CHP’yi tarihinde bazı istisnai anlarda olduğu gibi yine popülist bir parti haline getiriyor. “Halkçı” ifadesini bilerek kullanmıyoruz çünkü CHP sözlüğünde “halkçı” solidariste (tesanüte) karşılık gelir, popüliste değil. Bununla beraber yeni rejime hala geçiş sürecindeyiz ve devletçi unsurlar hala CHP’de etkin. Tam da bu yüzden CHP ile bu düzeyde yakın ilişkinin çok kritik siyasal süreçlerde sınıf ihaneti sonuçları doğurmayacağının garantisi yoktur.

Share.

Comments are closed.